Toprağa ve insana merhamet etmeyi unutmuşuz. Küçücük yavruların psikopatik şiddetin yeni kurbanları olarak zuhur etmesi bu yüzden. Toprağı her zamankinden fazla kirlenmesi, insan ilişkilerindeki şüphe, ideolojik bezirgânlık bu yüzden. “Etik epistemolojiden önce gelir” demişti Emmanuel Levinas, “ötekinin tanınması ve geçerli kılınması, sorgu sual edilmesinden önce gelir.” “Gelin tanış olalım” demişti koca Yunus. Muhabbet ve merhamet yoksa, ahlak yoktur.
İnsana sadakat, toprağa sadakat, gerçeğe sadakat. Ticari ve politik propagandanın her şeyi kirlettiği bir çağda, sahih ve halis olana sadakat. İnsanlığın kadim hikâyelerine sadakat.
Yitirdiğimiz ahlakı bulmak için, daha iyi bir kılavuz var mı?
Başka birisine acı verebileceğimin bilinci beni ahlaklı davranmaya iter. Ahlakın ötekinin yüzünde başladığına inanan bir kişi, sırada bekleyen insanların önüne geçemez.
İnsan bir ada değil, kaldı ki bir adayı bile sevgiyle kucaklayan bir deniz var çevresinde; otu var, ağacı var, börtü böceği var. İnsan ilişki içinde bir varlık ve ancak ilişkiyle, başkası tarafından işitilmek ve anlaşılmak suretiyle varlığını ve hayatiyetini sürdürüyor. Kimileri, kadim kelamı değiştirerek, “Önce ilişki vardı” derler. Özsevimizi dönüştürme biçimlerimizden birisi de empati duygusu veya hemhâl oluş. Kendimizi bir başkasının yerine koyarak onun ne düşündüğünü ve hissettiğini anlamak. Doğumdan itibaren bebekler anneleriyle duygusal bir ayar tutturmaya hazırdır. Bu karşılıklı etkileşim, empati duygusunun tohumlarını atar. Batı kültürünün eğitim süreçlerinin, hemhâl oluşun yerine bilmenin empatik olmayan biçimlerini koyduğu ve bunun da nesnel, mekanik ve maddeci bir dünya görüşünü çoğalttığı dile getirilmiştir.
Başarının, bireye kendisini diğer insanlardan üstün görme hakkını verdiği kabul ediliyor. Benlikleri kutsamanın en önemli vasıtalarından birisi başarı. Ama neyi başarmak? İyi bir bilim adamı olmanın, hayırseverliğin veya dürüst bir yurttaş olarak kalmanın günümüz toplumunda şöhret, para ve iktidara tahvil edilebilir bir tarafı yok. Başarı, günümüz Türkiyesi’nde şöhret, para ve iktidarın kapılarını açabildiği sürece anlamlı.
“Görme zafer kazanır; çünkü faydalıdır” diye yazmıştı Jacques Ellul olağanüstü güzellikteki kitabı Sözün Düşüşü’nde. “Görme bizi düşünme ve hatırlama derdinden kurtarır.” Hız unutturur. İmge bombardımanı bizi hatırlamak derdinden kurtarır. Ekran bizi seyirci kılar, seyirci eylemin peşinde koşan kişi değildir, ‘seyirciye dönüşen varlığımız herhangi bir eylemde bulunma imkânımızı felce uğratır’.