Ahmet

Ahmet
@Pyotr
İnşaat Mühendisi
Lisans
Denizli
536 okur puanı
Temmuz 2017 tarihinde katıldı
Sormak gerek, eğer proletarya yöneten sınıf olacaksa kimi yönetecektir? Bu yeni yönetime, yeni devlete tabi olacak bir başka proletarya daha gerekecektir. Sözgelimi bu, Marksistlerin pek hazzetmedikleri, daha düşük bir kültürel seviyede bulunduklarından muhtemelen şehir ve fabrika proletaryası tarafından yönetilecek bir köylü kitlesi olabilir. Veya meseleye ulusal açıdan bakarsak, Slavlar zafere ulaşan Alman proletaryasının karşısında muhtemelen aynı şimdi kendi burjuvazisinin karşısında olduğu gibi köle e itaat etmek durumunda kalacaklardır. Nerede devlet varsa orda kaçınılmaz olarak tahakküm ve dolayısıyla kölelik vardır. Açık veya kamufle edilmiş köleliğe dayanmayan bir devlet düşünülemez.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Politika hayatın diğer alanlarından farklı değildir, yerinde saymak veya geriye gitmek ölüm demektir.
Ancak bir duygu var ki, insanı çileden çıkarıp isyan ettirebilir, en azından isyan etme ihtimalini arttırabilir: umutsuzluk. Keskin, tutkulu bir duygudur bu. İnsanı ağır, acılı uykusundan çekip alır, ona, en ufak bir ulaşma umudu olmasa bile, daha güzel bir dünyanın var olabileceğini hatırlatır. Kimse uzun zaman umutsuzluk içinde yaşayamaz. Umutsuzluk insanı eninde sonunda ya ölüme, ya da eyleme götürür. Ne tür bir eylemdir varacağı? Şu: Kurtuluşuna, daha iyi hayat koşullarına sahip olmak için dişe diş göze göz savaşacaktır, açık açık yapacaktır bunu. Umutsuzluk bir Almanı dahi mantığından, dengesinden koparabilir; ama herhalde o Almanın bu duruma gelebilmesi için epey bir hakarete uğraması, hayli dayanılmaz baskılara, acılara, haksızlıklara maruz kalması gerekecektir. Sefalet ve umutsuzluk; bu ikisi bile toplumsal devrimi patlatmak için yeterli değildir. Bireysel ya da olsa olsa yerel isyanlar doğurabilirler; halkı topyekun ayağa kaldırmaya yetmezler. Toplumsal devrim, ayırt edici olaylar, acı ve şiddetli deneyimler silsilesiyle aydınlanan halkın içgüdülerinin, sürekli gelişen ve sınırlarını genişleten bir ideale dönüşmesine ihtiyaç duyar; bireyin haklarıyla ilgili genel bir bilince sahip olması, haklarını elde etmek için derin, tutkulu ve deyim yerindeyse dinsel bir inanca kapılması gerekir. Halk, böyle bir ideal ve bu tür bir inancı umutsuzluk dolu bir sefaletle bir araya getirdiği zaman, toplumsal devrim kaçınılmaz ve çok yakın olacak, onu engelleyebilecek hiçbir kuvvet kalmayacaktır.
Çünkü en demokratiğinden en baskıcısına kadar hiçbir devlet halka ihtiyacı olan şeyi veremez: Bu şey halkın aşağıdan yukarıya doğru, her türlü müdahale ve vekaletten bağımsız örgütlenmesidir. Marx'ın sahte halk devleti tasarısı da dahil bütün devletçi sistemler, halkın, halk adına düşünen, halka rağmen davranan bir grup eğitimli ve ayrıcalıklı azınlık tarafından yönetilmesinden başka bir şey değildir.
Kalktı göç eyledi Avşar elleri Ağır ağır giden eller bizimdir Arap atlar yakın eyler ırağı Yüce dağdan aşan yollar bizimdir. Belimizde kılıcımız kirmani Taşı deler mızrağımız temreni Hakkımızda devlet etmiş fermanı Ferman padişahın dağlar bizimdir. Dadaloğlu'm yarın kavga kurulur Öter tüfek davlumbazlar vurulur Nice koç yiğitler yere serilir Ölen ölür kalan sağlar bizimdir. DADALOĞLU