Giriş Yap

Mihail Bakunin

Yazar
8.7
143 Kişi
Tam adı
Mihail Aleksandroviç Bakunin
Unvan
Rus devrimci
Doğum
Pryamukhino, Rus İmparatorluğu, 30 Mayıs 1814
Ölüm
Bern, İsviçre, 1 Temmuz 1876
Yaşamı
Mihail Aleksandroviç Bakunin (Rusça: Михаил Александрович Бакунин; 30 Mayıs [E.U. 18 Mayıs] 1814 – 1 Temmuz 1876), tanınmış bir Rus devrimci ve kolektivist anarşizm kuramcısıdır. Anarşist düşünürlerin ilk kuşağının temsilcilerindendir ve Anarşizmin babaları olarak anılan düşünürlerden biridir. Bakunin, Moskova’nın Kuzeybatısı'nda, Torzok ve Kuvşinovo arasındaki Piramukhino köyündeki aristokrat bir ailenin çocuğudur. 14 yaşındayken Topçuluk Üniversitesinde askerî eğitim aldığı Sankt-Peterburg’a gitti. Eğitimi 1832 yılında tamamlandı ve Rusya İmparatorluk Muhafız Alayı’na düşük rütbeli bir subay olarak atandı ve Minsk’e, Gardinas’a, Litvanya’ya (artık Belarus) gönderildi. Babası Bakunin’in askerî veya sivil göreve devam etmesini istiyorduysa da, o 1835 yılında ikisini de terk ederek, felsefe okumayı umut ettiği Moskova’ya geçti. Bakunin Moskova’da eski üniversitelilerden oluşan bir grupla arkadaşlık kurdu ve ardından sistematik bir idealist felsefe çalışmasına başladı. Özellikle de Schelling, Fichte ve Hegel’e yoğunlaştı. Başından beri o ve arkadaşları çalışmalarını, o dönem modern bilimin başkenti sayılan Berlin’e bir seyahat yaparak tamamlamak istiyorlardı. Bakunin’in âilesi bu yolculuğun masraflarını karşılamayı reddetti; ama sonunda yumuşadılar ve 1840 yılında yolculuğa çıktı. O sıralar Bakunin’in plânı üniversitede profesör olmaktı (arkadaşlarının deyimiyle “doğruluğun râhibi”). Fakat daha sonra “Sol Hegelciler” adı verilen radikal öğrencilerle karşılaştı ve onlara katıldı. Berlin’deki sosyalist harekete dâhil oldu. Buradan Proudhon ve George Sand’le karşılaşacağı, Polonyalı sürgünlerin lideriyle tanıştırılacağı Paris’e geçti. Paris’ten İsviçre’ye seyahat etti. Burada bir süre kalarak sosyalist hareketlerde faâl olarak bulundu. İsviçre’deyken, Bakunin Rusya hükûmeti tarafından Rusya’ya çağrıldı ve çağrıyı reddetmesi üzerine mallarına el konuldu. 1848 yılında Paris’e döndüğünde, Rusya’ya karşı ateşli bir saldırı başlattı ve bu Bakunin’in Fransa’dan sürülmesine neden oldu. 1848’in devrimci hareketleri kendisine demokratik bir kampanyaya katılma fırsatını verdi ve 1849 Mayısındaki Dresden ayaklanmasına katılması nedeniyle tutuklandı ve ölüm cezasına çarptırıldı. Bununla birlikte idam hükmü ömür boyu hapse çevrildi ve Rus yetkililere teslim edildi. Hapsedildi ve 1855 yılında doğu Sibirya’ya gönderildi. Bakunin Amur bölgesine gitmek için izin talep etti ve buradan kaçmayı başararak Japonya’ya, ardından da 1861 yılında Amerika Birleşik Devletleri'nden İngiltere’ye geçti. Geri kalan yaşamını batı Avrupa’da, özellikle de İsviçre’de sürgünde geçirdi. 1869 yılında Sosyal Demokratik Birliği kurdu. Bununla birlikte Birinci Enternasyonal’in uluslararası bir organizasyon olduğu ve yalnızca ulusal organizasyonların üyeliğe kabûl edildiği bahanesiyle Bakunin’in kurduğu birlik Birinci Enternasyonal’e alınmadı. Oluşturulduğu yıl dağılan bu birliği oluşturan çeşitli gruplar daha sonra Enternasyonal’e ayrı ayrı katıldılar. 1870 yılında Bakunin Lyons’taki başarısız bir ayaklanmaya önderlik etti. Ayaklanma daha sonra Paris Komünü için örnek teşkil etti. Karl Marx ve Friedrich Engels daha sonra bu komünü onayladılar ve onu proletarya diktatörlüğünün bir örneği olarak tanımladılar; bununla birlikte Marx Lyons’taki ayaklanmanın erken ve maceracı bir ayaklanma olduğu görüşündeydi.[2] Çünkü başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Aynı zamanda da Bakunin'in önderliğinde olması böyle bir değerlendirmeyi getirebilirdi. Bakunin’in 1872’deki Lahey Kongresi’nde Marx’ın üstün gelmesiyle Enternasyonal’den tasfiye edilmesi, Marksist düşüncenin devletin nihâî çözülmesinden önce kurulmasını öngördüğü işçi devleti görüşü ile Bakunin’in böyle bir ara basamağa gerek olmadığına dâir görüşü arasındaki uyuşmazlığın açık bir temsili oldu.[3] Marx’ın (dehâsını kabûl ederek) yaptığı sınıf çözümlemesini ve kapitalizme ilişkin öne sürdüğü ekonomik teorilerini kabûl etmekle birlikte, Devlet ve Otorite hakkındaki görüşlerini de son derece âciz, yetersiz buluyordu. Marx’ın küstah ve kibirli olduğunu ve yöntemlerinin komünist devrimi tehlikeye atacağını düşünüyordu. "Bakunin Yahudi kökenli olduğu için Marx’a saldırarak anti-semitist olduğunu da açığa vurdu" diyenler de vardır. Fakat ilginç olan Marx'ın redaktörlüğünü yaptığı Neue Rheinische Zeitung'da Bakunin'in Rus ajanı olduğunu iddia eden bir haberin ciddi imiş gibi yayınlanması ve Avrupa'da tüm burjuva basınının ve bunlara hâkim Yahudi kökenlilerin bu sözde haberi sık sık tekrarlamaları karşısında Bakunin anti-semitist sayılabilecek ifâdeler de kullanmıştır. Bu haber özellikle Marx'a çok yakın Utin (daha sonra Çar'dan özür dilemiş ve Rusya'da yaşamasına izin verilmiştir) tarafından sürekli gündemde tutulmuştur. Bakunin 1873 yılında Lugano’da bir köşeye çekildi ve 13 Haziran 1876’da Bern’de öldü.

İncelemeler

Tümünü Gör
Mihail Bakunin...
Her ne kadar Bakunin' in eserleri, öğretileri ve bakış açısı; bizim gibi biat, itaat ve bilinçsiz sadakat kültürü ile bezenmiş toplumlarda bir başkaldırı, ortadan derhal kaldırılması gereken bir oluşum olarak gözüküyorsa da Bakunin, Anarşist ruhlara sahip olan insanlar için bir kamçı görevi görmektedir. Kitabın içerisinde geçen konular, -üst tarafta da belirttiğim gibi- bizim yetişmiş olduğumuz öğretiler ile ters düşmektedir. Bu yüzden kitabı okuyacak insanların, ona empoze edilen bilgileri bir kenara bırakması ve sakin kafayla, gerçekten yazarın ne dediğini anlamaya çalışarak okuması gerekmektedir. Bu kitap hakkında şimdilik söyleyeceklerim bu kadar. Daha ilerisi "Silivri Soğuktur..." Dememe yol açabilir.
Reklam
324 syf.
·
3 günde
·
Puan vermedi
İncelemeyi Öteki Yayınevi, 2016, Sinan Ergün çevirisi üzerine yapıyorum. Kitabın girişindeki Ergün'e ait GÜNÜMÜZDE BAKUNİN'İ OKUMAK... adlı metinde de belirtildiği gibi eser oldukça eleştirel bir tavra sahip. Yine bu metinde Türkiye'deki siyasal hareketler içerisinde anarşizmin yerine değinir Ergün. Bakunin'in bu eseri için, ön bilgi adına adı geçen giriş metnini yetersiz ve özensiz buluyorum. Bakunin'e ait metinlerdeki kimi kasti cümleler için de dipnot eksikliğinin yine belirgin olduğu kanısındayım. Eserin adı Tanrı ve Devlet olmasına karşın Bakunin'e ait iki çalışmayı içerir, ötekisi de Marksizm, Özgürlük ve Devlet dir. Baskı yılı sırasıyla 1871 ve 1870-72 İçerik şöyle; TANRI ve DEVLET Birinci Bölüm Kitabın ilk cümleleri şöyle; "Kim haklı? İdealistler mi materyalistler mi? Sorun bir kez bu şekilde konuldu mu, her türlü tereddüt imkansız hale gelir. Hiç kuşkusuz idealistler haksız, materyalistler haklıdır." Bakunin bu keskin, net görüşüyle Hristiyanlığı ilk günah bağlamında ele alarak insan gelişimini ketleyici özelliğini gösterir. İnsan gelişimi(bireysel ve kolektif) üç temel koşula bağlanır;insanın hayvansallığı, düşünme, eylem. Tanrı inancını insanlığın evrensel hatası olarak görür. İkinci Bölüm Bu dinsel, mistik inançları insan aklının sapışından çok, insanın çarpık varoluşunun darlığının, utancının içgüdüsel ve tutkulu protestosu olarak görür. Bilim, eğitim, kutsal idea, otorite gibi kavramların uygarlıklara yansıyışını tarihsel ve düşünsel kişiliklerle birlikte eleştirir. Teorik idealizm ve pratik materyalizm arasındaki köprüyü görünür kılmaya çalışır. Üçüncü Bölüm Metafizik ve teolojik kanıtların, bir saçmalığı bir ötekiyle kanıtladığını söyleyerek, bunu, onun temel özelliği olarak görür. Doktriner Deizmin doğuşunu, burjuvazi ve proleteryanın otorite kurumlarıyla ilişkilerini tarihsel bağlamda ele alır. MARKSİZM , ÖZGÜRLÜK ve DEVLET Birinci Bölüm-Giriş Kendi özgürlük anlayışını belirttikten sonra Devrimci Sosyalistler/Kolektivistler/Anarşist-Komünistler ile Otoriter Komünistler arasındaki farkı netleştirir. İkinci Bölüm-Marksist İdeoloji Marks'ın, üretilmiş tüm ahlaksal, entelektüel olguların temelini ekonomik olgulara dayandırışını eleştirir. "Siyasal bilinç" kavramına değinir. Üçüncü Bölüm-Devlet ve Marksizm Marks'ı kendi düşüncesi içindeki tutarsızlıklardan ötürü eleştirir. Onun yurtseverliği, Almanya'daki 'bir tür küçük komünist kilise' oluşturma çabası, Sosyalist kimliğinin yanında Bismarck(aristokrat ve monarşist) ile benzerliklerini, otorite ilkesiyle flörtüne ve bağlılık ilkesine olan ihanetine, 1.Enternesyonalizm içindeki tekelciliğine, sert söylemler yöneltir Bakunin. Dördüncü Bölüm-Enternasyonalizm ve Devlet Marks'ı büyük bir deha olarak görmesinin yanında onun hükümetçiliği ile sosyalist devrimi arasındaki tezatlığı vurgular. Beşinci Bölüm-Sosyal Devrim ve Devlet Marks ve takipçilerini sınıfsal-burjuvazi özgürlüğüne karşı kendi büyük insan özgürlüğünden bahseder. Kölelikten kurtuluşu Özgürlük ve Dayanışmada görür. Dayanışmanın başlıca temelleri; eşitlik, kolektif emek ve kolektif mülkiyettir. Altıncı Bölüm-Politik Eylem ve İşçiler 1. Enternasyonal'in programını; "Ezilenlerin kurtuluşu yalnızca onların kendi eseri olabilir" diye belirttikten sonra Marks'ın bilimsel sosyalizminin bir rüya olarak kalmaya mahkum olduğunu söyler. Ancak yine de kolektif kurtuluşun temelini, geçmiş siyasal deneyimlere nazaran, umutla, burada yatabileceğini söyler.
Tanrı ve Devlet
8.9/10 · 355 okunma
·
304 syf.
·
50 günde
·
Beğendi
·
8/10 puan
Sindirerek okumam gerektiğini düşüdüğüm için sınav döneminde okumayı tercih ettim, dolayısıyla bitirmem fazlasıyla uzun sürdü. Halbuki kitabın şaşırtıcı derecede akıcı ve eğlenceli bir dili var. Hatta bazı yerlerde resmen güldüm. Dönemine göre bu kitabı yayımlaması bile başlı başına bir cesaret işiyken, diliyle dahi baş kaldırmış, yaşananlar ve insanların tepkilerine mizah eklemiş sanki. Bakunin'in bu kitabın hakkını verdiğini düşünüyorum. Neye neden itiraz ettiğini, düşüncelerini, tarihi olayları mantık çerçevesinde oldukça yalın bir dille anlatmış. Genel görüşlerine katılmasa dahi bir insanın haklı olduğu bir nokta varsa tarafsız bir şekilde ona hak vermiş, yanlış olduğunu düşündüğü bir durumda da sebepleriyle birlikte neden böyle düşündüğünü açıklamış. Bu kitabı okurken hayli eğlendim. Aynı zamanda tarihi çok seven ve ilgi duyan biri olarak okullardaki tarih eğitiminin ne kadar yetersiz olduğunu fark ettim. Bize bahsedilmeyen, adı bile anılmayan öyle olaylar olmuş ki... Dolayısıyla bu kitabı okurken bir yandan da bilgi takviyesi yapmak gerekiyor. Toplumsal devrimin gerekliliğini, amacını ve nedenlerini başarılı bir şekilde ayrıntıyla anlatmış, ama yöntemlerine kısacık değinmiş ve sonrasında ne beklenmesi gerektiğinden bahsetmemiş bile. Tüm kitap boyunca "Devrim gerçekleştikten sonra yeni düzen ne olacak, nasıl olacak?" sorusu vardı kafamda ve kitabın son bölümünde en azından buna yer verileceğini umut ediyordum, fakat "Halk kendi yolunu bulacaktır" demekle yetinmişti sadece. Bu bakımdan hayalperest ve gerçekdışı olmakla Marx'ı suçlarken, Bakunin'in kendisi de öyle olmaktan kaçamamış bence. Sonuçta bir şeyler havada kaldı, tam yerine oturmadı. Yine de karşılaştıracak olursam, Komunist Manifesto'dan çok daha akıcı, mantıklı, ayrıntılı ve iyi yorumlanmış bir kitaptı. Bu kitabı okumanın çok şey katacağını düşünüyorum.
Reklam
2
4
50 öğeden 1 ile 10 arasındakiler gösteriliyor.
©2022 · 1000Kitap Web Uygulaması · 2.26.42