..."kontrolü kaybetme fikri bizler gibi kontrollü insanları her şeyden çok cezbeder.Gerçek anlamda uygarlaşmış insanlar -ki eski insanlar da bu konuda bizden farklı değillerdi- eski, hayvani benliğin kasten bastırılması yoluyla uygarlaştırmışlardır kendilerini. Bu odadaki bizler Yunanlardan ya da Romalılardan çok farklı mıyız gerçekten? Saygıyı, inancı, sadakati, fedakârlığı saplantı haline getirmiş halimizle? Bütün bunlar çağdaş zevklerimize göre fazla ürkütücü değil mi?"
Fakat çoğu zaman bizi benliğimizin farkına en çok vardıran da yine acı değil midir? Çocukken tüm dünyadan ayrı bir birey olduğunu anlamak, dilini yaktığında, dizini yardığında senden başka hiç kimsenin ve hiçbir şeyin canının yanmayacağını, her bireyin sızısının ve acısının tamamen kendisine ait olduğunu öğrenmek korkunç bir şeydir. Büyüdükçe ne kadar yakınımız olursa olsun hiç kimsenin bizi gerçek anlamda anlayamayacağını öğrenmekse daha da korkunçtur. Bizi en mutsuz eden bizzat kendi benliklerimizdir ve işte tam da bu yüzden benliklerimizi yitirmek için yanıp tutuşuruz, sizce de öyle değil mi?
Aristo, Poetika'da der ki," dedi Henry, "ceset gibi gerçekte görmesi rahatsız edici şeyler sanat eserlerinde bakmaya doyulmayacak manzaralara dönüşebilir."
Onun o güçlü şahsiyeti beni biraz sersemletmişti ama yaptığı teklifin aşırılığı da oldukça ilgi çekiciydi. Eğer onun eğitiminin göstergesi olacaksa, öğrencileri yeterince etkileyiciydi ve hepsi birbirinden farklı olsalar da hiçbir şekilde çağdaş olmayan, aksine antik zamanların o tuhaf, mesafeli tavrını taşıyan çarpıcı bir havaya, acımasız, yapmacık bir cazibeye sahiptiler: olağanüstü yaratıklardı, o gözler, o eller, o bakışlarla sie oculos, sic ille manus, sic ora ferebat. Onlara imreniyor, onları son derece çe kici buluyordum, dahası bu tuhaf halleri doğal olmanın çok ötesinde, ilmek ilmek işlenmiş olduğunu her açıdan belli ediyordu.