Kral Süleyman'la karıncanın hikâyesini düşün. Bir gün çölde yürüyen Kral Süleyman, sıcak kumların üzerinde tek başına koşturan bir karınca görür. Gittiği yöne baktığında, alabildiğine uzanan çölden başka hiçbir şey göremez. Hayvanların dilini de konuşabildiği için karıncayı eline alıp bu vaziyette nereye gittiğini sorar. Karınca kendisini yere bırakmasını rica edip güzelliklerinden büyülendiği ceylanların peşinden gittiğini, onlara ulaşması gerektiğini söyler krala.Karıncayı ceylanların dünyasına yakıştıramayan Kral Süleyman, "Senin gibi bir toz tanesinin ceylanlarla ne îşi olur? Sen o güzelliğe erişebileceğini mi sanırsın?" diye sorar küçümseyerek. Karınca kendisini yere bırakması için ısrar eder yine. "Sen onlara ulaşamazsın ki. Ayak izlerine gömülür, kumların altında heba olursun. Kendi işine bak sen. Karıncalığını bil. Topla, biriktir ve kalabalıkların arasında hayatta kalmana bak," der Kral Süleyman. Karıncanın cevabı nettir: "Büyük Kral, beni yere bırak. Kendi yolumda giderken ölmek bile bana tatlı gelir."
___Yüreğini dinlemek, kendi yıkımını göze almak pahasına her şeyden uzaklaşıp kendi yüreğine yaklaşmak da bir mutluluk tanımıdır. Yürüyebileceğin yolları, yüreğinin büyüklüğüyle ölçmek kendine vereceğin en değerli armağandır.
Çünkü uzaklaşmak özgürlüktür sevgili dostum.
Ve ancak özgürsen gerçeği yaşayabilirsin. Özgür olmadığın sürece kendi hayatına bile sahip değilsin...:)
"Kimse yıllarını yerine koyamayacak,kimse sana yıllarını geri vermeyecek.Ömür başladığı yoldan gidecek ne kendi rotasını değiştirecek ne de dümeni tümüyle eline alacak..Gürültü yapmayacak,hızına dair seni uyarmayacak,sessizce kayıp gidecek ne bir kralın buyruğuyla ne de halkın beğenisiyle geciktirilecek..
Kendinden uzaklaşıp başkalarına sığınmak,yolunu başkalarının tayin etmesini beklemek,incindiğin halde o yerləri terk edecek cesareti içinde bulamamak ne acıdır..