Caner Yaman

Caner Yaman

YazarEditör
7.8/10
7,7bin Kişi
·
37,9bin
Okunma
·
273
Beğeni
·
18,5bin
Gösterim
Adı:
Caner Yaman
Unvan:
Yazar, İngiliz Dili ve Edebiyatı’nda Araştırma Görevlisi
Doğum:
Zonguldak, Türkiye, 1980
Caner Yaman Zonguldak’ta doğdu.

Lisans ve Yüksek Lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı.

İrlanda ve İngiliz edebiyatından çevirileri bulunmaktadır.

2012 yılında Uluslararası Fotoğraf Federasyonu (FIAP) tarafından kendisine Uluslararası Fotoğraf Sanatçısı (AFIAP) unvanı verilmiştir.

Deneme ve hikayelerden oluşan ilk kitabı SONRASI YOK, Ekim 2014′te yayınlanmıştır.

Halen Bülent Ecevit Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı’nda Araştırma Görevlisi olarak görev yapmakta ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde İngiliz Edebiyatı Doktora programında eğitimini sürdürmektedir.
Sonra alışıyorsun işte...
Kıpır kıpır olan o kalbin eskisi gibi atmıyor artık.

Uyumadan önce”arasam mı” diye düşünüyorsun.

Ya da uyanır uyanmaz, bir şey yazdımı diye telefona sarılıyorsun. Ne denir bilmiyorum ama soğuyorsun!

Dünyalar kadar sevdiğin gidiyor hayatından. Yaşayamam dedikçe ömrün uzuyor sanki!

Nihayet alışıyorsun birinin yokluğuna ama,

"o biri.."

Senin sevgiye olan inancını kırıyor.

"Bir daha kimseye.."
"ona baktığın gibi bakamıyorsun.."
"ona güldüğün gibi gülemiyorsun.."
ona dokunduğun gibi dokunamıyorsun.."
"Kısacası..."
" Bir daha sevmeyeceksin bir başkasını.
Uğruna ter döküp savaşacağım hiçbir sevgiyi istemiyorum artık.. Benim; dümdüz, telaşsız, kendiliğinden gelip kafa yormayan, güzel şeylere ihtiyacım var.
“Uğruna ter döküp savaşacağım hiçbir sevgiyi istemiyorum artık... Benim; dümdüz, telaşsız, kendiliğinden gelip kafa yormayan, güzel şeylere ihtiyacım var...”
Sonra alışıyorsun işte...
Kıpır kıpır olan o kalbin eskisi gibi atmıyor artık.

Uyumadan önce”arasam mı” diye düşünüyorsun.

Ya da uyanır uyanmaz, bir şey yazdımı diye telefona sarılıyorsun. Ne denir bilmiyorum ama soğuyorsun!

Dünyalar kadar sevdiğin gidiyor hayatından. Yaşayamam dedikçe ömrün uzuyor sanki!

Nihayet alışıyorsun birinin yokluğuna ama,

"o biri.."

Senin sevgiye olan inancını kırıyor.

"Bir daha kimseye.."
"ona baktığın gibi bakamıyorsun.."
"ona güldüğün gibi gülemiyorsun.."
ona dokunduğun gibi dokunamıyorsun.."
"Kısacası..."
" Bir daha sevmeyeceksin bir başkasını.
224 syf.
·1 günde·1/10 puan
YouTube kanalımda bu tür ölmeden önce okunması gereken değil okumadan önce ölünmesi gereken çay edebiyatı kitapları için içerikler hazırlıyorum: https://youtu.be/xHTvIh7z7ws

Eyvallah 1 kitabı tarifi için malzemeler:
2 su bardağı tasavvuf
1 su bardağı yağmur suyu
5 çay kaşığı çay
1 demet fesleğen
200 ml. Neutrogena bakım kremi
2 tatlı kaşığı başkası adına utanma
1 adet kendi çıkarları için dini kullanmak

Eyvallah 1 kitabının yapılışı:
1- 2 su bardağı tasavvufu yağmur suyu ve çay ile birlikte hafif yumuşayana kadar kaynatın. Bu arada bu incelemeyi sonuna kadar okuyun ve aynı zamanda pişirdiğiniz tasavvufun çok yumuşamamasına da dikkat edin.
2- Bir tavada fesleğen ile Neutrogena bakım kremini yumuşayana kadar kavurun.
3- Başkası adına utanmaları da ekleyerek kavurmaya devam edin.
4- Farklı bir tencerede kendi çıkarları için dini kullanmayı da okurlar kendi beyinlerindeki suyu salıp, iyice manipüle olana kadar kavurun. Manipüle olan okurları kitabın başından alın ve soğumaya bırakın.
5- En sonunda bütün hepsini birleştirip kitabı Çok Satanlar bölümünde servis edebilirsiniz, afiyet olsun!

Arada bir Hikmet Anıl Öztekin kitaplarını okuyarak yaptığım sanal bir doğal seçilim taktiğiyle birlikte kendi takipçilerim arasındaki Hikmet Anıl Öztekin kitaplarının potansiyel sevicilerinin beni takipten çıkmalarını ve engellemelerini sağlıyorum, böylece zamanla güçlü kitapları zayıf kitaplara tercih eden daha kaliteli bir takip kitlem oluşuyor. Başkası adına utanma evriminde bu seferki durağımız da yukarıda tarifini verdiğim, tasavvuftaki "Hamdım, piştim, yandım" mertebelerini çok yanlış anlayan ve "Yazdım, sattım, para kazandım" seviyeleriyle karşımıza çıkan "Eyvallah 1" kitabı.

Kitap "Hala çayı sessizliğe demletenler var ya içimizde, hepsine Eyvallah..." cümlesiyle açılış yapıyor. Askerliğimi yıllar önce bir çaycı olarak ve Hikmet Anıl Öztekin'in bu kadar ünlü olmadığı zamanlarda yaparken orada çayı 10 kuruşa satıyorduk. Memlekete döndüm ve bir de ne göreyim... Herkesin elinde Hikmet Anıl Öztekin kitapları ve normal bir çayın fiyatı en az 5 lira olmuş! Yani şu haberde de görebileceğiniz gibi Çaykur'un üst üste 3 yıl zarar açıklamasıyla birlikte Hikmet Anıl Öztekin'in ve çay edebiyatının çay sektörüne verdiği zararı başka kimse vermiyor arkadaşlar: https://www.evrensel.net/...rari-733-milyon-lira

Keyif çayı ya da ışıklı top atmak yerine halkınızı daha mutlu etmek için atabileceğiniz Eyvallah 1 kitabı, baş karakterinin içinde biriken bütün şeyleri fesleğen kokulu satırlarla birlikte avuçları fesleğen kokulu bir kadına anlatmak istediği bir kitap. Arkadaşlar zaten farkındaysanız son zamanlarda şöyle üçlü isim tamlamalarını artık daha sık kullanarak uzaktan eğitimden sıkılan öğrencilere permütasyon-kombinasyon konularını daha rahat öğretebilmeyi amaçlıyorlar, bu büyük resmi bir tek ben görmemişimdir umarım: Şiir sakallı adam, roman ceketli çocuk, fesleğen kokulu kadın, öykü bluzlu hanım, otobiyografi bağırsaklı bey... şeklinde gidiyor. Gördüğünüz gibi Doya Doya Moda programında jüri olan Kemal Doğulu'dan sonsuza kadar kombin linci yiyebileceğimiz bir kitap içeriğiyle karşı karşıyayız.

Kitabın 27. sayfasında şöyle bir cümle geçiyor:
"O pahalı kremlerin yapamadığını yapar dualar. Hem sadece elinize değil, içinize de iyi gelir." (s. 27)

Evet, ben de manevi olarak rahatlamak için pek çok kişi gibi dua ediyorum arkadaşlar fakat bu alıntıyı görünce aklıma tam olarak karşılaştırılan iki şeyin birbiriyle uzaktan yakından alakası olmadığını anlatan "No Correlation meme" geldi, yani tam olarak şöyle: https://hizliresim.com/Jllxj3

Başta verdiğim Eyvallah 1 kitabı tarifindeki malzemelerin arasında Neutrogena bakım kremi bulunmasının sebebi de tam olarak buydu. Çünkü hayatlarında belki de hiç dua etmemiş Neutrogena ya da Nivea şirketlerinin CEO'ları bu alıntıyı görürse muhtemelen Norveç ülkesi için de bir marka boykotu yapmak zorunda kalırız gibi görünüyor, hatta çok yakın zamanda Eyvallah 1 kitabı yüzünden hepimiz boykot amacıyla Neutrogena kremleri alıp bütün vücudumuza sürmeye başlayabiliriz.

Kitabın ilerleyen kısımlarında ise Hikmet Anıl Öztekin'in bir çift kişiliği olarak ortaya çıkan "fesleğen" metaforunu görüyoruz. Böylece Dostoyevski'nin Öteki kitabındaki Bay Golyadkin'le ya da David Fincher'ın Dövüş Kulübü filmindeki Tyler Durden'la birlikte edebiyattaki kişilik bölünmelerine ve çift kişilik temalarına Hikmet Anıl Öztekin'in fesleğenini de ekleyebiliyoruz. Hatta Eyvallah 1 kitabını edebiyat dünyasındaki sivrisinek niteliğinde olan kaliteli kitapların yanında onları kaçıran bir fesleğen olarak da kullanabileceğimizi düşünüyorum çünkü;

"Bir gün, bir fesleğen kokusu çıkıp gelecek ve hatıralardan önümüze bir sofra kuracak." (s. 58)
"Oradaydı. Fesleğen kokuyordu elleri." (s. 91) şeklindeki cümlelerle ilerleyen zamanlarda MasterChef Türkiye elemelerine katılıp muhtemelen yapacağı pesto soslu yemeklerle birlikte Hikmet Bey'in çok iddialı bir şampiyonluk adayı olacağına ve kendi kitaplarından Danilo Şef'e de hediye ederek onun gün geçtikçe bozulan Türkçesini düzelttiğine tanıklık edebiliriz. Hatta bu kitabın içerisinde fesleğenlerle birlikte pek çok yer kaplayan ramazan temalı alıntıların sebebinin de ilerleyen yıllarda oruç saatleri içerisinde yayınlanacak bir MasterChef Ramazan Özel programıyla birlikte gelişen bir komplo teorisi olduğunu düşünmekteyim.

Yazarın yaptığına benzer bir sonla incelememi artık tamamlamak istiyorum. Çünkü gerçekten de bu hayatta pek çok "Eyvallah" var arkadaşlar, bu eyvallahlarınızın bir plütonyum değerinde olduğunu keşfedip Jim Carrey'in Bay Evet filmindeki gibi her şeye eyvallah diyen ermiş bir insan konumuna erişirseniz Kafka'nın Dönüşüm kitabında bir sabah kalktığında böceğe dönüştüğünü gören Gregor Samsa gibi siz de bir sabah kalktığınızda kendinizi Gandhi'ye dönüşmüş olarak bulabilirsiniz, demedi demeyin. O zaman sizin de kendi eyvallahlarınızı yorumlar kısmına bekleyerek ve kendi eyvallahlarımı da sıralayıp gidiyorum...

Eyvallah diyorum bu incelemeyi buraya kadar okuyana,
Eyvallah diyorum bu incelemeyi beğenene ve paylaşana,
Eyvallah diyorum başkası adına utanana,
Eyvallah diyorum kalan ne varsa her şeye,
Eyvallah, eyvallah...
192 syf.
·1/10 puan
YouTube kanalımda bu tür ölmeden önce okunması gereken değil okumadan önce ölünmesi gereken çay edebiyatı kitapları için içerikler hazırlıyorum: https://youtu.be/xHTvIh7z7ws

Çay var,
İçersen,
İnceleme var,
Okursan...

Oğuz Aktürk

Evet arkadaşlar, gördüğünüz gibi artık ben de kitap çıkarabilecek yetkinliğe ulaşmış görünüyorum. Şu an çay-kahve-meşrubat edebiyatı içeren bir kitap yazıp her dizeyi iki kelimeyle sınırlandırsam, bizzat yaşamadığım halde satırların içine biraz tasavvuf sosu katsam ve sayfaları ormanlarımızın ağlayacağı bir şekilde sadece 5-6 kelime ile doldursam, beni de Çağdaş Türk Edebiyatı başlığı altında çok satanlarda muhtemelen görürsünüz.

Binlerce kişi tarafından okunmuş ve 261 kişi tarafından 10 puan verilmiş bu kitabın içinde neler yazıyor hadi hep beraber bakalım... İncelemeyi okurken yanınızdan çay paketlerini, semaverleri ve semazenleri eksik etmezseniz sizin için daha verimli bir süreç olacağını düşünüyorum.

Yazarın sayfasında yazarı tanıtıcı olarak şu cümleler yazıyor:
"Küçük yaşlardan beri tasavvufa ve şiire yatkınlığı olup şiir, yağmur ve çay aşığıdır. Bu nedenle yazarın ilk kitabı “Elif Gibi Sevmek” tasavvuf ve şiirin bütünleşmesiyle ortaya çıkmış bir eserdir."

Evet, ne kadar mükemmel değil mi? Siz, şiir, yağmur ve çay aşığı olabildiniz mi? Siz tasavvufu hiç yaşamayıp tasavvufla yatıp kalkan, kitaplarına tasavvufu süslü bir şekilde koyup bunun üstünden para kazanmaya çalışan, Türk mutasavvıflarının tarihini kaleme alan Fuad Köprülü'nün bu eseri tasavvufu yaşamadan kaleme aldığı için eleştirilmesine rağmen Hikmet Anıl Öztekin gibi birisi olmak nedir bilir misiniz? Eğer tasavvuf kültürünü Mevlana, İbn Arabî, Abdülkadir Geylani gibi isimlerden değil de Elif Şafak, Hikmet Anıl Öztekin ve Hakan Mengüç gibi isimlerden öğrenmeye çalışıyorsan Allah sana akıl fikir versin kanka, bence sen bu incelemenin buradan sonrasını okuma.

Evet,
O zaman,
Muhteşem,
İncelememe,
Devam ediyorum...

"Kendi çayını kendi demleyen,
dostlara selam olsun..." (s. 17)

Evet, 17. sayfada yazan bu muhteşem cümleleri okuduktan sonra kendi varlığımı sorguladım diyebilirim. Eğer yazara göre kendi çayımı kendim demlemiyorsam bana selam olmuyor. Yani çayımı annem, babam ya da arkadaşım demliyorsa sanırım ki selamsız sabahsız biri haline geliyorum maalesef. Gördüğünüz gibi sadece tek bir alıntı üzerinden ne kadar kafa patlattım. Bu yüzden gerçekten de çok kafa dağıtan bir kitap olduğunu söyleyebilirim. Hikmet Anıl Öztekin adlı keskin nişancının uzak mesafeden bana sıktığı nitelikli edebiyat kurşunlarından nasıl kaçacağımı inanın hiç bilmiyorum.

"İlk kez gitmiştik,
Kız Kulesi'nde, "Beni ne kadar seviyorsun?" diye sordu,
sustum,
konuşamadım,
dünyada sevgimi anlatacak kadar çay yoktu..." (s. 22)

İnsanların sevgililerinden neden ayrıldıkları ve çay mühendisliği konusu üzerine yüksek lisans yapmış olan filozof Hikmet Anıl Öztekin'in bu satırlarda anlatmaya çalıştığı şey gerçekten de çok derin. Hatta bu satırlar hakkında bir şey deme çabası yerine neden bu satırlara dair tiyatral performansımı izlemeyesiniz ki? Buyrun: https://www.instagram.com/p/Byk872TFOvf/

"Bardağın arkasında gözlerini görebilmek için neler vermezdim. Sen varken çayı açık içerdim gözlerini göreyim diye, sen gittin zehir gibi bir çay boğazımda, gözlerinin karşımda olmadığını görmeyeyim diye." (s. 23)

Muhtemelen bu tezatlık içeren bağlantıları tam olarak algılayabilmek için Sokrates, Platon, Nietzsche, Hegel, Husserl, Schopenhauer, Kierkegaard, Sartre ve Kant gibi filozofların bütün kitaplarını okumuş olmak ve günde 5 vakit çay içiyor olmak gerekiyor. Çünkü sevgilinizin gözlerini semaverin içinde kaynatınca, muhafazakarlığın ve İslam bağlılığının ölçüsünü çay ile sağlayınca, hatta birazdan örnek vereceğim gibi sayfalarda sadece birkaç kelime yazacak şekilde bir kitap yazınca ormanlar da çok mutlu oluyor kardeşim.

"Öyle bekledik işte; geleceğinden mi sanki, sevdamızdan..."
(s. 35)

Bu alıntıyı tam olarak anlayabilmeniz için, https://ibb.co/BBk4Dqw bu fotoğrafa bakmanız gerekiyor. Çünkü çay bardağındaki çayın azalışıyla senkron bir şekilde giden satırlar, bir sağa bir sola yazılıp deprem efekti verilmişcesine dizeler benim bütün paramı Hikmet Anıl Öztekin kitaplarına yatırmamı talep ediyor. Çünkü neden olmasındı?

"İstanbul bana, ben sana sırılsıklam..." (s. 73)
"Yaşama dair..." (s. 129)

Hani Kaz Dağları'ndaki ağaç kıyımını boykot ediyoruz ya, bir sayfaya sadece 5 ve 2 kelimelik bir cümle yazıp geçen ve bütün ağaçların herhangi bir Hikmet Anıl Öztekin kitabı sayfalarına dönüşmek için yanıp tutuştuğu bu edebiyat dahisini henüz okumamış olmanıza gerçekten anlam veremiyorum. Hölderlin, Rilke, Puşkin, Cemal Süreya, Turgut Uyar, Arkadaş Zekai Özger gibi şairlerde bu tür özgün satırlara rastlayabildiyseniz lütfen beni uyarınız.

"Çay sensiz demsiz,
Ben sensiz, nefessiz..." (s. 121)

Bu dizelerdeki kelimeleri autotune ve 1 adet mixer ile karıştırırsanız bence siz de çok izlenen bir Rap şarkısına sahip olup edebiyatın Ben Fero'su haline gelebilirsiniz:

çay demsiz nefessiz ben sessiz sensiz
çay densiz sessiz ben nefessiz nefssiz
çay nefessiz sensiz ben densiz demsiz
çay nefssiz densiz ben sensiz sessiz
...

Gördüğünüz gibi sınırsız sayıda çay içeren dize kombinasyonu hilesini aktive etmiş bir Cyborg ile karşı karşıyayız.

Gördüğünüz gibi arkadaşlar, çay artık plütonyum kadar tehlikeli bir madde haline gelmiş. Sevgiyi anlatmak için kullanılan çaylar, semazenlerin dönüş enerjisini karşılamak için kullanılan çay makineleri, Çocuklar Duymasın dizisindeki Hüseyin'in bile çay üzerinden bu kadar prim yapmadığı çaysı dizeler... Anlayamazsınız!

Eğer siz de başkası adına utanmak ve boğazınızdan geçen çay demlerinize sosyal medya soslu tasavvuf edebiyatı katmak isterseniz, yukarıda linki olan videoyu izleyip daha çok eğlenebilirsiniz. Çünkü neden olmasın?
216 syf.
·2 günde·4/10 puan
Yazarın okuduğum ilk kitabiydi. Eyvallah serisini okuduktan sonra okusam daha iyi olacaktı sanki. Hataya düşmüş "açık" bir günahkar olaraktan, kitabi okurken ötekileştirildiğimi hissettim. Fesleğen gibi yarı melankolik, depresif bir arkadaşım olsa ona katlanabileceğim maksimum gün sayısı üç.. Kitabın dili 20 li yaşlarının başında bir kıza pek uygun değil. Zaman zaman polat alemdarın babası ömer baba, bazende devlet bahçeli konuşuyormuş gibi hissettim. Bunu söyle yap kardeşim, sütüne tarçın koyup öyle iç kardeşim gibisinden nasihat temelli yazılardan pek hoşlanmıyorum. Ben fesleğen karakterini asiri burnu buyuk buldum. Haram mi helal mi bilmem yargilamak bana da düşmez ama herkesin aşki kendine kutsal ve biriciktir. Herkes aci çeker. Kavusur, barışır, özler. Zaten kitabın sonu çok belli bile bile okuyorsun, benim anlamadıgim bazi noktalar oldu. Köyde oturduklarını söylerken, bir kaç sayfa sonra mahallelerinden bahsediyor. Köylerin artık mahalle olarak geçmesinden olabilir. Ama geniş bir avludan bahsediyor, ama odası konyanın meşhur "yeşil kubbesi" manzaralı. Anlamadım. Ayrica köyde oturuyorsa mahallede nasıl sahaf işletiyorlar. Birde eylül ayınin sonarina dogru sobalar yanmaya basladiginda ıhlamur agacinin çiçeklerinin kokusundan mest oldugu bir sahne var. Eylül ayında konyada ıhlamur çiçeği ara bul ki koklayasin. En nazlı bitkilerden biri olan ihlamur, eylül sonuna bırakilmaz. Yani biz bırakmiyoruz, iki gun gec topla yagmur yerse sümükleniyor, ya da dalda böcekleniyor. Bizimkilerden biliyorum. Konya'nin ıhlamurları cins olarak farkliysa bilemem.
Hangi kurdu beslersen o kazanir ve çölde hirsiz tarafindan gaspa ugrayan"bunu kimseye anlatma" diyen derviş hikayesine zaten daha önce denk gelmissinizdir. Çay, kahve ve kitap üclemesinin kullaniminda ahmet batmani sollamiş. Ki sukur kalemi ahmet batmandan daha iyi. Yazarin edebi yönü var. Kelime bilgisi ve bunlari uygun yerlerde kullanma acisindan oldukca basarili. Altini çizdigim satirlarda oldu, cok hosuma giden cumlelerde oldu. Beni cocukluguma göturen sayfalarda oldu. Feslegenle Hayatimizin benzer noktalari oldugu kadar, sert çizgilerle ayrilan farkliliklari da var. Bence Allahı bulmanın yolu bu şekilde seriye bağlanmış kitapları okumaktan geçmiyor. Yeni dogmus bir kedi yavrusunun kalbine elinizi koyun, ac bir köpekle son paranizla aldiginiz poğcanizi paylasin, o köpegin gözundeki isiltida zaten kainati göreceksiniz. Yani fesleğen gibi aval aval gök yüzüne bakmanızın geregi yok. Çünkü "O" bize şah damarimizdan yakın. Haydinn bana eyvallah..
136 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Sadece bir kitap deyip geçme çünkü ben öyle yapmıştım yorumları okuduğumda.
İlk cümlesini okuduğunuz andan itibaren sizi o sürükleyici hikayesinin içine çeken, tek solukta okuyacağınız, muhteşem bir roman..
Yazar, kilit noktası olan ögeleri öyle ustalıkla ve özenle yerleştirmiş ki kitaba, âdeta çevirdiğiniz her bir sayfada eksik olan taşlar birer birer yerine oturuyor.. Her sayfayı okumuyorsunuz adeta yaşıyorsunuz...

Okuduğunuz her bir cümleyi iliklerinize kadar hissettiren, kimi yerlerde yüzünüzde bir tebessüm oluşmasına sebep olan, kimi yerlerde de gözlerinizi dolduracak içinizi sızlatacak bir hikaye bu..

Bazı hikayeler tam da bittiği anda başlarmış " Hatırlasana " ise unutmayla başlıyor..
ki unutmak, unutabilmek yaraları sarmanın en kolay yolu değil miydi?

Sizi içine çeken bu yolculuk da tam olarak böyle başlıyor..

Her bir bölüm başı adeta bir durak.. kimi yolcular iniyor, kimileri de dahil oluyor bu serüvene, ta ki son durağa gelene dek..
Bu yolculukla beraber aslında bazı ifadelerin kimi insanlar için görünenden daha fazlası olduğuna şahit oluyorsunuz.. "Unutmak ve hatırlamak " birer kelimeden çok daha fazlası hatta kimileri için hayatın ta kendisi!

Yazarın özenle kaleme aldığı bu romanı herkesin okuması gerektiğini düşündüğüm, yer yer kendinden de parçalar bulacağı muhteşem bir eser! Ve o büyüleyici hikayeden bana kalan tek bir soru: Nasıl ya?


Süleyman Kurt Hatırlasana
136 syf.
·Beğendi·10/10 puan
D&R da gezinirken tesadüfen denk geldim bu kitaba. Arka kapağındaki bir cümle dikkatimi çekti hemen. ”Hatırlamaya cesaretin var mı?”
Bilmem var mı?

Cümleler arasında gezinirken kendimi bulduğum, gizem dolu bir yolculuktu: Hatırlasana...

Eğer sizin de biraz cesaretiniz varsa kitap sizi de farklı bir serüvene taşımak için raflarda bekliyor. Bana kitap okumayı ne kadar sevdiğimi bir kez daha hatırlatan kitap sanki bir film.. Evet yanlış duymadınız film dedim.. Romanın çok üstünde bir metin. Yazarın olağanüstü betimlemeleriyle adeta bir film sahnesine dönüşen her bir sayfa, adeta beyaz perdeye yansıyan yeni bir hikaye.. Ve sizin kafanızda canlandırdığınız tüm düşünceler, tüm karakterler birer birer sahne alıyor bu perdede.. Film bitiyor ama etkisi devam ediyor! Denendi onaylandı :) Aldığım gün hemen bitirdiğim ilginç bir kitaptı. Kapakta bir yanda asla unutmayan fil, bir yanda ise hemen unutan balık... İki zıtlık kapakta öyle güzel durmuş ki tarif dahi edemem. Kitabın kalitesi kapağından bile anlaşılıyor! Unutmanın ve Hatırlamanın ilginç uyumu kitabın sayfalarına da yansıyor. İki zıtlığı öyle güzel işlemiş ki yazar okurken çok şaşırıyorsunuz. Okurken hayret ettiğim, sonra taşların tek tek yerine oturmasıyla daha çok hayret ettiğim ve açıkçası böylesine genç bir yazardan hiç beklemediğim bir roman. İlk kitabını da duymuştum gerçi ama önyargım yüzünden alıp okuma gereği duymamıştım. Şimdi bu yaptığıma gerçekten çok pişmanım :) önyargı insanı yanıltır. hemen gidip ilk romanını da alacağım.

Ve toparlamak gerekirse genç yazarın betimlemleme gücünü ve yeteneğini gözler önüne seren bu ilginç roman, bir anda zihninizde bir filme dönüşüyor.. okumuyor izliyorsunuz. Bir kitaptan çok daha fazlası olduğuna kefilim.. Her insanın elbet kendinden bir şeyler bulabileceğıne yürekten inandığım bu hikayeyi okuma fırsatı elde ettiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum! Önyargılı olmayın ben oldum bakın şimdi pişmanım. Şiddetle tavsiye ediyorum. Eminim pişman olmayacaksınız!

Hatırlasana Süleyman Kurt
136 syf.
·Beğendi·10/10 puan
(İlk kitabını da okumuş biri olarak yazıyorum bunları)
Az önce kapattım kitabın kapağını, görünen o ki büyük bi parçamı orda bıraktım. Hayal Terbiyecisi ne kadar göz bebeği olsa da ben Hatırlasana’yı çok daha özel bi köşeye konumlandırdım şimdiden. İçindeki her bi detay öylesine güzel ki. Ali Atay, Edip Cansever.. Kurduğu dünyanın eksiksiz yansıması olan her bi sembol..
Haykırmalar eksik kalır tüm bu hayranlığım karşısında. Kalemine sağlık. Hayal gücüne sağlık. Diline tekrar tekrar sağlık.
Dilinde öyle bi büyü var ki. Çekimine direnmek mümkün değil. Hiçbir güç yönünü çeviremez. Yeteneği karşısında herkes birer günebakan oluverir ve yazara çevrilir tüm yüzler; kuşkusuz.
Çok sevdim baştan sona çok çok sevdim. ‘Sevmek mübalağa sanatıdır, abartın’ der İsmet Özel. Fakat daha fazlasını bi adım ötesini bilmiyorum ben. Tüm diller yetersiz zaten bu eser karşısında (baş yapıtmış gibi anlatıyorum şimdi çıkıp da sahte demeyin) Hakikaten öyle abartısız n e f i s! Eğer inanmayan varsa bana mesaj atsın bizzat ben hediye edeyim.
Bildiğim ve unutmayacağım en güzel hikayelerden birinin yaratıcısısı.
Sil baştan tadında çok daha özenli çok daha içten.
tam da bu dünya için.
İçindeki senlere ve heyecanı bitmeyen çocuğa iyi ki! Sen hep yaz.
B A Y I L D I M
136 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Unutmak ve hatırlamak.. İşte düğüm noktası.. Bu iki zıtlıktan meydana gelen, merak uyandıran gizemli bir hikaye.. Önce kapağından başlayan ve sonra ilk cümlesiyle beni içerisine hapseden, en sıradışı roman.

”Bazı hikayeler tam da bittiği anda başlarmış. İşte tam da öyle bir hikayeydi benimkisi...”

Kitabı elime ilk aldığımda her şey gayet normaldi, ancak ilk bölümü bitirdiğim an anladım ki bir şeyler var bu kitapta; bir şeyler sizi de içine almak istiyor ve karşı koyamıyor; kayboluyorsunuz.
Her bir bölüm sonunda kafanızda oluşan soru işareti, sizi bir sonraki bölümü okumaya sürüklüyor.. Kendinizi durduramıyorsunuz. Her bir bölüm aslında diğer bir bölümü okuduğunuzda daha anlamlı bir bütüne dönüşüyor. Eksik parçalar tamamlanıyor ve en sonunda anlamlı bir son ortaya çıkıyor. Bölümler ilerledikçe kısa bir süre geçmiş olmasına rağmen, o dünyayı ne kadar benimsediğimi ve ne kadar çok yalnızlaştığımı fark ettim. Ki bunu tek bir şeye yorabilirim o da yazarın dili kullanma becerisi ve anlatımındaki samimiyeti..

Okurken bir çok hissiyatı bir arada yaşadım, yeri geldi güldüm, yeri geldi gözlerim doldu..Ama her şeye rağmen içimde bir yerlerde, eksik olan bir şeylerin yerine oturduğunu hissettirdi ve bu işte çok güzeldi.. Kısacası kesinlikle okunması gerektiğini düşündüğüm, son zamanlarda okuduğum en sürükleyici roman. Süleyman Kurt Hatırlasana
216 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Allah için vazgeçersen sevdiğinden o seni helal dairede elbet buluşturuyormuş.. Muhteşemdi. Beklemeyi, sabrı, Allah aşkını bir sevdada öğrenen iki aşığın yüreğinden dökülen cümleler..

Yazarın biyografisi

Adı:
Caner Yaman
Unvan:
Yazar, İngiliz Dili ve Edebiyatı’nda Araştırma Görevlisi
Doğum:
Zonguldak, Türkiye, 1980
Caner Yaman Zonguldak’ta doğdu.

Lisans ve Yüksek Lisans eğitimini Hacettepe Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde tamamladı.

İrlanda ve İngiliz edebiyatından çevirileri bulunmaktadır.

2012 yılında Uluslararası Fotoğraf Federasyonu (FIAP) tarafından kendisine Uluslararası Fotoğraf Sanatçısı (AFIAP) unvanı verilmiştir.

Deneme ve hikayelerden oluşan ilk kitabı SONRASI YOK, Ekim 2014′te yayınlanmıştır.

Halen Bülent Ecevit Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı’nda Araştırma Görevlisi olarak görev yapmakta ve Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde İngiliz Edebiyatı Doktora programında eğitimini sürdürmektedir.

Yazar istatistikleri

  • 273 okur beğendi.
  • 37,9bin okur okudu.
  • 1.096 okur okuyor.
  • 12,3bin okur okuyacak.
  • 564 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları