·
Okunma
·
Beğeni
·
31708
Gösterim
Adı:
Eyvallah 1
Baskı tarihi:
Mart 2017
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059841917
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Hayy Kitap
Baskılar:
Eyvallah 1
Eyvallah 1
Eyvallah
Herkesin bir derdi vardır. Bazıları geçer, bazıları geçmez. Bazıları anlatılır bazıları da anlatılmaz. Bazen anlatmak istersin ama dinleyecek kimseyi bulamazsın. Bilirsin, muhabbettir ihtiyacın ama edecek kimse yoktur. İşte bu kitap bunun için, dertleşmek için yazıldı. Yalnız olmadığını bil diye yazıldı. Muhabbet için, muhabbetle yazıldı…
Biraz yağmurun, biraz da hüznün düştüğü gecelerde
bu kitabı okurken şunu hissedeceksiniz;
“Hâlâ dertleşebilecek birileri varmış bir yerlerde.”
Muhabbet bir ihtiyaçtır ve bazen insan muhabbet etmeye kimseleri bulamaz etrafında. Hikmet Anıl Öztekin, yalnız olmadığınızı bilmeniz, gönülden gönüle sohbeti yeniden keşfetmeniz için sizi dertleşmeye davet ediyor. Eyvallah gönüllerin pasını silmeye geliyor. Bazen solundan, soluğundan eksilirsin yine de eyvallah dersin ya, işte o zamanlarda can dostunuz olmaya geliyor.
224 syf.
·2 günde·Beğendi·8/10
Bu yazarın her kitabında kendine kattıklarını görmek muhteşem bir duygu benim için.. Kitap gerçekten çok güzel. Bu yazarın kitaplarında en çok içindeki küçük küçük resimleri seviyorum. Kitabı bitirdikten sonra hepsini çizmeye çalışıyorum. O da ayrı bir zevk veriyor bana :) Koleksiyon oluşturdum resmen kendime.Kitaba gelirsek içinde her türlü konu var kısaca hayat var.. Ben beğendim yani okumaya değer diye düşünüyorum. İçine küçük küçük hikayeler eklemiş. En çok oralarını sevdim. Hepsi birbirinden güzeldi. En beğendiğim hikaye 'Bu Nasıl Damat?' Gerçekten herkesin bilmesi gerekiyor bence bu hikayeyi.. Kitapta emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.. Emeklerine sağlık.. Kısaca herkese, herşeye Eyvallah.. :)
224 syf.
·4 günde·Puan vermedi
İncelemeye nasıl giriş yapsam bilemedim. Bu tür kitaplar muhafazakar gençler tarafından tutku ile okunuyor, sosyal medya üzerinde alıntıları fazlaca dolaştığından bir okuyayım 'elbet alınacak şeyler vardır nasipte beklenen' düşüncesi ile okudum fakat nedendir bilinmez bu tür kitapları hiç sevemiyorum. Aşka dair yazılan kitapları normalde de sevmem ama bunu birde İslamla allayıp pullayıp gençlerin önüne itenlere ayrı bir kızıyorum. Bir Müslüman olarak merkeze aşkı almış dünyası aşk olmuş insanlar beni üzüyor oysa başka yaralarımız olmalıydı başka şeylerin sancısını çekmeliydik. Hayatı fazla ciddiye alanların seveceği türden değil bu eser. bu genç kalem daha dolu şeyler için mürekkebini akıtsın diliyorum..
224 syf.
·32 günde·Beğendi·10/10
Tasavvufu bugünkü hayata uyarlayarak yazılmış.Kısa öykümsü hikayeler, şiirler.Yazılarını fesleğene hitap ederek yazıyor.Bir fesleğen metaforu diyebiliriz.
224 syf.
·7 günde·9/10
Aşk'ın insana ve yaradana duyulan halininin roman, şiir ve kıssadan hisseli hikâyelerle güzel bir şekilde harmanlanarak okumaya değer bir eser ortaya konulmuş.
Yazar'ın bir çok tespit ve söylemleriyle duygularınıza tercüman olduğunu hissedeceğiniz, dolayısı ile keyifle okuyabileceğiniz bir kitap...
Beni FESLEĞENDEN nefret ettiren kitap...

O kadar çok konuşuldu o kadar çok önerildi ki önyargım olmasına rağmen alıp okumaya çalıştım.. Bitmesine 50 sayfa kala bidaha açmamak üzere kapattım kitabı. Sağdan soldan toplanan cümlelere birkaç kendi zorlama cümlesini ekleyerek edebiyat yaptığını zannetmiş sayın hocam. Çok fazla alıntı olmasından dolayı özgün olmaktan çıkan çok çok basit bi kitap ortaya çıkmış. Fesleğen o kadar çok kullanılmış ki gerçekten uzun bir süre fesleğen kelimesini duymak istemiyorum.
Eyvallah...
Normalde kitapları yarım bırakmayı sevmem ama maalesef ki yarım bıraktığım üçüncü kitap oldu. Nedeni üstüne çok fazla düşünülecek bir kitap değil, cümleleri okuyunca tek anlam çıkarılıyor zaten.
Bu tarz kitapları okumam aslında ama çok okunduğu ve bazı incelemeler olumlu yönde olduğu için ben de okumak istedim.Tabi benim tarafımdan olumlu olmadı.
Aslında okuduğum yere kadar dahi birçok sayfasından birçok alıntı alınabilecek cümleler vardı ama bu kitaba dair alıntı paylaşmak gelmedi içimden.

Belki bir gün kitabı tamamlamak için tekrar sayfaları açarım.
224 syf.
·4 günde·2/10
Saat gece iki sularıydı...
Kaşarlı domatesli tostumun yanında çay içmek istiyordum ama demlemeye eriniyordum. Bir an için ocaktaki çaydanlığım ile göz göze gelmiştim ve çok geçmeden bana seslendi;

"Hâlâ çayı sessizliğe demletenler var ya içimizde, hepsine eyvallah..." (Giriş)

Gece gece iki gözüm çaydanlığımdan trip yemiştim durduk yere ve gözlerim buğulanırcasına tostumu yerken Sartre'ı kıvrandıran, Niçe'yi peşinden sürükleyen, Egzistansiyalizm'in temel felsefesi olan şu düşüncenin beynime hücum etmesiyle oradan oraya savrulup durdum;

"Herkesin bir derdi vardır. Bazıları geçer, bazıları geçmez." (Giriş)

Artık bu gecenin bütün saatlerini hissedeceğimi kavramıştım. Beni bu tür varoluşsal sıkıntılarla boğuşmaktan kurtaran kitaplara sarılmanın tam zamanıydı işte;

"Mesela çok fazla kitap okudum." (Syf.13)

Tam bu düşüncelerle rahatlamak üzereyken güllaç yemediğim aklıma geldi, nasıl olur? Saat dörde vurmak üzereyken şunu düşünüp rahatladım;

"O gitti, Ramazan geldi. Bir sevgili gitti, on bir ayın sevgilisi geldi." (Syf.15)

Yine de tam olarak rahatlamadığımı fark ederken kolektif bir bunalımın ensesinde olduğumuzu bana hatırlatan, bireyselliğimizi alaşağı eden şu muazzam alıntı beynimde yankılandı;

"Bugünlerde herkes sinirli...
Herkes kavgalı, gürültülü." (Syf.17)

Artık tam manasıyla rahatladığımı hissediyorum, çaydanlığımın tribini de atlatmış gözüküyordum, tostumu afiyetle yemiştim, her şey tamam derken su içmek için mutfağa tekrar girdiğimde o elem verici karşılaşma tekrar yaşandı. Evet evet, çaydanlığımla bir kez daha göz göze gelmiştim, aman Tanrım!
Çaydanlığıma kaçamak bakışlar atarak onun üzerinde bakışlarımı gezdirirken çok büyük olduğunu fark ettim ama neyse ki şu alıntı ile birlikte tekrar bir kuş kadar hafifledim;

"Çay demliğinin büyüklüğüne bakarsanız 3-5 kişinin kaldığını sanacağınız ama yalnız yaşadığım fakirhane." (Syf.22)

Çaydanlığımın kapitalizmi derdest ettiğini anlamıştım artık, bunu kavramam pek zor olmadı.
Çok geçmeden ellerimin kızardığını fark ettim, fazlasıyla kaşınıyordu. Ama kapitalizm alt edilmişti artık kreme gerek yoktu fakat kaşıntı da geçmiyor, hay Allah! Ne yapmalı? "Çok basit," diyerek bir alıntı ellerimi havaya kaldırdı;

"Böyle düşünen insanların ellerini kimyasal pahalı kremler düzeltmez. Ellerin en iyi ilacı avuçlarını semaya açıp dua etmektir." (Syf.23)

Ellerimin hiçbir şeyi kalmadı yumuşacık oldular bir martı teni gibi adeta. Ama bir sorun vardı, tuvaletten değişik kokular geliyordu, acaba Patrick Süskind çaresiz bırakan bu koku karşısında hangi alıntı galip gelecekti;

"Zaten sen yoksun ya, nereye baksam dünya kokuyor..." (Syf.38)

Sorun yok, sadece dünya kokuyormuş, neva problema... Yatağıma nihayet girebilmiştim fakat sorunların ardı arkası kesilmiyordu sadece bu sorunu da çözen alıntıyı bırakıyorum, afedersiniz siz anlarsınız durumu;

"Yazın ortasındayız, yaramaz bir çocuk gibi
çıkıp duruyor bir yerlerden." (Syf.51)

Fakat bendeki bu durum, anevresim sancıların doğmasına ve çarşafa dolanmanın ontolojik tahliline yol açtı;

"Yatan, yastığını öpüp yorganıyla da görüşerek, yani üste gelen ucunu öperek sağ yanına yatar; kalkarken de böyle kalkardı." (Syf.75)

Derin bin nefes çektim, gözlerimi kapattım... Uykumu bir çay kokusu uzak diyarlara postaladı. Bu baz istasyonları çay olan bir evrenden yükselen kokulardı kesinlikle;

"Uzakta bir yerde, demini alan bir çayın kokusunu duyar gibiyim..." (Syf.81)

O evrenden gelen birisi penceremden içeriye aniden daldı, elinde ışıklı ve saydam bir bardak, o bardağın içinde de odama kokusu yayılan evrenlerarası, genel geçer bir çay vardı ve bana gülümseyerek şöyle dedi ve hemen ortalıktan kayboldu;

"Çay ömürlük bir yoldaş bize, en fazla diliniz yanar arada." (Syf.85)

İyice uykum kaçmış, korku bütün zerrelerime kadar yayılmıştı. Bu korku bende açlık dürtüsünü doğurmuştu daha fazla evlat sahibi olmadan hemen mutfağa yollandım, çaydanlığımla göz göze gelmemeye dikkat ederek buzdolabının kapağını bir hışımla açtım. Canım sevgi yemek istiyordu bu gece, hem de uzun zamandır yemiyordum, çabucak davranıp kavradım ve %100 helal gıda olarak tescillenen üstelik İslami usullere uygun kesilen bu sevgiyi hemencecik mideye indiriverdim;

"Cümlelerime helal diye yazıp yazıp durduğum seni" (Syf.102)

Güneş yavaş yavaş doğum sancılarını yaşamaya başlarken usulca penceremin önüne geldim, gözlerimi maviye, yeşile dikmek isterken uzunca ve kaba binaların buna engel olduğunu fark edince içimi bir huzursuzluk kapladı, tedirginlik diz boyu. Bunun müsebbibi kim? Müteahhitleri bir kuş kadar hafif ve mutlu kılan o alıntıyla huzura doğru yol almaya başladım;

"Bir ara gözlerin vardı şehrimde,
sen gittin,
yeşili ondan gitti İstanbul'un..." (Syf.115)

Hava almak için penceremi açar açmaz Özhel'in Feleket şarkısı kulaklarıma aniden hücum etmeye başladı;

"Gözlerini kısıp ettiğin tebessümde anladım güneşin bir gamzenin içine nasıl sığdığını."(Syf.116)

Bu şarkıyı pek fazla sevmediğim için hemen pencereyi kapadım. Geri dönüp yatağıma uzandım, zihnimi boşaltmam gerekiyordu ama aniden nereden geldiği belli olmayan bir düşünce beynimi istila etmeye başladı, Rönesans'ı tetikleyen temel düşünce yapısını düşünmeye başladım;

"Muhabbetimi kağıtlara döktükten sonra zaman zaman temize geçmeye vakit ayırırım. Yine böyle bir gün, temize geçtikten sonra eski kağıtları çöpe atmak üzere yırttım. Yırtarken kağıtlardan ses çıktığını fark ettim." (Syf.143)

Nihayet derin bir uykuya dalmıştım, penceremden içeriye süzülüp yüzümü okşayan gün ışıkları, tebessümümün doğmasına sebebiyet veriyordu. Güzel bir günün önüme kırmızı halı misali serildiğini görürken odamda şu alıntının yankılanması gecikmedi;

"Hadi uyan, cennete geç kalıyorsun diyecek biri ve uyanacağız." (Syf.154)

Bu alıntı, yakında çekimlerine başlanacak İnception: Cennet filminin temel senaryosunu oluşturuyordu. Devam filmine göre oldukça heyecanlandıran bir senaryosu olduğu su götürmez bir gerçekti.

Kahvaltı masama çoktan kurulmuştum, dün gece iki gözüm çaydanlığımla yaşadığım bütün aksilikleri bir kenara bıraktım, o da çoktan affetmişti beni zaten. Mutluluk her yanımı sarmış, elime bir felsefe dergisi almıştım, sayfalarını karıştırırken beni derinden sarsıp beynimden vurulmuşa döndüren, dumura uğratan o yazı ile karşılaştım;

"Mesela, birisi İzmir'e gitmek istese; ancak yanlışlıkla Ankara otobüsüne binse nereye varır? Ankara'ya tabiki. İstediği kadar düşünsün, inansın İzmir'e varamaz." (Syf.191)

Hiç böyle düşünmemiştim... Evrene, hayata bakışımı radikal bir biçimde değiştirecek bir düşünce çoktan beni dört bir koldan sarmıştı bile. Umarsızca ve umutsuzluk içinde başka şeyler düşünmeye gayret ettim, kumandaya sarılıp hızlıca televizyonu açtım;

- Yakışıklı oğlumm. Hadi göster bakalım amcalara sevgini... Utanıyo amcası utanıyo... Lan hadi göster döverim bak haa, sinirlendirme beni!

- "Ulu orta sevdiğimiz için böyle oluyor belki de. İnsanlara göstere göstere seviyoruz." (Syf.199)

-Ne diyosun oğlum sen. İyice şımarık oldun başımıza. Hadi bakıyım odana çabuk, Allah Allah!

Sarmadı... Kanal değiştireyim bakalım;

- Neden böyle yapıyorsun Polat, neden beni korumaya çalışıyorsun, benim korunmaya ihtiyacım yok. Hem sen kimsin anam mısın, babam mı, sevgilim mi, kimsin ha kimsin? Yoksa yoksa beni seviyor musun ha, aşık mı oldun bana?

- Fesleğennn

- Polattt

- "Uğruna ölmekten geçip, yaşamayı seçtiğim canım..." (Syf.214)

- Yani bu demek oluyor ki seviyorsun!

Bu da sarmadı, doğru düzgün bir şey izleyemeyeceğimi anlayınca hemen kapattım televizyonu. Beni derinden sarsan düşünce ise bir nebze de olsa hafiflemiş görünüyordu, bunu kendimi yoklayınca fark ettim.
Başım çatlıyordu, ilaç vaktim gelmiş olmalıydı. Hemen mutfağa doğru yollanıp şişemi yokladım, içinde bir iki tane kalmıştı, bugün çıkıp ilacımı tazelesem iyi olacaktı. Derken şişeme söylenerek aceleyle ilacımı yuttum;

"Kalan ne varsa eyvallah.." (Kapanış)

Çok geçmeden HAÖ Sendromunu atlatmış gözüküyordum, ilaç tesirini gösteremeye çoktan başlamıştı. Bir sonraki "Eyvallah" çekişime kadar tekrar nüksetmeyecekti. Veyahut "Fesleğen, Seyyah, Sabır, Dua, Mevlana, Yunus Emre" kavramlarını çağrıştıran herhangi bir şey görüp duyup söylemem halinde HAÖ Sendromuna tekrar yakalanacaktım.
Çok şükür ki şu an iyiyim,
Eyvallah...
Eyvah...!!!
224 syf.
·11 günde·Beğendi·10/10
Size fesleğen kokusunu ve eyvAllah cümlesini hayatınızın içine sokturacak kadar etkili bir kitap. Şairin dili basit olmakla beraber bir bakıma sizi kalbiniz ve aklınızın en ücra köşelerine sürükleyebilcek bir eser. Okurken zevk aldığım kitaplardan.
224 syf.
·15 günde·7/10
İnsanı rahatlatan bir kitap. Manevi yönden dinlendiren...
Fakat kendini o kadar çok tekrar etmiş ki. Fazla ısrarcı insanlar gibi. Bir de başka bir yazarın kitap isimleri satır arasında geçiyor. Bilmem sanki gizli reklam gibi geldi. Subliminal mesaj :)) Huylandım işte. Zorla vermeye çalışılana sinir olurum ve kitaba karşı okuma hevesim pek kalmadı yine de kaplumbağa hızıyla da olsa bitirdim.
Olumsuzlukları saymazsam kitaba puanım: 10
Kendini tekrara: -1
Gizli reklama: -2
Sonuç olarak çok düşünülmüş bir 7 puan.
224 syf.
·10/10
Kitabı çok önceden okumuştum. Kitap evinde gezerken bir kitaba ihtiyacım olduğunu ama bunun ne olduğunu bilmeyerek tek tek kitaplara bakıyordum. Gözüme bu kitap ilişti ve arkasında yazılanları okudum önce. Çok tanıdık duygular gördüm içini açtım biraz daha karıştırdım. İnanılmaz derece yoğun duygular gördüm ve hemen aldım okuyama başladım. Yazar Hikmet Anıl Öztekinin o zamana kadar adını bile duymamıştım oysa ki cok satılıyormuş kitapları. Daha sonra youtube vs tüm sosyal medyalardan da takip ettim ve bana inanılmaz şeyler kattı bu kitap. Eksik olduğum bir konuda beni kuvvetlendirdi, bir dönüm noktasında yapmam gereken seçimi gösterdi bana. Fakat bu sitede ve bazı yerlerde görüyorum ki ''Ahlak Bekçileri'' diyorum ben onlara ahmet batmanın aşk kitaplarıyla hikmet anıl öztekinin hakikate giden yolda ne gibi çileler çektiğini ona bunu neyin götürdüğünü anlattığı gençlere çok güzel tavsiyeler verdiği kitabı bir tutar bir tavırla eleştirildiğini gördüm. Bir çok konuda eleştiri yapabilirsiniz ama islamda aşk meşk olmaz gibi kavramlarla bu kadar yufka yürekli güzel bir adamı karalamaya kimsenin hakkı yok ya kitabı anlayarak okumadınız ya da Hikmet Anıl Öztekinin yaşadıklarının onda birini hayatınız boyunca yaşamadınız. Kitabı alın okuyun değişeceksiniz eğer çareleriniz dualarda arayan biriyseniz bu kitap sizin yanı başınızda bulanacaktır her zaman. Eyvallah..
Sosyal medya da takip ettiğim ve beğenerek tüm vidyolarini dinlediğim bir yazarın elinden çıkmış bir kitap fakat bir türlü kitaplarını okuyamadigim yazarlar arasında ve zamanı geldi diyorum okumak için...
... Bak şu gençler kol kola geziyorlar sorsan hepsi aşık, peki kaçı dert geldiğinde bırakıp kaçmaz?
Kaçı Yunus Emre gibi sesini çıkarmadan kırk sene odun taşır sevdiği uğruna.. ''
Anlamak mı anlatmak mı ?
Hiçbiri...
Hepsinden geçiyorum !
Birazcık aralasam satırları hüzne tekabül ediyor ne varsa..
Eksik diyorum, eksik !
Demini almayan çay nasılsa ,
Şimdiki sevdalar da o hesaba..

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Eyvallah 1
Baskı tarihi:
Mart 2017
Sayfa sayısı:
224
Format:
Karton kapak
ISBN:
9786059841917
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Hayy Kitap
Baskılar:
Eyvallah 1
Eyvallah 1
Eyvallah
Herkesin bir derdi vardır. Bazıları geçer, bazıları geçmez. Bazıları anlatılır bazıları da anlatılmaz. Bazen anlatmak istersin ama dinleyecek kimseyi bulamazsın. Bilirsin, muhabbettir ihtiyacın ama edecek kimse yoktur. İşte bu kitap bunun için, dertleşmek için yazıldı. Yalnız olmadığını bil diye yazıldı. Muhabbet için, muhabbetle yazıldı…
Biraz yağmurun, biraz da hüznün düştüğü gecelerde
bu kitabı okurken şunu hissedeceksiniz;
“Hâlâ dertleşebilecek birileri varmış bir yerlerde.”
Muhabbet bir ihtiyaçtır ve bazen insan muhabbet etmeye kimseleri bulamaz etrafında. Hikmet Anıl Öztekin, yalnız olmadığınızı bilmeniz, gönülden gönüle sohbeti yeniden keşfetmeniz için sizi dertleşmeye davet ediyor. Eyvallah gönüllerin pasını silmeye geliyor. Bazen solundan, soluğundan eksilirsin yine de eyvallah dersin ya, işte o zamanlarda can dostunuz olmaya geliyor.

Kitabı okuyanlar 4.800 okur

  • JUKE'unu Satan Bilge
  • Mukaddes Ayçil
  • Sakine Küçükakyüz
  • Meryem parlak
  • Gizem
  • Latife okutan
  • Nurcan TEMİZKAN
  • Davut POYRAZER
  • Tuğçe
  • Gülenaz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%9.4
14-17 Yaş
%21.2
18-24 Yaş
%24.8
25-34 Yaş
%22.5
35-44 Yaş
%15
45-54 Yaş
%6.2
55-64 Yaş
%0.3
65+ Yaş
%0.7

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%73.1
Erkek
%26.8

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%31.8 (360)
9
%8.7 (98)
8
%13.9 (157)
7
%9.6 (109)
6
%5.3 (60)
5
%3.9 (44)
4
%2.8 (32)
3
%2.6 (29)
2
%1.4 (16)
1
%3.3 (37)

Kitabın sıralamaları