Bilimkurgu ve fantastik kitap film dizi hastası. FRP bağımlısı. Potterhead /*. Felsefe ve Mitoloji meraklısı. Marvel-DC. Anime sever. Tsundoku
C’est la vie!
Ars longa, vita brevis
Aşk yaşamaktan hipnoza geçiş sadece küçük bir adımdır. İkisinin de uyuştuğu konu bellidir. Hipnotize edici olan kişiye karşı da sevilen kişiye karşı da aynı acizce boyun eğiş, aynı itaat, aynı eleştiri eksikliği vardır. Kişilerin kendi önceliklerinde hep aynı üzücü şey vardır; hiç kimse, hipnotize eden kişinin ego idealinin yerine adım adım ilerlediğinden şüphe etmez.
Eğer cinselliğe verilen fazla önem ve aşk yaşamak daha fazla artarsa bu durumun değerlendirmesi daha da açık olur. Cinsel tatmine yönelik olan dürtüler şimdi belki de tamamen arka plana itilebilir. Örneğin, her zaman olduğu gibi genç bir adamın duygusal tutkularıyla ego gitgide daha sessiz sakin ve makul olur. Nesne, egonun kendine olan sevgisini tamamen alana kadar gitgide daha görkemli ve değerli olur. Böylelikle egonun kendini feda etmesi doğal bir sonuç olur. Nesne adeta egoyu tüketmis olur. Alçakgönüllülüğün, narsisizmin kısıtlanmasının ve kendini yaralamanın özellikleri aşk yaşamanın her durumunda olur. Uç noktalarda bu özellikler yogunlaşır ve sonuç olarak duygulardan vazgeçme bu özelliklerin tek başına üstün olmasını ister.