Mehmet46

Mehmet46
@Raskov46
Muhakkak ki, ölüm tehlikesiyle, korku ve açlıkla, mal, can ve ürünlerin eksiltilmesiyle sizi sınayacağız. Ama zorluklara karşı sabredip sebat ve dayanıklılık gösterenlere iyi haberler müjdele.” (2 Bakara 155)
Uzm. Çvş.
Kahramanmaraş
113 okur puanı
Haziran 2024 tarihinde katıldı
Tasavvufî Katmanlar ve Makamlar Bu hadis, tasavvufta dört makam içerir: Makam 1: İman (İnanç) "Allah ne yazdıysa o olur" demek, tevhid-i rubûbiyyete (Allah'ın Rabb olduğuna) imandır. Bu, en temel makam. Makam 2: Sabır (Dayanma) Hastalık karşısında sabredmek. Bu, nefsin dizginlenmesidir. Henüz rıza yok, ama isyan da yok. Makam 3: Tevekkül (Tam Güven) "Allah'a tevekkül edip, yerinde kalmak." Artık kul, neticeden emin değildir ama Allah'a güveni tamdır. "Ne olursa olsun, Allah hayır verir" der. Makam 4: Rıza (İlahi İradeye Tam Teslimiyet) En yüksek makam budur. Kul der ki: "Yâ Rabbi, Sen tâun mı verdin? Al-hamdulillah. Sen şifa mı verdin? Al-hamdulillah. Sen ölüm mü verdin? Al-hamdulillah." Bu, fenâ fillah (Allah'ta yok olma) makamına yakındır. Şehitliğin sırrı: İşte bu dört makamı yaşayan kişi, savaş meydanında olmasa bile, yatağında Allah yolunda cihad etmiş, dolayısıyla şehit sayılmıştır.
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
İmam Gazâlî (İhyâ'u Ulûmi'd-Dîn) Gazâlî Hazretleri, bu hadisi "rıza" makamının izahında kullanır. Der ki: "Mümin, başına gelen her musibeti Allah'ın bir lütfu olarak görmelidir. Çünkü musibet, onun günahlarını temizler, derecesini yükseltir ve onu Allah'a yaklaştırır. Tâunda şehit olmak, kılıçla şehit olmaktan daha büyük bir lütuftur - çünkü kişi, hastalık yatağında nefsine karşı büyük bir cihâd verir. Sabır ederek canını teslim eden, hakiki bir mücahittir." Gazâlî, ayrıca şunu ekler: "Tâundan kaçmamak, tevekkülün gereğidir. Çünkü Allah'ın takdir ettiği şeyden kaçış yoktur. Kaçan kişi, aslında kendi yazgısından kaçmaya çalışır ki bu mümkün değildir." Abdulkadir Geylânî (El-Feth-ur Rabbânî) Geylânî Hazretleri der ki: "Tâun, Allah'ın evliyasına açtığı bir rahmettir. Onlar bu hastalığa sevinirler, çünkü bilirler ki bu, Rabblerinin onları ziyaret etmesidir. Nasıl ki sevgili, sevdiğini ziyaret ederse, Allah da sevdiği kulunu tâunla ziyaret eder - onu dünya kirlerinden temizlemek ve Kendine yaklaştırmak için." Bu yorum son derece derin. Geylânî, musibeti "ilâhî ziyaret" olarak görür. Bu ancak âşıkların dilidir. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî (Mesnevî) Mevlânâ, doğrudan bu hadise atıfta bulunmaz ama musibetler üzerine der ki: "Rüzgâr esmeseydi, su durur kokardı. Musibet olmasaydı, kul uyur kalırdı." Yani musibet, kulun uyanmasıdır. Tâun da böyledir - dünya sarhoşluğundan kişiyi ayıltır, ahiret bilincini takviye eder. Bir başka beyitinde: "O seni dövdü, ama yere değil, göğe doğru attı. Sen düşüyorum sandın, hâlbuki yükseliyordun." İşte tâunun "rahmet" oluşu budur - vuruş gibi görünür, ama aslında yükseliştir. İbn Hacer el-Askalânî (Fethul-Bârî - Buhari Şerhi) İbn Hacer, bu hadisi şerh ederken şöyle der: "Bu hadis, tâunda ölen müminin şehit mertebesiyle öleceğini gösterir. Ancak bu,
Alıntı
Artık kim zerre kadar iyilik yapmışsa, karşılığını görecek." (99 Zilzâl 7)
Alıntı
Ama hem gece hem gündüz Rabbinin adını an ve bütün varlığınla kendini O'na ada." (73 Müzzemmil 8
Alıntı
Geçmişte yaşama, geleceği hayal etme, zihnin şimdiki ana yoğunlaşsın." - Budda
Alıntı