"Beste'm...
Sen bu yazdıklarımı okur musun,bilmiyorum.Bu kâğıt sana hiç ulaşır mı bir fikrim yok fakat ben belki sen okursun diye yazacağım.Sesli olarak dile getirmediğim ne varsa buraya dökeceğim,sen de ilk ve son kez sana olan hislerimi öğreneceksin.
Yaptığım şeyden ötürü benden nefret edebilirsin.
Hakkındır,sana tek kelime etmeye,benden nefret etme demeye yüzüm yok.Tek istediğim bana kırgın olmaman ancak bunun da ne kadar imkansız olduğunu biliyorum.
Seni okulda gördüğüm ilk gün,benim varlığımdan habersiz bir şekilde sınıfa girmiştin.Saçlarını hep salık bırakırsın,o gün de açıktı saçların.Boynuna taktığın kolyenin figürüne,bileğine taktığın ve sürekli oynadığın bilekliğin rengine kadar net hatırlıyorum o günü.
Nasıl unutabilirim ki? Bana benim de bir kalbim olduğunu,vücuduma kan pompalamak dışında bir işlevi olduğunu o gün hatırlatmıştın.
Seni görene kadar cansız gibiydim,gözlerin bana değdiği an canlandım.
Hiçbir zaman doğrudan sana bakmadım ama gözlerim cama düşen yansımandaydı.Seni izlerken senin bile kendi hakkında bilmediğin detayları fark etti her seferinde.
Bana bileğindeki uğurlu bilekliğinden bahsettiğin sırada ben bildiğim gerçekleri dinliyordum aslında senden.
Ben her sıkıldığında o bilekliğinle oynadığını,bileğinden eksik etmediğimi biliyordum.Camın yansımasından seni izlerken bunları fark etmiştim hep.Sadece tarih dersindeyken tüm dikkatin hocada oluyor.
Sana annemin kolyesini bu yüzden hediye ettim.
Bana bilekliğini de gösterip tamamlandık dediğinde ben o tamamlanma hissini iliklerime kadar hissetmiştim.
Sen de aynı bu şekilde tamamlamıştın beni.Hayatımdaki en değerli iki kadından birinin kolyesi diğerinin boynunda olduğunda bunu görmek beni her defasında huzura boğuyordu.Sen benim huzurumsun.Neredeyse yirmi yıldır hayatıma uğramamış huzurun