Günün ikinci yarısında birinci yarısının yorgunluğunu atmak her insanın hakkı olmalı. Bu ütopya hakkında sadece bir iki dakika fantezi kuruyorum ve yüreğim ısınıveriyor.
Yalnız biri olduğum için günde birkaç kez (yine şimdi de olduğu gibi) özür dilemek gelir içimden. Halbuki gerçekten yalnız bir insan değilim, bunun için suçluluk da duymuyorum. Yalnızlığın giderek hoşuma gitmesidir belki doğru olmayan. Oysa bütün herkes yalnız, etraftaki nesneler bile yalnız, en yalnız olanlar da park edilmiş arabaların içine kapatılmış hayvanlar.
Dikkatli olmalıyım, her şeyden daha gerçekçi olduğunu dayatan bir delilik duygusuna kapılmak üzereyim. Yabancılaşma ve dışlanma yüzünden tehdit altında olduğum duygusuna kapıldığımda, beni o anda tehdit eden olayın aslında yıllar önce olup bittiğini düşünmeye çalışırım (normalde), şansım varsa eskide kalmış o kafa karışıklığına güler geçerim. Böylelikle bana nüfuz etmekte olan bir olayı, çok geride kalmış bir olaya dönüştürmeyi genellikle başarırım.
İnsan ölmeden çok önce yaşar ölümlülüğün evrelerini. O esnada ne yaşadığınızı anlatmak istemezsiniz ama bir hastane yatağının duvara ittirilmesini andırır biraz.