“İstanbul'da, ailesinden uzak bir caddede, her sokağında yasam telaşesi, ceplerindeki paranın miktarı dışında birbirinden pek farksız insanların arasında.Aşk, saygı ve nezaket desen Hak getire. El yakan fiyatlara bakıp neyi nasıl alacaklarını hesaplayarak, kaygıyla geçirilen günler. Et pahalı, süt pahalı, tereyağı pahalı, kıyafetler çok pahalıydı: Varşo, pahalı olduğu için dilediğini alamama tehlikesiyle henüz karşı karşıya değildi. Lakin yükselen feryatlara duyarsız kalamazdı. İnsanların yaşamlarını idame ettirmelerini sağlayan en temel ürünlerin dahi karaborsacıların eline düşmesine öfkeliydi. Fırından ekmek, manavdan sebze alabilmek için dilenilmesi korkunçtu, akıl alır gibi değildi. Delirmiş gibi bakıyordu bazıları. Delirmenin insanı yaşattığını duymustu; bilinç kaybolduğu. için daha az acı çekilirmiş çünkü.”
“23 Ocak 1913 - Saat 15.00. Bâb-ı Àli önündeki kalabalık Edirne hakkındaki şayialarla çalkalanıyordu ki İttihat ve Terakki yanlıları ellerinde bayraklarla peyda oldular. O esnada Kürkçü Han'da dolaşan Varşo ve arkadaşları gittikçe yükselen sesler üzerine hükümet binasına doğru yöneldiler. Etrafta bir gayritabiilik, fevkalade günlere mahsus heyecanlı bir atmosfer vardı. İlk akla gelen bu yaşanan olayın yeni bir 31 Mart olup olmadığıydı. Herkes, hadiseye korku, niyet ve tahminine göre bir mana yüklüyordu. Kalabalik biraz durulmuştu ki içeriden silah sesleri yükseldi.”