İnsan, yaşamının her anında ahenk olmasını ister. Sanırım insanlar bu yüzden o kadar çok konuşuyor. Adeta, konuşmanın çeşitli biçimleriyle sohbet ederek, tartışarak, kavga ederek, itiraflarda bulunarak iç ve dış dünyaları arasında ağır renk sağlamaya çalışıyorlar. Oysa ahenk sıradan söylemler yardımıyla kurulamaz. İnsan aslında kendisine güvenmediği için her şeyi açıklamak ister, her an kendi görüşlerini etrafındakilere zorla kabul ettirmeye çalışır, bu da onu çözüme, çözüme olmasa bile hiç değilse anlık bir rahatlamaya (bu da bir nevi güvendir) yakınlaştıcağına onu ahenkten gittikçe daha çok uzaklaştırır, çünkü ağızdan çıkan her söz, yine çözülmesi gerekecek çelişkiler biçiminde yeni yeni anlaşmazlıklar yaratır, böylece çözüm bekleyen çelişkiler bir zincir halini alıp insanı yanlış yollara, çıkmaz sokaklara götürür.