Godot

Godot
@Reckls
Gösterişin,torpilin,kibrin ve sayamadığım binlerce putun kol gezdiği bu çağda;bir Bakışın,bir duruşun,bir hayatın sadeliğine inanıyorum...
Gece geç vakitte mesaj atan kadına mektup
“Dün gece açtığınız konu ile ilgili olarak size düşüncelerimi söylemek ve bir şiir göndermek istiyorum. İnsan ikidir: Vücut ve ruh. Vücut yaşlanır, harap olur, çöker. Ruh yaşlanmaz. Olgunlaşır. Ve hep genç kalır. Kendi deneyimimden söylüyorum bunu. Herkes için aynı mı, bilmiyorum ama böyle olduğunu sanıyorum. Çoğunlukla. Biraz yakından tanıdığım bütün yaşlı kadınların içinde genç kadınlar olduğunu gördüm. Yetmişinde yatağa atlamaya hazır kadınlar biliyorum. Kül olduğunu sandığınız yerde gizli korlar var. Ve bunu gösterememenin hüznü. Yetmişlik erkeklerin, eski sınıf arkadaşlarıyla buluştuklarında eski günlere dönmeleri, el şakaları yapmaları, kolay gülmeleri, içlerindeki genç insanın dışarı çıkacak ortam bulmasındandır. Yaşlılık empoze edilmiş bir roldür. Toplum, özellikle gençler, yaş almış kişilerden yaşlı davranmalarını bekler. Hatta talep eder. Yaşlılar da çoğu zaman bu rolü kabul eder. Ben bu oyuna hiçbir zaman katılmayacağım. İçimde bir genç var demeyeceğim. İçimde bir çocuk var diyeceğim. Her yaş, kendine ait bir dünyadır. İnsan yaşlandıkça gençliğe ait şeyleri, gençliğe bırakarak yaşamalı – saçlarım ağardıysa ağardı, yüzüm buruştuysa buruştu, gözlerim yakını görmüyorsa görmüyor, libidom eskisi kadar güçlü değilse değildir, diyebilmeli. Ama yaşlılığı kucaklamamalı. Yaşlılığı kucaklamak kadar insanı yaşlandıran, hatta öldüren, şey yoktur. Vücut köhnerken ruh genç kalır, çünkü ruh yaşlanırsa vücut yaşayamaz. Bu size saçma gelebilir ama 73 yaşında kendimi 23 yaşında olduğumdan genç hissediyorum. O zaman hamdım, şimdi o kadar değil, belki ondandır. Bir arkadaşım, anneannesinin “Yaşım 94 ama içimdeki 17 yaşındaki ben, ruhum hiç değişmedi,” dediğini söylerdi. İçlerindeki çocuğu öldürmüş insanlar melanet doludur. O çocukla beraber sahip oldukları iyilik,
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Yalnız patlıcanı kırağı çalmaz
“Amerikalı bir kadın yazar, gençliğinde tek başına Avrupa’yı gezmeye çıktı. Galiba üniversiteyi yeni bitirmişti veya ara vermişti, emin değilim, çünkü okuduğum söyleşiyi kaybettim ve kadının adını da hatırlamıyorum, ama ünlü birisi. Gezi hakkındaki düşüncelerini ise biliyorum, çünkü söyleşinin o bölümünü kopyaladım. Bir yıl tek başına dolaşmış, geriye yazar olmaya karar vererek dönmüştü. Keyifli bir seyahat olmamıştı ama. Zor olmuştu. Açıkça söylemiyor, ama muhtemelen çok az parası olduğu için iyi yerlerde kalamamış, ucuz, kötü yemekler yemişti. Belki bu yüzden, belki başka nedenlerle, kendini “çok yalnız” hissetmişti. Yıllar sonra o günleri “Sanki tecritteydim,” diye anımsayacaktı. “Bazen, artık bu tür bir başınalık yaşayan insan kaldı mı, diye merak ederim. Bazen eğer o bir başınalığı yaşamamış olsaydım yazar olmak istediğimi keşfedebilir miydim, onu da merak ederim. Bu günlerde, herhalde keşfedemezdim, diye düşünürüm. Durmadan Instagram’da sohbet etmekten o kararı almayabilir miydim? Evet, almayabilirdim.” Bir başınalık, insanın doğal hâli değildir, ama uyanıkken sürekli başkalarıyla birlikte olmak da insanı delirtir. Başka insanlar, cennet veya cehennem olabilirler ve benim tecrübeme göre cennetten çok cehennemdirler; insana mutluluktan çok acı verirler. Özellikle biraz ortalamanın üstündeyseniz, sıra dışıysanız, romantik, eksantrik veya otistik iseniz veya (başka bir şeye gerek yok) cahil ve aptallardan değilseniz. Kıskanırlar, çelme atarlar, ikiyüzlülük yaparlar, pusu kurarlar, kuyunuzu kazarlar, yüze gülüp arkadan bıçaklarlar, hatta çıkarları söz konusuysa ve o çıkarlar büyükse canınıza bile kast edebilirler. İnsan insanın kurdudur. Hayatım insanlardan kaçmakla ve kaçılacak insanlarla karşılaşmakla geçti. Büyük oranda. Belki de okumayı, yazmayı, tenha yerlerde
Mezarlıktan korkanın sevdiği ölmemiştir.
sevgili erbaş, yaşamanın ve sevmenin gönlümüze bindirdiği yükü kendi kelimeleriyle şöyle anlatmış; “bir gönül üşümesidir bu. ısınmak için eğildiğin ocak, külüyle boğuyor seni.”