İki hafta boyunca kitap okumak,yürüyüşe çıkmak,hayal kurmak,rahatsız edilmeden uzun uzun okumak,iki hafta boyunca telefonsuz ve radyosuz yaşamak,konuşmak zorunda olmamak,bir anlamada rahatsız edilmeden kendim olmak istiyordum.
Bir akşamüzeri Ahmet Kaya Taksim'den aldı beni, karmakarışık sokaklara daldık. Geceye başlarken hiçbir zaman unutmayacağım, daha sonra onun kaderi haline gelen bir şey söyledi bana. Gülen bir yüz, içten bir dost edasıyla girdi koluma ve şunları söyledi: "İnsan hayatında üç kez çocuk olur ilki çocukluğu, ikincisi sürgüne giderken, üçüncüsü de sürgünden dönerken. Şimdi sürgünden geliyorsun sen, seni gezdirmeliyiz, döndüğün memleketi tanıtmalıyız sana..."
Bir zamanlar meydan okumak isterdim.Kaç meydanını okudum da bu hayatın.
Yalnızca iki harfini öğrendim:
A
H!
Ah benim nergis kokulu cehaletim... Ruj lekeleri bıraktın bardaklarda
Anlatmak isterdin kendini durmadan
Bir bardağa bile olsa.
Ne diyecektin, ne söyleyecektin
Şairlerin şahı olsan,Bir AH’dan başka.
Ah benim nergis kokulu cehaletim
Bana yıllarca, bunca sözü boşa söylettin.AH!
Güçlü bir el silkeledi beni sonra
Sanırım tanrının eliydi,
Sayamadım kaç ah döküldü dallarımdan,
Çok şey geçmiş gibi başımdan Ah dedim sonra, Ah!
İç ses, diye söylendim.Gel!
Ahlar ağacından sen de biraz meyve topla.
Vasiyetimdir:
Bin ahımın hakkı toprağa kalsın...
Düşün,uzay çağında bir ayağımız,
Ham çarık,kıl çorapta olsa da biri
Düşün,olasılık,atom fiziği
Ve bizi biz eden amansız sevda,
Atıp bir kıyıya iki sevdayı
Yarının çocukları,gülleri için,
Koymuş postasını,
Görmüş restini,
He canım,
Sen getir üstünü.