Hasretinden Prangalar Eskittim

·
Okunma
·
Beğeni
·
27.581
Gösterim
Adı:
Hasretinden Prangalar Eskittim
Baskı tarihi:
Kasım 2017
Sayfa sayısı:
184
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753426527
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Baskılar:
Hasretinden Prangalar Eskittim
Hasretinden Prangalar Eskittim
Hasretinden Prangalar Eskittim
Hasretinden Prangalar Eskittim, ilk kez 1968 yılında yayımlandı. O tarihten günümüze defalarca baskı yaptı. Birbirini takip eden birkaç kuşak sosyalist ve devrimcinin ellerinde, sözlerinde ve şarkılarındaydı. Birçok kişinin acı tatlı hatıralarında unutulmaz, özel bir yeri oldu. 

Ahmed Arif şiirleri bizce, hem şairin kendi kuşağının hem de ardından 68-78 kuşaklarının memleket ve halk sevgisini, isyancı ruhunu ve başkaldırı etiğini simgeliyor. Kitabın bu 40. yıl özel basımıyla Ahmed Arif'in dizeleriyle, eski kuşaklara bir kırmızı karanfil vermek istedik. Daha da önemlisi, gözlerden silinmeye çalışıldıkları bu çağda, bu fikirleri ve değerleri genç okurlara taşımak, hatırlatmak istedik.
(Tanıtım Bülteninden)
184 syf.
·10/10
Pranga ne demek baba?

İnternet ortamında doğan çocuklardan değildik. Bilgiye kolay ulaşamazdık. 2000 ve sonrası doğumlular bence çok şanslı bu konuda.

Kitabın kapağında bir pranga fotoğrafı yoktu. Babam eliyle göstererek anlatmaya çalıştı. Yetmedi kağıda şeklini çizdi. İşte pranga budur dedi. En son iyice kavrayabilmem için bacağımı şu an ne olduğunu hatırlayamadığım bir kumaş parçasıyla masaya bağladı. "Hadi git gidebilirsen. Eğer kötü şeyler yaparsan sana böyle pranga takarlar." dedi.

Hasretinden prangalar eskittim kitabının hikayesi ise şöyle;
Ahmed Arif’in kitabı için düşündüğü ilk ad bu değildi. “Kitabımın adını ben 'Dört Yanım Puşt Zulası“ koymuştum. Ama sevgili kardeşim Ali Özoğuz buna engel oldu. Bana “Kitabına böyle bir ad koymaya hakkın yok' dedi. ''Seni 15 yaşında çocuklar, kızlar taparcasına seviyorlar. Sen bununla ola ki burjuvazinin tuzaklarımı söylüyorsun. Ama şu da var, o çocuklara saygı duymalısın. Hatta bu adı bir şiirine bile verme mısra olarak kalsın.“

Düşündüm ve Ali'ye hak verdim. Madem öyle kitabımın adı Hasretinden Prangalar çürüttüm olsun dedim.

Fakat 'çürüttüm' sözcüğünü sevmedim. Bir de bu sözcükte üç tane 'ü' geliyor ya arka arkaya, kulağımı tırmaladı. İç kulağımı, yani gönlümü tırmaladı. Her şairin bir de yüreğinde kulağı vardır. Onu tırmaladı işte. Müzik ve anlam bakımından daha güçsüz buldum. O nedenle 'eskittim' dedim"

Ahmed Arif bana pranganın ne olduğunu merak ettiren kitabın sahibi idi. Pranga kötü şeyler yapana takılıyordu ya hani Ahmed Arif işte öyle kötü sevmiş ki hasretten prangalar eskitmiş bir yüreğe sahipti. Hırçın sert şiirler yazan başıbozuk bir dağ şairiydi. Öfkesini, umudunu her mısraya mavzerle işlemişti. Cesur ve korkusuzdu şiirleri. Herbiri birer ağıt niteliğinde olan bu şiirler kesinlikle okunmalı.
184 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10
Orhan Veli'ye biraz "serseri" gözüyle bakmış ama, olsundu,belki haklıdır..
Aslında "Hasretinden Prangalar Çürüttüm" olacakmış ama Ahmed Arif hoş bulmamış bunu. Adından da anlaşılacağı üzere ziyadesiyle derin bir kitap,birkaç şiir hariç hepsini çok beğendim buram buram Anadolu koyuyor şiirleri..
Kitabın sonunda güzel bir söyleşi var. Ve Cemal Süreya'nın güzel bir yazısı...

Orhan veli istanbuldan
Atilla İlhan Paristen
Nazım Hikmet ovadan
Ahmed Arif ise mapushaneden sesleniyor bize
Tıpkı bu şiirde olduğu gibi

Haberin var mı taş duvar?
Demir kapı, kör pencere,
Yastığım, ranzam, zincirim,
Uğrunda ölümlere gidip geldiğim
Zulamdaki mahzun resim.
Görüşmecim yeşil soğan göndermiş
Karanfil kokuyor cigaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin
184 syf.
·8 günde·Puan vermedi
Sevda, umut ve eşitlikçi bir dünya düşü, Anadolu’nun, özellikle de Doğu’nun yoksul, emekçi halkının yaşadığı, duyumsadığı her şey, kaynağı ve damarları durumunda şiirin. Duyarlılıklar, yakarışlar şiire dönüşürken, bu kültürlerin efsaneleri, masalları türküleri ve ağıtlarından yararlanarak kurulan imgelemin müthişliğini görebiliyorsunuz. Anadolu’nun halk şiirinden kısmi olarak esinlenilen bu şiirde benzersiz sözcükler dünyası oluşmakla birlikte değişik ses ve anlamlar beliriyor. Sözcük ve dizelerde hiçbir şairin şiirinde rastlamadığım bir ritim buldum Ahmed Arif’in dizelerinde.
Yoksul ve emekçi halkın yaşadığı drama bir isyan var. -Yaşar Kemal’in Çukurova yöresini tüm doğallıyla anlattığı gibi- Halkın özel dil ve hatta argosundan bile tüm hakikiliğiyle yararlanma var. Bunun yanı sıra ‘Ooy’ ‘looy’ gibi benzeri ifadelerden konuşma dilinin de şiirlerde yer aldığını söylemek mümkün. Cemal Süreya yorumunun bir bölümünde şöyle diyor:
“Her şairin konuşma tarzıyla (hatta yüzüyle) şiiri arasında bir yakınlık, bir benzerlik vardır muhakkak; ama konuşmasıyla şiiri arasında bu kadar özdeşlik bulunan bir şaire ilk kez Ahmed Arif’te rastlıyordum. Onun şiiri, konuşmasından alınmış herhangi bir parça gibidir; konuşması ise, şiirin her yöne doğru bir devamı gibi, bir bakıma ağza ilişkin bir şiirdir onunki.”

Şehirleri değil, dağları gösterir Ahmed Arif. Uyrukluk tanımayan, asi dağları. Uzun bir ağıt gibidir onun şiiri. “Henüz deniz görmemiş” çocuklara adamıştır. Kurdun kuşun arasında, Anadolunun bozkırında, tenha bir yerde söylenmiştir. ama hep bir umut vardır bu ağıtta, aniden bir zafer şarkısında dönüşecekmiş gibi “keskin bir parıltı” vardır, karşı koymaktan çok boyun eğmeyen bir doğa içinde…
Halkın özel dil ve hatta argosundan bile tüm çıplaklığıyla ve hakikiliği var şiirilerde. Benzersiz bir ritim ve tonlamalarla biçimlenen bir şiir bu. Tüm kaynakların bileşeni olan bir destansılık bu şiirin ana özelliği. Aşkın yanı sıra savaşın, devrimin, hüznün, yakarışın sesi...

“Nasıl da yılları buldu,
Bir mısra boyu maceram…”
184 syf.
Ahmed Arif, şiirlerini, halkından, bir dize olsun ayrı tutmamıştır. Halkı için dizelerini gür sesle okumak ister. Şiirini belki de en çok dostları ve o güzelim halkı için yazıyor gibidir." Sevgilim" dediğinde o etten ve kemikten sıyrılır, ortak bir sevgilimiz olur birden. O denli pürüzsüz bir şiirdir ki onun yazdığı şiir, okuyucu bir burgaca kapılıp giderek hızlanır ve içeri doğru bir yolculuğa çıkar. Sözcük seçimleri, ses ile ahengi tam anlamıyla gerçekleştirir; anlam ve duyguyla taşar yüreklerimizden.

Beni Etkileyen dizeleri:

" Sus, kimseler duymasın
Duymasın, ölürüm ha.
Aymışam yarı gece,
Seni bulmuşam sonra
Seni, kaburgamın altın parçası.
Seni, dişlerinde elma kokusu.
Bir daha hangi ana doğrur bizi?"
184 syf.
Ben de hasret çektiğim ve çekmeye devam ettiğim dönemlerimde okudum bu kitabı. Ahmed Arif' in tek şiir kitabı ve hepsi birbirinden kıymetli yabana atılmayacak şiirler. Ahmed Arif gerçek bir Anadolu çocuğu ve şairi. Ancak onun gibi bir şair; memleket sevdasını, özlemi, hasreti, isyanı, aşkı, direnmeyi... bu kadar güzel ve etkileyici anlatabilirdi.


Bilmezler nasıl aradık birbirimizi,
Bilmezler nasıl sevdik,
İki yitik hasret,
İki parça can. (Sayfa: 33)
184 syf.
·3 günde·Beğendi·10/10
Bazen yazar ve şairler hakkında yorum yapmada kendini eksik hissedersin. Okurlarına az ama bir o kadar da güzel şiirler bırakan Ahmet Arif hakkında tam olarak da böyle eksik hissediyorum. Veysel Öngören ile yaptığı bir konuşma da şöyle der: " bir yiğit şairse, üstelik bir de devrimci ise elbette yaşadığını yazar. " yaşadığı" ise salt kendi ömrü değil, yaşama kavgası ve sevdasıyla, acıları,ağıtları,türküleriyle bir yanı geçmiş yüzyılların karanlığına, bir yanı geleceğin aydın sonsuzluğuna uzanan halkın ta kendisi olmalıdır." Ahmet Arif halkın içinden gelmiş, halkın yaşadıklarını kendi yaşadıklarıyla birleştirip ortada ölümsüz bir eser bıraktı...
184 syf.
·10/10
HASRETİNDEN PRANGALAR ESKİTTİM

Bir şiir kitabına dair nasıl inceleme yapılır hiçbir fikrim yok. Ancak Ahmed Arif'e dair söyleyeceklerim var.

Refik Durbaş'ın anılarından derlenen bir bölüm;

''Ahmed Arif günün birinde Ankara'da polisler tarafından yakalanır.Hakim karşısına çıkarılmak için Istanbul'a götürülmesi gerekmektedir.Zor zamanlardır.Şair, yakalandığı günü şu sözlerle ifade edecektir; "Serçe kadar canım vardı.Boğazımda kanama vardı.Hastaydım.Ekmek çiğneyemez, yemek yiyemezdim.Zaten zayıf bir çocuktum, büsbütün zayıflamışım.İşte böyle bir günde götürdüler beni..."
İki komiser, dört de polis nezaretinde İstanbul'a gitmek üzere trene binerler.Ahmed Arif, yolculuk bitiminde çekeceği işkenceyi düşünmektedir.Bindikleri kompartımanda yaşlı bir teyze ile bir amca onlara eşlik etmektedir.Havadan sudan laf açılır, yol boyu sohbet edilir.Bir ara polisler uykuya dalınca yaşlı teyze Ahmed Arif'e yaklaşır ve şöyle der; "Oğlum nedir halin?"
Ahmed Arif ne cevap vereceğini bilemez. Siyasiyim, sosyalistim, eylemciyim ya da oğrenciyim dese olmayacaktır. Çünkü tüm bu cevaplar yaşlı teyze için hiçbir şey ifade etmeyecektir. Şair, bunun gayet farkındadır. Ve birden aklına gelen en uygun cevabı verir yaşlı kadına; "Sevdadır bu teyze..."
Bunun üzerine yaşlı kadının gözleri parlar, Ahmed Arif'e sarılıp öpmek ister. O an yaşadıklarını ve hissettiklerini uzun bir süre unutamaz.''

Tam olarak buydu işte. Sevdaydı ondaki. Yine en iyi kendisi anlattı bunu;
"Ne alnımızda bir ayıp
Ne koltuk altında
Saklı haçımız.
Biz bu halkı sevdik
Ve bu ülkeyi.
İşte bağışlanmaz
Korkunç suçumuz..."

Kavgayla geçen bir hayat. Hayatın her dönemi zorluk, ekmek kavgası, memleket sevdası, direniş, cezaevi, işkence ve tabi ki şiir. Yaşadığı hayat, şiirlerinin temelini oluşturmuştur. Bu sebeple ;

Öfkenin ve inceliklerin şairidir o,

İsyancı ruhun ve başkaldırının sözcüsü,

68 kuşağının Ahmed abisi,

Dağların ve 'Daha deniz görmemişler'in şiirdeki karşılığı,

Tüm ezilen halkların ve bireylerin bastırılmışlıklarina, ötekileştirilmişliklerine, yok edilişlerine sırtını değil yüzünü dönen,

Dayak yiyen, işkence gören, her mahkeme öncesi çırılçıplak soyulan,

1943'te Van'daki Muğlalı katliamı için yazdığı 'Otuzüç Kurşun' şiiri sebebiyle sorgulanan, dövülen ve tellerden aşağı atılıp ölüme terk edilen halk adamıdır.

Bu yüzden onu dövenler, ona eziyet edenler, ölüme terk edenler, şiir yüzünden yillarını cezaevinde geçirmesine sebep olanların hepsi öldü, ölüyor ve ölecekler. Ama Ahmed Arif siirleriyle sonsuza dek yaşayacak.

KİTABA DAİR...

Ahmed Arif kitabin ilk asamasında adını 'Dört Yanım Puşt Zulası' koymak ister ancak bir dostunun uyarısı sonrası 'Hasretinden Prangalar Eskittim' koyar.

Kitap birkaç bölümden oluşuyor;

-İlk bölüm klasik şiirlerinden oluşan kısım,

-İkinci bölüm Diyarbakır Kalesinden Notlar ve Adiloş Bebenin Ninnisi (Adiloş Bebe, Ahmed Arif'in kız kardeşinin oğlu),

-Üçüncü bölüm 1943'te Van'da 32 kişinin ölümü ve bir kişinin yaralanması ile sonuçlanan Muğlalı katliamı ile ilgili yazdığı Otuzüç Kurşun,

-Dördüncü bölüm ise Ahmed Arif'in vefatından sonra toplanan bazı şiirlerinden oluşmakta.

Ayrıca kitabın sonunda Ahmed Arif'e ait kısa ama muazzam bir röportaj mevcut.
184 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Ahmet Arif’in orijinal ismi olarak “Dört Yanım Puşt Zulası” düşündüğü ancak sonra vazgeçtiği, başkaldırı ruhuyla yazdığı şiirlerinin derlemesi olan kitapta ; Arif için söylenecek çok söz var . Ancak Cemal Süreya’nın tüm bu sözleri bir araya getirerek kendi biçimiyle en güzel şekilde anlattığı fikrindeyim. Ortak çizgide giden Nazım Hikmet ve Ahmed Arif arasındaki ayrımın ; Nazım’ın şehirler şairiyken Ahmed Arif’in dağları söylemesi olduğunu belirttikten sonra söze şöyle devam ediyor “ Her şairin konuşma tarzıyla şiiri arasında bir yakınlık, bir benzerlik vardır muhakkak ama konuşmasıyla şiiri arasında bu kadar özdeşlik bulunan bir şaire ilk kez Ahmet Arif’te rastlıyorum.Onun şiiri konuşmasından alınmış herhangi bir parça gibidir ; konuşması ise şiirin her yöne olan bir devamı gibi “ ( Papirüs, Ocak 1969)




Hepimizin içinde bulunan “özgürlük” temasını cesaret ve yiğitlikle harmanlayan Arif özgürlüğün hasretini, bu hasretle “eskiyen prangalarını” , “Dışarıda gürül gürül akan dünya” ya olan özlemini aktarırken, okuyanın gönül teline dokunuyor,yüreğine işliyor. İnsan onun şiirlerini okurken ; günlük hayatın bu denli esareti altında hepimizin içinde bir hasret ve eskittiğimiz bir “pranga” yok mu diye sormadan edemiyor.


****
Kitabı ; Ahmed Arif’in vakitsiz vefatıyla tam olarak bir araya getirilemeyen ancak çeşitli söyleşiler ve dost meclislerinde okuduğu şiirlerden oluşan (önceden ayrı bir kitap olan) “Yurdum Benim Şah Damarım” isimli ek bir bölüm ve dönem aydınlarının Arif hakkında yazdığı şiirler , anıları ve onun poetikası hakkındaki düşüncelerini aktardıkları yazıları bulundurması açısından , ayrıca başarılı bulduğumu belirtmeliyim.
184 syf.
Şiir yazabilmek herkesin harcı değil. Ne çok isterdim yazabilmeyi , duygularımı kağıda dökebilmeyi...
Şiirle okul yıllarımda tanıştım o gün bu gündür okuyorum. Bana göre insanı etkilemeli şiir . Kendinden bir şeyler bulmalı...
Bu kitabı okuduğumda dedim ki kendime ; ne kadar geç kalmışım. Ahmed Arif' i okumakta. Kayıpmış benim için. Okudugum şairler içerisinde Nâzım Hikmet' den sonra ikinci sıraya aldığım şair oldu.
Ahmed Arif ; halkın şairi ...
Döneminin şairerini örnek almayıp, duygularını kendine has yorumlayarak özgün şiirini yaratmış. Öz dilini şiirinde kullanarak, doğallığı yansıtmış. Samimiyetini, yalınlığını hissettiren, içimizden bir dediğimiz bir şair.
"Dağlarıma bahar gelmiş memleketimin..." diyerek hasretini,
"Terketmedi sevdan beni
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça...."
Ile sevdasını, özlemini,
"Biz ki yarınıyız halkın
Umudu, yüz akıyız..."
İle yiğitliğini, devrimci ruhunu hissettirmiş okura.
Halkın içinden gelen , destansı, sade, özgün şiirleriyle , sevdasıyla insanı etkileyen ve okuyanın kendisinden bir şeyler bulabildiği şiirler. Beni fazlasıyla etkiledi. Defalarca yazıp sildiğim sözcüklerle, haddim olmayarak, anlatmaya çalıştım. Uzun lafın kısası okumadı iseniz, geç kalmışsınız. Keyifli okuyabilirsiniz...
184 syf.
·2 günde·Beğendi·9/10
Hasretinden prangalar nasıl eskitilir ki?

İncelemeye başlamadan önce bana bu kitabı hediye ederek Ahmed Arif ile tanışmama vesile olan Dua hanıma teşekkür ederim :) (DUA)

Ben çok dar görüşlü bir insanımdır şiir konusunda. Küçükken Süreya ile tanıştım ve onu asla bırakmadım.
Turgut Uyar geldi sonra Nazım Hikmet geldi ama Cemal Süreya benim kalbimdeki tek şair olmaya devam etti. Ondan ayrı bi' haz alıyordum, farklı bir huzur buluyordum sanki.

Tabii dedim ya dar görüşlüyüm diye. Yıllar yılı başka şair hiç denemedim. 3 şairimle mutluydum ben.

Bazı zamanlar arkadaşlarımla sohbet ederken de yeni şairler denemem gerektiğini söylüyorlardı ama ben bunu pek istemiyordum çünkü Süreya bana yetiyordu.

Sonra işte geçen günlerde bir şekilde Dua hanım bana bu kitabı hediye edince dedim artık tanışma zamanı gelmiş :D

Peki ilk defa karşılaştığım bu yazarda nasıl hissettim?
Bir kere o farklı...
Şiirlerinden Anadolu kokusu geliyor. Buram buram memleket ve halk sevgisi kokuyor.

İsyancı ruhlara bir çeşit yol gösterici ya da eşlik eden bir yol arkadaşı...
Şiirleri güzel mi, evet güzel!
Ama bu benim alışılmışım dışında bir güzellik.
Hani sanki bir Anadolu türküsü bir çeşit şekil değiştirip Ahmed Arif şiiri olmuş gibi...

Kitabın kapağı ise bugüne kadar gördüğüm en güzel kapak nedense...

Güzel şiirler,ruha dokunan şiirler.
Hele biri var ki en başa koymuşlar, şöyle:

"Terketmedi sevdan beni
Aç kaldım,susuz kaldım
Hayın,karanlıktı gece
Can garip,can suskun
Can paramparça..."

Bu şiiri de ezberimden yazdım düşünün nasıl sevmişim :D

SEVDA SİZİ HİÇ TERK ETMESİN!

Okumak isteyen herkese iyi okumalar dilerim :)
184 syf.
·35 günde
“Ve ben şairim/Namus işçisiyim yani/Yürek işçisi” diye tanımlayan Ahmed Arif’in şiirleri dağlardan, hapishanelerden, demir kapılardan çıkıp gelmiştir. Aşkla, sevgiyle, hasretle, zalimlere olan öfkesiyle demlenen yüreğinden çektiği mısralarla yazdığı şiirleri okuyan onun dünyasında kendini bulur.

Solcuların dilinden düşürmediği şiiri ‘Dağlarına bahar gelmiş memleketimin’ le devrimci duygularınızla coşkulanırsınız. Hasretinden prangalar eskittim’le upuzun hiç dinmeyen özlem yüreğinizi boğar. 33 Kurşun’la kurşuna dizilen köylülerin acısını en derinden yaşayıp isyan edersiniz. Leylısinin gözlerini duygularıyla özdeşleştirdiği mısralarda aşkını en yoğun biçimde yaşadığını hissedersiniz çaresiz.

Ahmed Arif ezilenden yana olmuş, hak ve eşitlik için mücadele etmiş, şiirlerinde toplumsal gerçekliği kendi tarzında, içinde yetiştiği doğu kültürüyle yazmıştır. Dili, işlediği konular yetiştiği kültürün parçasıdır. Aşkla dolu duygularını, zulmedenlere karşı öfkesini ve ezenlerin yenileceğine dair umutlarını yalın, içten ve vurucu bir şekilde dile getirmiştir. Bestelenen şiirlerini Cem Karaca, Ahmet Kaya, Fikret Kızılok, Zülfü Livaneli, Rahmi Saltuk ve daha birçok sanatçı seslendirmiştir. Ahmed Arif’in kendi sesinden şiirlerini dinlemek de büyük bir ayrıcalık, duygularını sesine çok başarılı bir şekilde yansıtmıştır.

Yürek işçisi, büyük şair Ahmed Arif şiirlerinle yüreklerdesin…

İçerde
Haberin var mı taş duvar?
Demir kapı, kör pencere,
Yastığım, ranzam, zincirim,
Uğruna ölümlere gidip geldiğim,
Zulamdaki mahzun resim,
Haberin var mi?
Görüşmecim, yeşil soğan göndermiş,
Karanfil kokuyor cıgaram
Dağlarına bahar gelmiş memleketimin...

Ahmed Arif
https://www.youtube.com/watch?v=esWzt2HeD94

Rahmi Saltuk
https://www.youtube.com/watch?v=EkI13-NGgXY
184 syf.
·2 günde·10/10
Çocukluğum aklıma geldi...
Sabahtan akşama kadar pamuk tarlalarında didinip akşamın tenhasını sevdiğim günler geldi aklıma...
İstemesem de güneşte bronzlaştığım günler geldi aklıma.
Günün doğuşu romantik değildi benim için gün boyu aşınıp nasır tutacak ellerin habercisiydi sadece.
Günün batışı da romantik değildi ama bir nevi kurtuluşun fitiliydi bir kaç saatliğine olsa da...

Emek ve duygu yüklü Ahmed Arif,yürek işçisi sonuçta.Yüreğini almış olduğu gibi kağıda dökmüş tabii hayran kalmamak elde mi, saygı duymamak elde mi...
Başkalarının şiirlerine konu olmuş Ahmed Arif...
Dizeleri tema olmuş şiirlere Ahmed Arif'in...

Ruhu şâd olsun...
Mağlup mu desem, mahçup mu?
Ama ikisi de değil,
Ben garip, sen güzel, dünya mutlu...
Öyle tuhafım bu akşamüstü.
(...)
Ahmed Arif
Sayfa 153 - Yeryüzü sayı 11 - Mart 1952
Terketmedi sevdan beni,
Aç kaldım, susuz kaldım,
Hayın, karanlıktı gece,
Can garip, can suskun,
Can paramparça...
Ve ellerim, kelepçede,
Tütünsüz, uykusuz kaldım,
Terketmedi sevdan beni...
Maviye
Maviye çalar gözlerin,
Yangın mavisine
Rüzgârda âsi,
Körsem,
Senden gayrısına yoksam,
Bozuksam,
Can benim, düş benim,
Ellere nesi?
Hadi gel,
Ay karanlık...

AY KARANLIK
...Seni bağırabilsem seni,
Dipsiz kuyulara,
Akan yıldıza,
Bir kibrit çöpüne varana,
Okyanusun en ıssız dalgasına,
Düşmüş bir kibrit çöpüne.

Yitirmiş tılsımı ilk sevmelerin,
Yitirmiş öpücükleri,
Payı yok, apansız inen akşamdan,
Bir kadeh, bir cıgara dalıp gidene,
Seni, anlatabilsem seni...
Yokluğun, Cehennemin öbür adıdır
Üşüyorum, kapama gözlerini...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Hasretinden Prangalar Eskittim
Baskı tarihi:
Kasım 2017
Sayfa sayısı:
184
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789753426527
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Metis Yayınları
Baskılar:
Hasretinden Prangalar Eskittim
Hasretinden Prangalar Eskittim
Hasretinden Prangalar Eskittim
Hasretinden Prangalar Eskittim, ilk kez 1968 yılında yayımlandı. O tarihten günümüze defalarca baskı yaptı. Birbirini takip eden birkaç kuşak sosyalist ve devrimcinin ellerinde, sözlerinde ve şarkılarındaydı. Birçok kişinin acı tatlı hatıralarında unutulmaz, özel bir yeri oldu. 

Ahmed Arif şiirleri bizce, hem şairin kendi kuşağının hem de ardından 68-78 kuşaklarının memleket ve halk sevgisini, isyancı ruhunu ve başkaldırı etiğini simgeliyor. Kitabın bu 40. yıl özel basımıyla Ahmed Arif'in dizeleriyle, eski kuşaklara bir kırmızı karanfil vermek istedik. Daha da önemlisi, gözlerden silinmeye çalışıldıkları bu çağda, bu fikirleri ve değerleri genç okurlara taşımak, hatırlatmak istedik.
(Tanıtım Bülteninden)

Kitabı okuyanlar 4.751 okur

  • Sümeyra Vegin
  • Orhan İlhan ASAN
  • Zeynep Ceylan
  • Ahmet Cahit Karaman
  • Varoluşçu Yazar
  • zeynep özbek
  • yok yok
  • yok yok
  • E.Deniz Piriştina
  • only you

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%8.4
14-17 Yaş
%5.8
18-24 Yaş
%23
25-34 Yaş
%30.7
35-44 Yaş
%22
45-54 Yaş
%6.7
55-64 Yaş
%1
65+ Yaş
%2.5

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%62
Erkek
%37.9

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%60.9 (906)
9
%17.7 (263)
8
%11 (163)
7
%5.1 (76)
6
%1.5 (22)
5
%0.7 (10)
4
%0.3 (4)
3
%0.1 (2)
2
%0.1 (2)
1
%0.1 (2)

Kitabın sıralamaları