Yaşamıyoruz sanki, gün sayıyoruz.
Umut etmeyi bıraktık, oyalanıyoruz.
Tadımız tuzumuz pek yok,
Nefes almaya devam ediyoruz tabi ama iç çeker gibi.
Boşluklarımıza düşmemek için telefonlara gömülüyoruz.
Kendimizi unutmak için televizyonlara dalıyoruz.
Hissetmeyelim diye makineleşiyoruz.
Artık şaşırmıyoruz, utanmıyoruz, kaygılanmıyoruz.
Bize bir şey oldu.
Yaşıyoruz ama kendi hayatımızı yaşamıyormuşuz gibi yaşıyoruz.
Böyle bir dünyada güçsüz olmak canımızı yakar diye kırılganlığımızı kaybettik.
Böyle bir dünyada ayakta kalmak zor malûm, gücümüzü de kaybettik.
Umut sözcüğünü dişlerimizi sıkarak kullanıyoruz artık.
Hayallerimizi sorduklarında korkudan titriyoruz.
Yalnızlığımız hevessiz, kalabalıklarımız tekinsiz.
Ne kendimizden kaçabiliyoruz ne bu saatten sonra kendimize dönebiliyoruz.
Belkide hatırlamaya ihtiyacımız var.
İnsan unutursa değil hatırlarsa iyileşir.
Omuzumuza yükler binmeden önce nasıldık ?
Hangi anımızı kim kirletti ?
Laftan anlamayana döktüğümüz diller,
Canımızı yaksa da uzattığımız eller,
Sonunu bile bile harcadığımız günler hak edildi mi ?
Kendimizden vazgeçmeyi ne zaman öğrendik ?
Sıradanlaştırdığımız hayatlarımızın anlamlarında unuttuğumuz cesaretlerimiz var.
Geleceğimizde göremediğimiz kapının anahtarı geçmişimizde saklanıyor belki.
Geçmişte kalalım diye değil,
Şimdiyi anlayalım diye yazıyorum.
İnsanı insanlıktan da çıkarsalar, insan kendi ile buluşma eğilimindedir.
Ve " Hatırlamak bir buluşma biçimidir. "
Bize birşey oldu ama tüm olanlarla yeniden var olmaya ve yaşamaya ihtiyacımız var.
'
Yusuf değilim, bu kuyuyu da bilmiyorum.
Bu kuyu soğuk,
Bu kuyu derin.
Kalbimden de derin, yüreğimden de..
Galiba ben kuyuda değilim, kuyu benim içimde.
Hasılı ;
Bir kapı yok, kendi içimde kilitli kalmışım ben.