Bu kitabı ikinci kez okuyuşum ve iyi ki bir kez daha okumuşum dedirtti bana. Roman, Doğu-Batı ekseninde yaşanan trajedileri öyle yürekten, candan hissettiriyor ki ne doğulu birinin Nadia’nın hikayesine ne de batılı birinin Ayşe’nin hikayesine kayıtsız bırakabiliyor. Müslüman, Yahudi, Katolik… mensup olduğumuz dinler farklı olsa da acılarımız aynı olduğunu bir kez daha hatırlattı bizlere Livaneli.
Kitaptan söz edecek olursak: Baş karekterimiz olan Maya Duran’ın hayatı çalıştığı üniversiteye ABD ‘den gelen Prof. Dr. Maximilian Wagner bir an da değiştiriyor. Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. Kendini bir anda karışık olaylar içinde bulan Maya hem ailesinin geçmişine hem de Max’ın geçmişine tanık oluyor. Bu olaylar karşısında hayatı altüst olan Maya: “Çünkü ancak hikâyesi anlatılan insanlar var oluyordu.” fikriyle tanık olduğu birçok şeye kaleme alışının romanı.
Batı’nın bir zamanlar medeniyetsizliğini ve bir zamanlar Doğu’nun medeniyetini bizlere çarpıcı bir şekilde sunan, karakterleriyle bunları yansıtan bizdenmiş, içimizdenmiş gibi hissettiren Livaneli her zaman ki gibi üslubuyla bizleri büyülüyor. Herkesin hayatında mutlaka birkaç kez okunması gereken nadir eserlerden biri…