Toplumumuzda öfkeyi, içimizi sürekli kemiren bir tür bastırılmış öfke olan dargınlıkla karıştırıyoruz. Dargınlıkta, hemcinslerimizden intikam almak için cephane biriktirir ama asla sorunu çözebilecek bir biçimde doğrudan iletişim kurmayız. Öfkenin dargınlığa bu dönüşümü, Nietzsche'nin de vurgulayarak belirttiği gibi, orta sınıfın hastalığıdır. Bizlerin insan olarak duruşumuzu çürütür.
Geçmiş değiştirilemez, sadece onaylanabilir ve ondan öğrenilebilir.İnsanın hedefi budur Yeni deneyimlerle sindirilebilir ve yatıştırılabilir ama değiştirilemez ve silinemez.
Omuzlarında taşıyıp altımdan çekildiler; aralarına alıp beni sömürdüler.
Sormadan önce vurdular beni, yaftalara boğdular.
Ellerini kirletmektense beni maşa ettiler.
Spontan bir duygunun nasıl olduğunu, artık hatırlamıyorum bile.
psikolojik bir problem ateşin çıkması gibidir; kişinin yapısı içinde bir şeylerin yolunda gitmediğini ve yaşamda tutunmak için bir mücadelenin sürdüğünü gösterir.Bu da, giderek bize bir başka davranışın mümkün olduğunun kanıtıdır.Eski tarz düşüncemiz, sorunları bir an önce baştan savmak gerekir düşüncesi, her şeyin en önemlisini gözden kaçırmaktadır: Sorunların yaşamın normal bir yönü ve insanın yaratıcılığına dayalı olduğunu. İster bir şeyleri kurmak için, ister kendini yeniden kurmak için olsun, bu doğrudur.Sorunlar kullanılmamış iç olanakların dışarıdan görünüşüdür.
Seni ne semavi, ne dünyevi,ne ölümlü, ne ölümsüz yarattık; öyle ki, sen kendi iraden ve onuruna göre kendi yaratıcın ve inşacın olmakta özgür olasın. Yalnız sana, kendi hür iradene göre büyüme ve gelişme olanağı verdik. Kendinde evrensel yaşamın tohumlarını taşıyorsun.