“Neyin vuku bulacağı hakkında yazmak her zaman riskli olmuştur. Gelecek hakkında yazmak, indirgenemez bir spekülasyon unsuru içerir; çünkü gelecek doğası gereği belirsizdir (Prigogine 1997). Tek yapabileceğimiz yakın geçmişteki eğilimleri, geçmişteki bir gelişmenin yol açtığı ve hala izleniyor olması olası rotaları ve olası bir toplumsal seçimin ortaya çıkabileceği konumları belirlemeye çalışmaktır. Bu da, kaçınılmaz olarak sosyal bilimlerin tarihsel olarak nasıl yapılandığını, bugün bu yapılara yöneltilen meydan okumaların neler olduğunu ve gelecek yıllar ile gelecek çağda ortaya çıkabilecek nihai makul alternatiflerin neler olduğunu tartışmak anlamına gelir. Sosyal bilimlerin geleceği hakkında tartışmanın ikinci bir zorluğu vardır. Sosyal bilimler, toplumsal hareketlerin sınırlanmış, otonom bir alanı değildir. Bunlar, daha büyük bir gerçekliğin parçası, modern dünyanın bilgi yapılarıdır. Bunun da ötesinde, tamamen olmasa da önemli bir ölçüde, modern dünyanın temel kurumsal çerçevesi -modern üniversite sistemi- içerisinde konumlanmıştır. Sosyal bilimleri bir bütün olarak, bilgi yapılarının gelişimi ve üniversite sisteminin gelişen kurumsal çerçevesi içine yerleştirmeden; sosyal bilimlerin tarihsel yapılanmasını, bugün karşı karşıya olduğu sorunları ya da var olan makul alternatifleri tartışmak güç olacaktır.”