Reybî

Reybî
…. Şimdi detayları toplayıp adam yirmi beş sentin karşılığında neler almış bakalım. En başta ızdırap içindeki yaşlı suratın ona verdiği acıya dayanamadı. Yani bu iyi adam, kendi acısını düşünüyordu. Onu dindirmek için merhem almalı. Eğer yaşlı kadının yardımına koşmasaydı, vicdanı ona yol boyunca işkence edecekti. Yani yine kendi acısını düşünüyordu. Onu dindirdimek için rahatlatıcı bir ilaç almalı. Eğer yaşlı kadını avutmasaydı, gözlerine uyku girmeyecekti. Biraz uykun satın almalı..çünkü hala kendini düşünüyor, görüyorsun ya. Özetlemek gerekirse kalbindeki keskin acıdan kurtulma özgürlüğünü satın aldı, tüm gece sürecek aralıksız uyku satın aldı. Hepsini sadece yirmi sente!
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
.. bencil olmayan biri başkası yalnızca başkası için iyilik sık sık yapar. Y.A: Bu doğru değil davranışı ona yaramalı, aksi halde onu yapmayacaktır. Sadece başkası uğruna yaptığını düşünüyor olabilir falat yanılıyor. En başta kendi ruhunu tatmin ediyor. Diğer insanın menfaatiyse, her zaman ikinci sırayı almak zorunda.
İyiyle kötü arasındaki fark kavramının gölgesinden dahi haberi yoktu. Bu fikri dışardan edinmek zorunda kaldı. Ne o ne de Havva, çıplak dolaşmanın edepsizlik olduğu fikrini oluşturabildi. Bilgi elmayla birlikte, dışardan geldi. İnsan beynide böyle yapılandırılmıştır ki ne olursa olsun hiçbir şey oluşturamaz. Yalnız dışardan sağlanan metaryeli kullanabilir. Sadece bir makinedir otomatik olarak çalışır.
Kitâb-ı Aşk Hatırlayanınız var mı, sevgi neydi? Sevgi bir bakış, bir gülüş müydü bazen; bir akış, bir koşuş muydu? Sevgi gönül kumaşında bir nakış mıydı? Hatırlayan var mı sevgi neydi? Bir çuhayı ipek görebilmek miydi; toprağı amber niyetine koklamak mı? Sureti sirete, arazı cevhere, bedeni ruha köle eylemek miydi sevgi? Sevgi bir iyilik miydi, şefkatli bir cümlecik mi? Neydi sevgi, dış mıydı, yoksa iç mi; zahir miydi, yahut batın mı; kalıp mıydı, ya ki can mı? Var olmak mı, varlıktan geçmek mi? Dünyaya gülmeye mi gelmiştik, ağlamaya mı; ölüyor muyuz, yoksa doğuyor mu? Sevgi neydi? Sevgi bir sigara dumanında, bir tren düdüğünde, bir dalganın en son hışırtısında ve bir turnanın kanadında mı kalmıştı? Sevgi Medine’de, Semerkant’ta, sevgi Bağdat’ta, Endülüs’te, ta caddelerde, sokaklarda, evlerde, kapıların tokmaklarında çınlar durur muydu eskiden? Ya neden şimdi Ayasofya’da pitoresk, Divanyolu’nda kaldırım taşı, Ankara’da ittifak, Yeşilkubbe’de Mevlana, Erciyes’te kar, Fırat’ta bir içim su olup girmiyor dünyamıza? Neden nefesimiz daralıyor hummalı inatlarımız, kallavi benliklerimiz yüzünden? Neden nesillerimiz sersefil ve derbeder? Sevginin koynunda büyüttüğümüz nazeninlere nazı enîn ile mi unutturdular, semenderlerimiz ateşte niçin yanmaktalar? Soralım ta içimize; neydi sevgi? İnsanı mutlu eden o ilk satır mıydı defalarca okunan, yoksa ilk satır arayışları mı tekrar be tekrarlanan? Sevgi bir acıydı herhalde, bir kederdi, kah hüzünle, kah mutlulukla hatırlanan. Belki de sabırdı sevgi, affetmekti, gelecek günler adına. Sevgi sınanmaktı adl-i ilahîde ve sınavı geçmekti ercesine. Sevgi bir dirilişti… Sevgi bir iyi ad bırakmaktı fena yurdunda. Ömür geçer de ad kalır