İstediğimiz bu mu? Konuk sevmeyen bir çevre, kuşsuz bir dünya mı? Çocuklarımıza kırlangıçları nasıl yok ettiğimizi açıklayacağımız bir gezegen mi? Bunun olmasına izin verirsek kanatları kesmek de bize düşer. Diğer türlerden üstün olduğumuza, dünyayı kendi irademize boyun eğdirebileceğimize inanmak elbette "her şeye gücü yetme" arzumuzu şımartıyor ama bu gayet aldatıcı. Bugün bir yol ayrımındayız. Kaderimiz ellerimizde, kalbi pıt pıt atan, uçmaktan başka bir şey istemeyen bir ispinozu ellerimizin arasında sımsıkı tutuyoruz adeta. Neredeyse parmaklarımızın altında ezilecek. Karar bize ait: Ellerimizi açıp kanatlanmasına izin mi vereceğiz, yoksa... Ellerimizi tekrar kapatacak mıyız?
Kuşlar esasında bilge olmasınlar? Baştankara varoluşunu planlamaz, geleceğine ilişkin tasarılar oluşturmaz, hayatı yarına ertelemez, daha sonra daha iyi olacağını hayal etmez. Yaşar.
Kuşlarda uzun süren bir hastalık ya da çok yaşlılık yoktur. Bir kuş sağlıklı halini sürdüremez duruma geldiğinde, doğa hemen canını alma işini üstlenir. Zalimce bir şey mi bu? Yoksa yaşamı sınırlarının ötesine kadar uzatarak, ölüme mahkûm hastaları ya da çok ihtiyarlamış kişileri haftalar boyunca, hem de ıstırap dolu haftalar boyunca yaşamaya zorlayarak barbarlık yapan biz miyiz? Doğa acının uzun sürmesine müsaade etmez. Can çekişme her zaman kısadır. Fiziksel ya da zihinsel çöküş yoktur. Kuşların dünyasında pek çok şeyi yaşam halleder.
Hâlbuki hepimizin konuşması komşularımızın kulağına aksanlı gelir. Aynı ispinoz gibi, yaşam yerimizi değiştirdiğimizde, yaşadığımız yeni yörenin aksanına uyum sağlama eğilimi gösteririz, yani -genelde- daha "nötr" vurgulamalar yapmak adına kendimizinkini kaybetmeye meylederiz.