Karanlık bir koridorda yürürken, adımların yankısı bazen kendi içindeki sorularla çarpışır. Gerçeklik, kırık bir aynanın parçaları gibi, hiçbir zaman tam ve bütün değil; zaman, bu parçaları bir araya getirmekten çok, onları birbirinden uzaklaştırır. Her kelime, örülen bir duvarın taşıdır aslında büyür, kalınlaşır ama arkasındaki boşluk, söylenenlerden çok daha fazla anlam taşır. Duygular ise, bazen keskin, bazen bulanık bir melodi gibi akar; içinde gizli bir ağıt, unutulmuş bir hikaye taşır. İnsan, ne tam bir kahraman ne de yalnızca suçun taşıyıcısıdır; o, sessizliğin içinde yükselen, duyulmayan bir çığlıktır. Ve işte o çığlık, çoğu zaman en derin gerçeğin ta kendisidir. Anlatamadığımız şeyler, kelimelerin dışında, gölgenin içinde saklıdır. Anlam dediğimiz şey, aslında sadece o gölgenin içinde filizlenir; çünkü gerçek, her zaman ışığın değil, karanlığın sınırlarında gizlidir.