Mensubu olduğum ve rahipliğini yaptığım din, insanları Tanrı'ya ihanet etmekle suçlayarak durumumuzun tarifini yapıyor:
"Tanrı bize ihanet ediyor!"
"Çok daha kararlı bir zalimlikle dualarımızı ona yöneltelim! Onun ihaneti bu noktada tanrısallaşmaya gerek duyuyor."
Ölümün abartılı güzelliği sadece ihanette bulunur. Bir kadına tapmak isterdim, bana ait olsun isterdim, ki onun ihanetinde tanrısallığın aşırılığını bulayım.
Bir insanı bir an bile Tanrı'nın dışında düşünemiyorum. Çünkü gözü açık bir insan, ne masayı ne sandalyeyi, sadece Tanrı'yı görür. Ama Tanrı ona bir an bile huzur vermez. Tanrı'nın sınırları yoktur ve Tanrı kendisini gören insanların da sınırlarını parçalar. TANRI insanın kendisine benzemesini ister hep. Bu yüzden O, İNSAN'a hakaret eder ve İNSAN'a da O'na hakaret etmeyi öğretir. Bu yüzden TANRI İNSAN'ın içinde gülerken yok edici bir kahkaha atar. İNSAN'ı tamamen ele geçiren bu kahkaha ise TANRI'nın anlama yetisini elinden alır: Rüzgârın dağıttığı bulutların tepesinden benim halimi gördüğünde iyice fena olur; yolda aceleyle giderken, KENDİM'i ve rüzgârın boşalttığı gökyüzünü görürsem eğer, daha da fena olur.