Rosa

Rosa
@Rosasu
O suskun Bu susmayan O yürekli Bu cesaretli O deli Bu dolu O bilir Bu konuşur O söyler Bu dinler O Aşk Bu Leyla O kurtuluş Bu köprü O hazine Bu elmas O huve Bu ene O taht Bu taç O sır Bu sır B i l m e c e
Öylesine bir adam.
Yazınca adam olurum sandım. Okununca adamlığımı anladım. Öyle çok sandım ki, ne yazıldığımı anladım ne adamlığımı. Hepsi bir adem olmakmış sır. Susmakmış sır. Nasıl konuştum bunca yıl adam gibi. Adam değilmişim Adem gibi.. Bin çığlıkla bölünürken celladım harflerdi. Nice adam olmaya kelimeler yeterdi. Gülüştüm kendimle oturup saatlerce. Adamlığımı dikecektim bu kefensiz bedene. Hesaplar dağıtıldı birer birer. Adamlık kefem hafif kaldı bu sefer!
İnsan ve Duygular
Reklam
N i m e t
Nimet sadece gıda, tüketim vs değildir. Yapabilmekte nimettir. Aynı duyguları paylaşaBİLMEK nimettir. FARKINDAlık etiketi altında x’lerin savunuculuğunun pankartını açmakla yetmiyor, yetmeyecek. Ömrü tükenen İNSAN FARKINDA ise nimettir..
İnsan ve Duygular
Sana diyemediklerimdi bunlar, Şehre ne vakit gelsen yıkardı yolları yağmur Nasıl tutardım elini bilmiyorum Göğüs kafesimde bir can atardı Öyle özlemek için yazılmadı bu satırlar Bizim hikayemizde hala aranan var Tutsağım değildin ama birşeyimdin Bir şehre inerdi yağmur bir gözlerime Okunurken akşam ezanı seslenirdi vakit Yine geleceğim, son değil. Duamdasın bil ki.. Yorgunuyuz gelecek yılların. Ama nasıl yürek yüreğeyiz! Görmeyen gözün hikmetidir bu Özümden seviyorum seni.. Sy
İnsan ve Duygular
Bu sürgünler yurdunda eskimiyor elbisem Gün ışıyor, yağmur, kar ve çamur Yıldızlar yol oluyor, geceyi kolluyorum Nice ümitlerim var, bir bir soluyorum Katında bizleri ziyan etme Allahım..
Günce
Gecenin ardından gün doğmazsa?
Standartlar çerçevesinde yaşadığımız şu dönemlerde acelesi olmayan hiçbir insana rast gelmedim. Mutfaktan salona gidenden tutup, ofisten bakkala inene kadar herkesin hayat telaşı ayaklarına vurmuş. Gün içi yorgunluğu yastığa kafayı koymadan atanlarla, ağrı kesici ve biraz erken bitirse ev ödevlerini rahatlayacağı hissini taşıyan ebeveynlere kadar düşündüm. Sohbetlerimiz yok oluyor. Dedikodudan ileri gitmiyor telaşlarımız. Zamanında bir söz okumuştum, ‘değersiz kalabalıklar yerine kaliteli yalnızlığı seçerim’. Diyorum ya yetişemiyoruz ne kadar koştursak da. Ertelediklerimiz birer ilmek gibi boğazımıza geçerken ve görmezden geldikçe gerçekleri dolanırken ayaklarımıza ömür gidiyor. Yaş alınca bir üslupla beraber karakterimiz de güzelleşirdi. Alttan alır, hoşgörüyle hareket ederdik. Maalesef zihnim yoruluyor bu hareketliliği kaydetmeye. Neresinden tutarsam, elimde kalıyor hayatın telaşlı insanları. Biz, güzel kültürümüzü kaybediyoruz. İnancımızı zedeleyip, umutla yeşerecek her birşeyi mahvediyor ve yola devam ediyoruz önemsemeden. Yarınlar? Çocuklarımız? En önemlisi vatanımız? Miraslarımız? Hepsi kocaman soru işareti.. Öz eleştiri yapmadan varılmaz. Herkes kendi kapısının önünü süpürse dünyada çöp kalır mıydı? Önce kendimizden başlamalı. Ne mi yapabiliriz? Ailemizdekilerle zaman geçirerek. Kaliteli sohbet ederek. Herhangi bir akrabamızı arayıp hal hatır sorarak. Aylardır küs olduğumuzu arayarak. Arkadaşımıza merhaba diyerek. Dünya giderek kötülükle taşıyor ve iyilerin elleri cebinden çıkmadıkça da galibiyet onlarındır! Ve inanıyorum ki, herkes düzelmek isterse toplum da iyi olur insanlar da.. Gecenin içimize kapkara çöküşü olmasın bu yazı. Birilerine şifa, derman, güzellik katsın. Saygı, selam ve dua ile. Sy
İnsan ve Duygular
Reklam