“Bence dünyada yaralı bir kadından daha güzel bir şey varsa o da yaralarını korkusuzca yazabilen kadındır. Çünkü onda hayatın en muhteşem bileşimi vardır: zeka ve cesaret.”
Sürekli geri dönüp nerede hata yaptığımı düşünüyorum. Sanırım kendimi Tanrı gibi görmemdi en büyük yanlışım .Ama bu yanlışın bana özgü olduğunu sanmayın .Ayakkabının icadından bu yana her insan Tanrı gibi görüyor kendini . İnsanın bunu fark etmesi veya kendine itiraf edip etmemesi önemli değil ; herkes kendini Tanrı gibi görür biraz, bu kesinlikle böyledir ve nedeni de ayakkabıdır .Evet evet ,ayakkabı.
Ayakkabı icat edilmeden önce insan da tıpkı diğer birçok canlı gibi toprağa çıplak ayakla basardı .Toprakla arasındaki mesafe sıfırdı . Birdi ,bütündü toprakla. Diğer canlılarla eşit mertebedeydi ve toprakla olan bu teması sayesinde hepsiyle temas kurmuş sayılırdı ,hepsi de onunla . Ama ne zaman ayakkabıyı icat etti,işte o an toprakla teması kesildi, diğer tüm canlılarla da. Ayakkabı sayesinde bir santim bile olsa toprağın üstündeydi artık, diğer tüm canlıların da. İnsan denen varlık , dünyaya artık bir santim yukarıdan bakıyordu. İşte bu bir santimlik fark , zamanla kendimizi Tanrı gibi görmemize yol açtı; her şeye kadir, her şeye muktedir, her şeyin sahibi. İstediği her şeyi planlayıp yapabilen güçlü , özgüvenli ,kudretli Tanrı.