R.

"Alışkanlıkların zincirleri, önce duyulmayacak kadar hafif, sonra kırılamayacak kadar güçlü olur. "
Reklam
anne sevgisi koşulsuzdur.
Çocuk büyüyüp geliştikçe şeyleri oldukları gibi kavramaya, beslenmedeki doygunluğu memenin başından, anneden ayırmaya başlar. Sonuçta susuzluğunu, sütün verdiği doygunluğu, memeyi ve anneyi farklı nesneler olarak tanır. Birçok şeyin farklı olduğunu, kendilerine özgü bir yapıları bulunduğunu bilince çıkartır. Bu noktada onlara isim vermeyi öğrenir. Aynı zamanda onları ellemeyi, ateşin sıcak ve can yakıcı, ana kucağının sıcak ve rahat, tahtanın sert ve ağır, kâğıdın hafif ve yırtılır olduğunu öğrenir; insanlara yaklaşmayı da öğrenmektedir: Annem yemeğimi yersem gülümser, ağlarsam beni kucağına alır, kakamı yaparsam beni över. Tüm bu deneyimler netleşerek şu yargıda toplanır: Seviliyorum. Seviliyorum çünkü annemin çocuğuyum. Seviliyorum çünkü çaresizim. Seviliyorum çünkü güzel ve dayanılmazım. Seviliyorum çünkü annemin bana gereksinimi var. Daha genel bir formülle söylersek: Böyle olduğum için seviliyorum. Ya da bir başka deyişle ben, ben olduğum için seviliyorum. Anne tarafından sevilme işlemi edilgendir. Sevilmek için yapabileceğim hiçbir şey yoktur; anne sevgisi koşulsuzdur. Elimden gelen tek şey var olmaktır; onun çocuğu olmak. Annemin sevgisi mutluluktur, barıştır, ona sahip olmak için, onu hak etmek için bir uğraş gerekmez. Annenin koşulsuz sevgisinin bir de olumsuz yanı vardır. Bu olumsuzluk onun sadece hak edilmeyi gerektirmemesinde değildir; o aynı zamanda elde edilemez, üretilemez, denetlenemezdir de. Eğer duruyorsa orada, varsa anne sevgisi, bir nimettir o; eğer yitmişse durduğu yerden, yaşamın tüm güzellikleri de yitmiştir onunla, onu yaratmak için hiçbir şey gelmez elden.
İlgi, sorumluluk, saygı ve bilgi birbirleriyle karşılıklı olarak bağlıdır. Bunlar olgun, bir başka deyişle güçlerini üretici bir şekilde geliştirmiş, sadece emek verdiği şeye sahip olmak isteyen her şeye gücünün yeteceğine, her şeyi bilebileceğine ilişkin narsist düşleri bir yana atmış, sadece gerçek üretici faaliyetin verebileceği iç güvenin üzerinde yükselen alçakgönüllü olgulardır.
İnsan ve Hayat
Bilginin, sevgi sorunuyla çok daha önemli bir başka ilişkisi daha vardır. İnsanın duyduğu ana gereksinim olan başkasıyla kaynaşıp kendi yalnızlığının hapishanesinden kurtulma isteği, insana özgü bir başka istekle, "insanın sırrını çözmekle iç içedir. Yaşam, salt biyolojik yanıyla kendisi ve diğer insanlar için çözümsüz bir sır olarak kalmaktadır. Kendimizi tanıyoruz, harcadığımız tüm çabalara karşın kendimizi tanımıyoruz. Yoldaşımızı tanıyoruz, ama yine de onu tanımıyoruz çünkü biz bir eşya değiliz, arkadaşımız bir eşya değil. Kendimizin ya da bir başkasının varlığının derinliğine ne kadar inersek, bilginin amacı bizden o kadar uzaklaşır. Ama insan ruhunun gizliliğine girme, "o" olan en diplerdeki öze ulaşma isteğinden kendimizi alamıyoruz. Sırrı çözmenin tek bir yolu, umutsuz bir yolu vardır: O da bir başkasının üzerinde tam bir egemenlik kurmak; ona istediğimizi yaptıracak, istediğimiz duyguları hissettirip istediğimizi istetecek güce erişmektir. Bu ise onu bir nesne, bizim nesnemiz, bizim malımız haline getirir. Bu en son dereceye varan öğrenme çabası, insana acı çektirmenin arzulandığı ve acı çektirme yetisinin kazanıldığı sadistliğin aşırı evrelerinde belirir. Karşıdaki kişi tartaklanır, çektiği acının sırrını ortaya koyması için baskı yapılır. Kendimizin ya da bir başkasının sırrını çözmek için duyduğumuz bu şiddetli isteğin altında derin ve keskin bir zulmetme ve yok etme dürtüsü yatmaktadır.
İnsan ve Hayat
Çiçekleri sevdiğini söyleyen bir kadının çiçekleri sulamayı unuttuğunu görürsek, onun çiçek sevgisine inanmayız. Sevgi, sevdiğimiz şeyin büyümesi ve yaşaması için gösterdiğimiz etken [aktif] ilgidir. Bu etken ilginin bulunmadığı yerde sevgi de yoktur.
Reklam