Çocuk büyüyüp geliştikçe şeyleri oldukları gibi kavramaya, beslenmedeki doygunluğu memenin başından, anneden ayırmaya başlar. Sonuçta susuzluğunu, sütün verdiği doygunluğu, memeyi ve anneyi farklı nesneler olarak tanır. Birçok şeyin farklı olduğunu, kendilerine özgü bir yapıları bulunduğunu bilince çıkartır. Bu noktada onlara isim vermeyi öğrenir. Aynı zamanda onları ellemeyi, ateşin sıcak ve can yakıcı, ana kucağının sıcak ve rahat, tahtanın sert ve ağır, kâğıdın hafif ve yırtılır olduğunu öğrenir; insanlara yaklaşmayı da öğrenmektedir: Annem yemeğimi yersem gülümser, ağlarsam beni kucağına alır, kakamı yaparsam beni över. Tüm bu deneyimler netleşerek şu yargıda toplanır: Seviliyorum. Seviliyorum çünkü annemin çocuğuyum. Seviliyorum çünkü çaresizim. Seviliyorum çünkü güzel ve dayanılmazım. Seviliyorum çünkü annemin bana gereksinimi var. Daha genel bir formülle söylersek: Böyle olduğum için seviliyorum. Ya da bir başka deyişle ben, ben olduğum için seviliyorum. Anne tarafından sevilme işlemi edilgendir. Sevilmek için yapabileceğim hiçbir şey yoktur; anne sevgisi koşulsuzdur. Elimden gelen tek şey var olmaktır; onun çocuğu olmak. Annemin sevgisi mutluluktur, barıştır, ona sahip olmak için, onu hak etmek için bir uğraş gerekmez. Annenin koşulsuz sevgisinin bir de olumsuz yanı vardır. Bu olumsuzluk onun sadece hak edilmeyi gerektirmemesinde değildir; o aynı zamanda elde edilemez, üretilemez, denetlenemezdir de. Eğer duruyorsa orada, varsa anne sevgisi, bir nimettir o; eğer yitmişse durduğu yerden, yaşamın tüm güzellikleri de yitmiştir onunla, onu yaratmak için hiçbir şey gelmez elden.