“Bir öykü bazen bir kahraman arar; bazen de bir kahraman, kendini anlatacak doğru kalbi…”
“Kedisini Arayan Yazar”, yazarlığın en içten hâlini – bir karakterle kurulan o görünmez bağı – sıcak ve sade bir dille anlatan özel bir metin. Kitabın merkezinde bir arayış var: Hem yazarın arayışı hem de kahramanın kendi iç yolculuğu. Bu yolculuk, çocuk okurlar kadar yetişkinlere de dokunan bir incelik taşıyor.
Yazar, yeni bir öyküye başlamak için doğru kahramanı bulamayan tanıdık bir ruh hâliyle açılıyor. Fikirlerin birbirine çarptığı, hiçbir karakterin “tamam budur” dedirtmediği o sessiz aralık… Derken hayalinden küçük bir sokak kedisi çıkıyor:
Henüz adı yok; ama varlığıyla hem hikâyeyi hem yazarı tamamlıyor.
Kitabın en güzel yanı, yazarın kediyi yönetmemesi, sadece izlemesi. Bir karakterin kendi yolunu bulmasına izin vermek… Onu sıkmadan, kıstırmadan, kendi hayatının kahramanı olmasına alan açmak… Bu tutum, çocuklara yaratıcı yazı yolculuğunda harika bir mesaj veriyor:
Bir karakteri güçlü yapan şey, yazarın ona verdiği özgürlüktür.
Kedi, hikâye içinde büyüdükçe yazarın da içi genişliyor; kedi kendi macerasını yaşadıkça yazarın öyküsü tamamlanıyor. Bu, hem yazmaya hem de hayata ait çok zarif bir metafor: Bazen bir şeyi tamamlamanın yolu, onu özgür bırakmaktır.
Kitap, tıpkı çocukların dünyası gibi hafif hüzünle mutluluğu yan yana getiriyor. Yazar, kedisinin artık mutlu olduğunu gördüğü an – tam da o an – öyküsünü bitirdiğini anlıyor. Fakat hikâye bitse de bağ bitmiyor: Sayfaları tekrar açtığında kedisini bulamıyor; kedi hikâyeden çıkmış, kapağı aralayıp kendi yoluna gitmiş.
Bu sahne hem şaşırtıcı hem çok duygulu.
Kahramanı için bir yuva kuran bir yazarın, gün gelip onu uğurlaması…
Son cümlelerde yazarın kedisini şehrin kalabalığında yeniden arayışı, okurun kalbine bir kapı