Victoria döneminde yaşamış, yetenekli bir sporcu ve muazzam hırslı Edward Whymper, Matterhorn'un doruğuna vardığı anla ilgili olarak şunları söylemişti: "Artık yukarıda hiçbir şey kalmadı; her şey aşağıda:' Bu cümlesinde, mecazi ve düz anlatımın tanıdık bir karışımını kullanmıştı.
"Orada bulunan kişi, bir bakıma, tüm arzularına erişmiş biri konumundadır; peşine düşeceği bir şey kalmamıştır artık.’ Dağların zirvesine çıkmanın cazibesini dilde kullanılan metaforlara bakarak da anlayabiliriz. İrtifa, yukarı çıkma ve yükseklik,
başka birçok dilde olduğu gibi İngilizcede
konumla bağdaştırılır.
T'ai Shan'ın zirvesine ve hac yolculuğu yapılan Çin'deki diğer dağlara yürüyerek çıkanAmerikalı yazar ve Budist Gretel Ehrlich şunları yazmıştı:
"Çincede 'hacca gitmek' anlamına gelen ifade, yani ch'ao-shan chin-hsiang'ın tam anlamı 'dağa saygılarını sunmak'tır; sanki dağ, kişinin önünde eğilmesi gereken bir imparatoriçe ya da atasıymış
gibi'
Gezginin biri, Wordsworth'ün hizmetçisinden,
kendisini efendisinin çalışma odasına götürmesini
rica ettiğinde kadıncağız, 'Kitaplığı burada ama çalışma odası dışarıda, kırlarda’ diye cevap vermişti