Temelde hayatta başımıza gelen her şey kendi suçumuz, başka hiç kimsenin değil. Bizlerin başından geçen zorlukların pek çoğu başkalarının da başından geçiyor, ama onlar tamamen başka tepkiler veriyorlar.
Veronika her şeyden nefret ediyordu ya, en çok da yaşamını sürdürmüş olduğu biçimden, içinde barındırdığı yüzlerce Veronika'yı keşfetmeye zahmet etmeyişinden tiksiniyordu.
"Hep aynı kuyunun suyunu içmiş olanlar, kendilerini normal sanıyorlar çünkü hepsi aynı şeyleri yapıyorlar. Ben de işte onların kuyusundan içmiş numarası yapacağım."
"Sana bir öykü anlatacağım" dedi Zedka.
Çok güçlü bir büyücü bir ülkeyi yok etmek ister, o ülke halkından herkesin şu çektiği kuyuya sihirli bir madde atar, suyu kim içerse delirecektir.
Ertesi sabah herkes kuyudan su çekip içer, hepsi de delirir. Yalnızca kraliyet ailesi kendilerine ait bir kuyudan su çektiklerinden delirmezler. Tabii kral çok kaygılanır, halkın sağlığını ve güvenliğini sağlamak için bir dizi emir verir.
Ancak halk kralın emirlerini duyduklarında onun çıldırdığına inanırlar, hep birlikte şatosunun önünde toplanıp tahtını bırakması için gösteri yaparlar. Umutsuzluk içindeki kral tahtından inmeye hazırlanırken kraliçe ona engel olarak der ki: Gel biz de o kuyunun suyundan içelim, o zaman biz de onlar gibi oluruz.
Ve öyle yaparlar. Kral ile kraliçe de anında saçma sapan konuşmaya başlar. Bu durumda halk taşkınlığından dolayı pişman olur, öyle ya madem kral bu kadar bilgece konuşuyor onu alaşağı etmenin bir anlamı yoktur. Böylece ülkede barış ve huzur yeninden hüküm sürer.