Allah her yapılan ifsâda müdahale ederek onu durdursaydı şayet, o zaman cennet ve cehenemin yaratılmasında ki maksat ne olacaktı ki? Biz bunun neresine “imtihan” diyecektik ve dünyadaki varolma sebebimizi nasıl açıklayacaktık?
Mebde ve Meâd’dan tamamen kopmuş, Allah’ın buyruklarına sağır, ayetlerine kör bir insanoğlunun elindeki formüller, gözü dönmüş bir katilin elindeki silahtan farksızdır. İnsanlığı tümden tehdit eden kitle imha silahları, ekolojik dengeyi altüst eden sanayileşme, ekini ve nesli bozan GDO, sağlığı tehdit eden kimyasallar, bilimin tek başına hakikatin ölçüsü olamayacağını çok acı sonuçlarıyla bizlere göstermiştir. 
Bilimi toplumlara “hakikatin yegâne ölçüsü” olarak dayatmak; İslâmî paradigmaları devre dışı bırakmak, yani bir nevi dini tasfiye etmek demektir.Bu ise bilimsellik değil, bilimciliktir.
“Kesinliği/katîliği” tekelleştirip “tek hakikat benim” diye lanse eden bilimsellik, tahtına kurulduğu skolastik dogmanın reflekslerini alarak, “kesin/katî” olarak takdim ettiği iddialarını sorgulayanların tepesine adeta kilise despotizmini indiriyor hemen ve karşı çıkanları mahkûm ediyor, afaroz ediyor, giyotine çekiyor.
Rasyonellik hırkasıyla pozitivizm itikadına bürünen bu zihinler Allah’ın sanatına müdahale ettikçe, yalnızca yaratılışı değil, geleceği de tahrif etmektedirler.Bu işin sonunda bir genetik felaket değil, büyük bir toplumsal çöküş bekliyor bizleri.
İnsana neye benzeyeceğini seçtirirken, kim olduğunu unutturacaklar.Ruhsuz bedenler varedecekler.