Hayır hayır, anlamıyorsunuz. Ben onu gülüşünden tanırım. Ayaklarını yere vuruşundan. Hüzünlendiğini tek bakışından, Mutluluğunu sesinin tonundan. Adımdan daha iyi bilirim onu, ona olan sonsuz aşkımı. Kalbimin yolundan bir köprü uzanır ona doğru, belki kalbim harabeler ile dolu ama ona doğru attığım her adım bir taş kadar sağlam. Ona doğru adımladığım her günde bir öncekinden daha huzurlu ruhum, ona yaklaştıkça evine biraz daha yaklaştığını bilmekte bedenim. Şimdilerde ise ay ışığı altındaki yüzünü izlemekteyim, hiç mahçup değilim böyle bir güzellik karşısında yenilmekten. Yalnızca büyük bir şaşkınlık içerisindeyim mümkün mü böylesi diye. Derin bir nefesi ciğerlerime doldurmaktayım, midemde en güzel kanatlı kelebekler uçuşmakta, hoş kokusu ile mest oluyorum bir yandan. Ellerimi uzatıyorum, altın sarısı saçları parmaklarım arasında usulca uçuşuyor. Gözleri kapalı ve hatta derin bir uykuda olsa bile hissediyorum deniz mavisi gözlerini, onların altındaki ağırlığı. Yüzüne eğiliyorum hafifçe, burun uçlarımızı birbirine sürtüyorum, nefesini nefesimde hissediyorum ilk kez nefes alıyor gibiyim o dakikalarda. Bu hareketim ile genişliyor pembelikleri, sanırım benim soluğum da onun ilk nefesi diye geçiriyorum içimden. Uykusunda dâhi olsa bana gönderdiği o gülücük ile mahvoluyorum. Bedenim titriyor güzelliği karşısında, bunu kelimelere nasıl dökeceğim hakkında en ufak bir fikrim yok ama ihtiyaç duyar mıyız ki biz kelimelere, benim yaptığım gibi o da anlamaz mı tek bakışımdan aşkımı, kapıları yalnızca ona açık olan kalbimin yolundan adımlamaz mı bir gece yarısı bana doğru.