"Bu çağ, huzurla değil, gösteriyle sarhoş bir kalabalığın zamanıdır. Herkes bir diğerine mutlu görünme telaşında. Bir fotoğraf kadar parlak, bir video kadar sahici ama bir ömür kadar sahte. Kalplerin yerine algoritmalar çalışıyor, duygular yerine filtreler. Ne hissettiğimizi değil, nasıl göründüğümüzü önemsiyoruz... "
Dost görünenin nasıl düşman olabileceğini, iyi biriymiş gibi davrananın aslında dünyanın en kötü kişisine dönüşebileceğini, bilge zannettiğin o kutsal kişilerin sadece kendi çıkarı peşinde koşabileceğini, sana sadık gibi duranların bir gün en büyük ihaneti yapabileceğini öğreneceksin. Göründüğü gibi değildir dünya, görüldüğü gibi değildir insan.
Mevlana İdris Zengin'in 'Ellerimizin Büyük Boşluğu' şiirine "Burası dünya ve biz çok sıkıldık" diyerek başlamasını ve
"Yağmurunu ve meleklerini yeniden istiyoruz
Rüzgârın sesini, ırmağın sesini,
Dağların dağ, denizlerin deniz, kadınların kadın, çocukların çocuk
Erkeklerin erkek, ekmeğin ekmek, nanenin nane olduğu bir dünyayı yeniden isterken
Seni istiyoruz aslında Rabbim
Bunu söyleyemiyoruz" dizesi ile devam etmesini çağrıştırdı...
Ne kadar anlamlı ve içten bir alıntı. Gerçekten de insan bazen bu dünyanın karmaşasından sıkılıp, o saf ve ilahi düzeni özlüyor.Umarım bir gün o saf haliyle yaşayabiliriz.
(Müsadenizle hocam :) Kasvetin adım adım gezdiği sokaklara...)
Annesiz günlerde bebekleri emziren Hacettepe yokuşu bilir
İç çekişe muzdarip masalları kaldırımların anlattığını
Ankara’nın özlemek olduğunu o yaşta öğrenir emzikler
Sessizlik takılır kundağa nazar boncuğu yerine