Bir anda kalbimi paramparça edebiliyor, her bir parçamı ayrı bir köseye savuruyordu Bedenim onun oyun alanı, kalbim ise elindeki bir oyancaktı. İşte böyle, aynen böyle, kalbimi tamir etmek için merhem sürüp dururdum ama o keyfince kırmaya devam etti. Prabhu, neden bir oyuncak olmak zorundaydım ben?
Ondan nefret etmiyorum ama onun oyuncağı olmak da istemiyorum. Keşke ben, onun sırtını yaslayabileceği bir dayanak olsaydım; o da benim gözyaşlarımı elleriyle silebilseydi.
Bedenim, zihnim hiçbir şey bana ait değildi. Beni şaşırtan, onun benden duyduğu arzu oldu; gücünün sınırlarını benim dahi bilmediğim bedenimi arzuluyordu.
Beni yiyip bitirdi. O anlar dışında, eline tutuşturduğunuz iktidar asası, onun ellerinde pırıl pırıl parlıyordu.
Belki de bu, çalışan annelerin kendi suçluluk duygularına bulduğu geçici bir çözümdü: Çocuklarına yeterince ayıramadıkları zamanı parayla, hediyeyle telafi etmeye çalışmak... Ama bazı durumlarda suçluluk duygusundan kaçmak mümkün değildir.