Sanırım o günden sonra onun gözlerinde kendime bir yer edindiğimi fark ettim. Çok keskin bir farkına varış değildi bu. Ölüm gibi değildi yani, belki büyümek gibi, belki de yeni bir sabahın doğuşu gibi.
Seçici geçirgen hücrelerimiz sayesinde hayatta kalıyor ve seçici geçirgen algılarımız yüzünden kendi gerçeğimizi yaratıyoruz. Onaylanmak üzere kurulmuş bir hayatı sahiplendiğimizdeyse aslında yaşamıyor başkalarının gerçeklerini yaşatmaya çalışırken çürüyoruz.