Gökhan Uzunoğlu profil resmi
Gökhan Uzunoğlu kapak resmi
Yarı şehirli yarı köylü, türkülere aşık kitapsever bir mühendis.

Gerçekten kitapsever olduğuna inanıp hissettiğim insanları takip ediyorum.
Mühendis
Lisans
İstanbul
Erkek
420 okur puanı
02 Şub 11:50 tarihinde katıldı.
Yarı şehirli yarı köylü, türkülere aşık kitapsever bir mühendis.

Gerçekten kitapsever olduğuna inanıp hissettiğim insanları takip ediyorum.
Mühendis
Lisans
İstanbul
Erkek
420 okur puanı
02 Şub 11:50 tarihinde katıldı.
  • 352 syf.
    ·9 günde·9/10 puan
    Orwell’in 1948 yılında tamamladığı eser, yazarın “Hayvan Çiftliği” adlı eseri ile birlikte en kült kitabı sayılır. Kimilerine göre bir ütopya, kimilerine göre ise gelecek ile ilgili bir korku senaryosu 1984… Kabul etmeliyim ki benim için geç kalınmış bir okuma oldu. Zaten Orwell ile tanışmama vesile olan “Hayvan Çiftliği” kitabı da geç okunmuşlardan biriydi benim için geçtiğimiz yıl. 1984 ne kadar hayalî gibi görünse de anlatmaya çalıştığı şeyin dozu daha düşük bir versiyonunu bugün aslında yaşıyoruz diyebiliriz. Tek gerçeğin ve amacın, koşulsuz iktidarda kalmak ve hükmetmek olduğu, bu güç uğruna her türlü özgürlüğün ve muhalif düşüncenin hain ilan edilerek yok edilmesine endeksli bir dünya Okyanusya… Her evde sizi kontrol eden, izleyen, düşüncelerinizi analiz eden bir tele ekranın, iktidarın dijital polislik görevini koşulsuz yerine getirmesi bir yerden sonra çokta hayalî gelmiyor aslında. Şu an içinde bulunduğumuz zamanda da hükmedenin fikrine karşı dile getirilenler “hain” yaftası yapıştırılarak servis edilmiyor mu bizlere? Gerçekleri yayınlamak yerine hükmedenin istediklerini bize yayınlayan Orwell’in tele ekranlarının benzerleri evlerimize konuk olmuyor mu her gün?

    Gerçekliğin çarpıtılması ile ilgili toplumun aldığı tavrı bakın nasıl okuyoruz 1984’de:

    “Hiçbir şeyi kavrayamadıkları için hiçbir zaman akıllarını kaçırmıyorlardı. Her şeyi yutuyorlar ve hiçbir zaman zarar görmüyorlardı. Çünkü bir mısır tanesinin bir kuşun bedeninden sindirilmeden geçip gitmesi gibi, yuttuklarından geriye bir şey kalmıyordu…”

    Yine halkın ezilen ve sömürülen tabakası olmasına rağmen sömürüldüğünün farkında olmayan proleterlerden bahsederken şunu okuyoruz:

    “Proleterlerin korkulacak bir yanı yoktur. Kaderlerine terk edilmiş olan proleterler, dünyanın daha farklı olabileceğini kavrama gücünden yoksun bir biçimde kuşaklar ve yüzyıllar boyunca çalışacak, üreyecek ve öleceklerdir…”

    Winston’un işlediği düşünce suçu üzerinden 2+2’nin 5 ettiğine inanabilen bir işkence ve propaganda manzumesi ile sıfırlanan, buharlaşan hayatını Orwell’in kaleminden mutlaka okumalısınız.

    Unutmadan şunu da eklemek isterim. Kimin neden bu tip bir asparagas dedikodusu çıkardığını bilememekle birlikte; 1984, bugünün Pandemi salgınını falan anlatmıyor beyler bayanlar. Sadece tek bir satır olarak, dünyayı sömüren ülkelerin, insanları hızla öldürecek bir virüs üretebileceği düşüncesi geçiyor kitabın bir yerinde. Sadece bu satır üzerinden bir salgın ve salgının yarattığı yenidünya düzeni romanı falan değil yani bu kitap. Her kim bunu iddia ediyorsa kitabı okumadığından emin olabilirsiniz.

    Çok uzattığımın farkındayım ama titiz çalışması ile bize nefes ve ses olan Sayın Celal Üster’e de teşekkür etmeden olmaz. İyi ki böyle titiz, eli öpülesi çevirmenlerimiz var.
  • 352 syf.
    ·9 günde·İnceledi·9/10 puan
  • 280 syf.
    ·8 günde·7/10 puan
    Grange kitaplarını yorumlarken adet olduğu üzere bir Grange hayranı, takipçisi olduğumu belirterek başlayayım. Yakın zamanda okuduğum “Son Av” eserinden sonra yeni çıkan “Küllerin Günü” eserini de arayı uzatmadan okumak istedim bu kez. Grange; Amir Niemans ve yardımcı polis memuru Ivana ile karşımızda yine. Açıkcası Grange bu eserde heyecan dozunu epey düşük tutmuş. Olayların daha soluksuz hale geldiği kısımlar 200. sayfadan başlıyor. Zaten eserde 280 sayfa olunca bu durum sizi hayal kırıklığına uğratabilir. Ancak bu düşük heyecan dozu beni çok olumsuz etkilemedi. Zira yazarın sürekli bir cinayet sahnesi okutmak yerine daha ağır bir giriş gelişme kısmı denemesi yapmasını olumlu bile buldum diyebilirim. Grange hayranları olarak beğeni çıtamızın epey yüksek noktada olması yazar için büyük risk. Bunu kabul etmek gerek. O da bir insan ve her kitapta aynı kurguyu, şaşırtmayı yapması bizim için çok mümkün değil. Bizi bu zor beğenenler odasına kitleyenlerin başında kendisi geliyor çünkü. Ben mükemmel olmasa bile yine de Grange temel standartlarını karşıladığını düşünüyorum kitabın. Tüm kitaplarını okumuş biri olarak yazıyorum bunu. Amir Niemans ile bayan memur Desnos arasında bir yakınlaşma olmamasını da “çok şükür klişenin birini yaşamadık” diye artı puan hanesine yazıyorum. Ivana karakterinin üzüm şırası tankından sağ salim kurtulması, Niemans ile Ivana’nın bir sonraki kitapta da bize konuk olacaklarının göstergesi sanırım. Grange severler zaten mutlaka okurlar ama yazarla ilk tanışacaklara halen “Kızıl Nehirler” ve “Kurtlar İmparatorluğu” kitaplarını öncelikli tercih etmelerini altını çizerek öneririm.
  • 280 syf.
    ·8 günde·İnceledi·7/10 puan
  • 144 syf.
    ·5 günde·7/10 puan
    Sait Faik Abasıyanık’ın eserleri içinde en çok bahsedilenidir Mahalle Kahvesi. Eğer diğer eserlerinin birçoğunu okuduysanız mutlaka Mahalle Kahvesi’ne uğramanız icap edecektir. Eserde 22 öykü yer alıyor. Yine içinizi ısıtacak keyifle okuyacağınız kısa öyküler. Yine keşke öykünün devamı olsa diye hayıflanacağınız bir Sait Faik tarzı klasikler… “Mahalle Kahvesi” öyküsünde; aforoz edilmiş bir genci, “Plajdaki Ayna”’ öyküsünde; zeytin ağacının altında oynayan bir çocuk ile başlayan sohbetin keyfini sürerken devamında gelişen dramı, “Dört Zait’” öyküsünde; yolda yürürken sigara yakılan, adres sorulan, yardım istenen adam olmanın iyi mi kötü mü olduğunun içsel savaşını, “Baba Oğul” öyküsünde; hangi evladın hayırlı olduğunun vurucu sorusunu, “Bilmem Neden Böyle Yapıyorum” öyküsünde; çalmayan hırsızın hayat ile enfes dalgasını, “Gramofon ve Yazı Makinesi” öyküsünde; hayata yenik düşmüş insanların ipuçlarını radyoya yenik düşmüş Gramofonun hüzünlü hikâyesi üzerinden anlatışını, “Sakarya Balıkçısı” öyküsünde; dere balıklarının orta direk lezzeti üzerinden Muharrem’in gizemli hayat kesitini, “Kestaneci Dostum” öyküsünde; garibanın azimle çalışmasının bu coğrafyada neden daha sonra garibanı yoldan çıkaran bir kadere dönüştüğünü okuyacaksınız. Tabi bu yorumlar okurken bende uyanan düşünce kırıntıları. Siz de farklı duygular uyandırabilir Sait Faik… Bir anlamda keyifle okuduğum hikâyelerin başlıklarını da yazmış oldum bu inceleme ile. Kitabın sonunda Orhan Veli’nin 1950 yılında Yaprak dergisinde Sait Faik için kaleme aldığı yazı var. Bu yazı da keyifle okuyacağınız; “Sait Faik kimdir?” sorusuna verilmiş belki de en güzel cevaplardan birisi kuşkusuz…
  • 144 syf.
    ·5 günde·İnceledi·7/10 puan
Yarı şehirli yarı köylü, türkülere aşık kitapsever bir mühendis.

Gerçekten kitapsever olduğuna inanıp hissettiğim insanları takip ediyorum.
Mühendis
Lisans
İstanbul
Erkek
420 okur puanı
02 Şub 11:50 tarihinde katıldı.
2021
9/25
36%
9 kitap
3.338 sayfa
489 inceleme
15 günde 1 kitap okumalı.

Okuduğu kitaplar 699 kitap

  • Küllerin Günü
  • Mahalle Kahvesi
  • Son Av
  • 1984
  • Tosun Bank
  • Sırça Köşk
  • Değişim ve Kriz
  • Özlenen Demokratik Türkiye
  • Depremde Mucizevi Kurtuluşlar
  • Çiçekli Mumlar Sokağı

Kütüphanesindekiler 475 kitap

  • Küllerin Günü
  • Öteki
  • Monte Cristo Kontu – Ciltli
  • Red Kit Toplu Albümleri  11
  • Red Kit Toplu Albümleri  10
  • Red Kit Toplu Albümleri  9
  • Konstantiniyye Oteli
  • Salkım Hanımın Taneleri
  • Hijyenik Aşklar
  • Biz Osmanlıyız
Okur takip önerileri
Daha fazla