Gün başlıyor kasabada. Sanki farklı bir gün olacakmış gibi herkeste bir telaş.
Oysa gün başlayacak ve bitecek ve hiçbir şey değişmeyecek.
Çünkü burası taşra,
Hep aynı zaman yaşanır burada, hep aynı saat, hep aynı dakika. Gün doğar, gün batar hiçbir şey değişmez.
Çünkü burası taşra,
Herkes aynı kaderi yaşar burada, ne bir eksik ne bir fazla. Bu yüzden kasabada herkes birbirine benzer. Genci de yaşlısı da aynıdır. Aynı koku kanlarına girer, hücrelerine yerleşir. Aynı lekeyi taşırlar bir ömür boyu. Çıkış yoktur bu kasabadan, gide gide buraya varılır. Herkes birbirini iter kendi boşluğuna ve her çığlık kendi boşluğunda boğulur.
"Adaletli değilseniz, işi ehline vermiyorsanız, emanete sadakat göstermiyorsanız, maslahatı, toplum yararını esas almıyorsanız, meşveret, istişare, fikir alışverişi yapmıyorsanız, ne Müslümanlığınızdan ne de insanlığınızdan bahsedince!"
“Lakin yine de inanmak gerek başaracağımıza. Nitekim inanıyorsak başaracağız ve başarının ilk basamağı inanmaktır. Hiçbir şey de ‘imkânsız’ değildir. İman etmek de, diğer taraftan itimat etmektir. Yine hatırlatalım ki matematik, ‘nefs-i emmare’yi de tefekkür boyutunda terbiye eder. Tefekkür boyutunda astronomi de, beyin gibi matematiğe açılan inanmanın kapısıdır!”