1000Kitap Logosu
Necip Tosun
Necip Tosun
Necip Tosun

Necip Tosun

Yazar
BEĞEN
TAKİP ET
7.8
117 Kişi
426
Okunma
61
Beğeni
2.337
Gösterim
Unvan
Yazar
Doğum
Kırıkkale, 1960
Yaşamı
Necip Tosun, 1960 Kırıkkale doğumlu. İlk ve ortaöğrenimini Kırıkkale’de tamamladı. Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesini bitirdi. 1988 yılından beri bir kamu kurumunda görev yapıyor. Ankara’da yaşıyor, evli ve iki çocuk babası. İlk öyküsü “Yangın” 1983 yılında Aylık Dergi’de yayımlandı. Öykü, eleştiri ve sinema yazıları, Mavera, Dergâh, Eşik Cini, Hece, Heceöykü, Karagöz ve Kitap-lık dergilerinde yayımlandı. Otuzüçüncü Peron adlı öykü kitabıyla 2005 Türkiye Yazarlar Birliği “hikâye”, Modern Öykü Kuramı kitabıyla 2011 yılı “edebî eleştiri” ödülünü aldı. Hâlen Hece ve Heceöykü dergilerinde yazmayı sürdürüyor. Yapıtları: Öykü: Küller ve Uçurumlar (Hece, Ankara, 1998); Otuzüçüncü Peron (Hece, Ankara, 2005); Ansızın Hayat (Hece, Ankara, 2014); Deneme: Hayat ve Öykü (Hece, Ankara, 1999); İnceleme: Türk Öykücülüğünde Rasim Özdenören (İz Yayıncılık, İstanbul, 1996); Türk Öykücülüğünde Mustafa Kutlu (Dergâh Yayınları, İstanbul, 2004); Film Defteri (Dergâh Yayınları, İstanbul, 2005), Modern Öykü Kuramı (Hece, Ankara, 2011), Öykümüzün Kırk Kapısı (Hece, Ankara, 2013).
Mehmet
Modern Öykü Kuramı'ı inceledi.
359 syf.
·
10 günde
·
8/10 puan
Geçmişten günümüze öykü türünün geçirdiği evreleri anlatıyor kitap. Şiirde anlamın kapalı oluşu, romanın da fazla ayrıntılı ve uzun olması öykü türünü ister istemez öne çıkarmıştır. Her şeyin baş döndürücü biz hız kazandığı günümüzde zamanın önemi artmış, öykü türünün kısa ama yoğun anlatımı okurların ilgi odağı haline gelmiştir. Yazar, modern öykünün sınırlarını şu şekilde çiziyor: " Modern öykü ille de bir olaya, entrikaya gereksinim duymuyor. Artık bir görüntünün, durumun, gönül kırıklığının da öyküsü yazılıyor. Bu öykülerde de doğal olarak çarpıcı 'son'lara gerek duyulmuyor. Dolayısıyla yazarlar gerilimi, yoğunluğu sonlara saklamıyor, bütün bunları öykünün bütününe yayıyor. Geleneksel sonların aksine artık öykü sonlarında her şey çözüme kavuşmuyor, çatışmalar bitmiyor. Hatta kimi öyküler bizzat çözümsüzlüğü hedefliyor. Bu yaklaşımla anlatıcı aradan çekiliyor ve böylece okuyucuda yeniden üretiliyor, çoğaltılıyor." Bana göre günümüz öyküsü karmaşayı anlatıyor. Olaydan ve karakterlerden neredeyse bütün bağını koparmış daha çok bireyin iç dünyasındaki yolculuğunu anlatıyor. Okuyucu, geleneksel öyküdeki pasif dinleyici konumundan olayı yorumlayan aktif birine dönüşmüştür.
Modern Öykü Kuramı
OKUYACAKLARIMA EKLE
6
Mehmet
Ansızın Hayat'ı inceledi.
124 syf.
·
Puan vermedi
Necip Tosun, öykü yarışması jurilerinden biriydi. Yazarı bu vesileyle tanımıştım. Edebiyatımızda öykü türünde büyük bir boşluğu dolduran kuramsal kitapları var. Bu alanda otoritelerden biri olarak kabul görür. Ayrıca Cahit Zarifoğlu, Erdem Beyazıt, Nuri Pakdil (Yedi güzel adam) gibi yazarlarımızın öğrencisi konumunda olup sanat görüşünü bu mihver üzerine inşa etmiştir. 'Ansızın Hayat' 13 öyküden oluşuyor ve öyküler de bir zincirin halkaları gibi birbirine tutunuyor. Sözcüklere yüklenen anlar, varlığın anlam arayışı, geçmişle hesaplaşma, kıyılara vuran hayatlar, olayların akışında kendine çarpan insanlar... Hayat, tek parça bir bütün değil de parçalanmışlıkların toplamı gibi. Yaşarken sık sık unutuyor insan yaşadığını ve ansızın hayatı hatırlıyor gibi. Günümüz öyküsü, daha çok karakterlerin içsel yolculuklarına dokunuyor. Olay az olmakla birlikte eş zamanlı ilerlemiyor, şimdiden geçmişe, sürekli gidiş gelişler olabiliyor. Bu bakımdan okurun dikkate daha çok gereksinimi oluyor. Yazarın üslûbu bana akıcı gelmedi ama öyküleri çok derin anlamlar taşıyor.
Ansızın Hayat
7.8/10
· 70 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
3
Gökçe
Ansızın Hayat'ı inceledi.
124 syf.
·
4 günde
Necip Tosun'la bu kadar geç tanışmış olmanın ayıbını yaşıyorum okumaya başladığım günden beri. Belki bir arkadaş, bir dost girmeseydi hayatıma rastaşmazdım ya, ne üzücü ama... Böylesine nahif ruhlu bir abimiz kaçırılır mı hiç, kesinlikle tavsiyemdir, öykü okumayı seviyorsanız kaçırmayın ve okuyun arkadaşlar öncelikle bunu söyleyeyim sonra inceleme tarzında da birkaç kelime dökülür inşallah. Kitabımız bir de 2014 Ömer Seyfettin Öykü Ödülü'ne layık görülüyor. Açıkçası ben Ömer Seyfettin'in kitaplarını okuyalı çok oldu, bu ödülü kazanmak yerinde midir bilmiyorum ama bir ödül kazanmak için sahiden yerinde bir kitap onu anladım. " Ödüller yazara şevk ve heyecan verir. Yazdıklarının boşa gitmediğini, emeklerinin karşılık bulduğunu somut olarak hissettir. Çünkü ülkemizde yazının geri dönüşü pek yoktur. İnsan bazen böyle durumlarda kendisini yazar olarak hissediyor." diyor kendisi Necip Fazıl 2017 yılının öykü-roman ödülüne sahip olduğunda, buna benzer cümlelere Güray Süngü'de de rastlamıştım ve bu cümleler beni üzdüğünü farkediyorum okuduğumda, böyle kaç yazarımız zar zor bir çabayla edebiyat dünyasında tanınıyor acaba ya da hangi yazarlarımız ancak ödül aldığında kitapçılara birkaç kitabı konulabiliyor hem de bir sürü edebiyatla alakası olmayan kitap en üst raflarda dolaşırken. Acı bir tablo malesef ki. Edebiyat eleştirisi de yaptığıma göre biraz kitabı anlatmaya çalışayım: Adı gibi hayatın ansız bir anında yaşanan bir farkedişi ve aydınlanmayı anlatıyor aslında, koca bir hayatın yeri geldiğinde bomboş geçtiğini görürsünüz ya kimi zaman düşünün bir de onu 60-70 yıl sonra ancak farkedebilmişsiniz, bir gün gözünüzü açmışsınız ve bu zamana kadar gözünüz kapalı yaşadığınızı farkettiniz, veya gözünüze hep bir perde çekilmiş halde yaşamışsınız ya da işten kafayı kaldırmamışsınız da emeklilik günü gelmiş çatmış, fakat bir gün sonra nasıl bir hayat yaşayacaksınız bilmiyorsunuz veya bir sürü kitap biriktirmişsiniz de kitaplardan yaşadığınız hayatı görememişsiniz.. Kitap bu yaşananlar işte, herkesin gün geldiğinde hayatına bakıp gördüğünde şeyleri kitap bizim önümüze onları öykü olarak sunuyor. Pişmanlıklar, hayal kırıklıkları ve insanı kendisiyle yüzleşmek zorunda bırakan iç sıkıntısı, Ansızın Hayat''taki öykülerin ana konusu. Fakat her şeye rağmen bu olumsuzlukları yaşayan tüm karakterlerimizin bir çıkış yolu, bir aydınlanması var, hiçbiri doğumundan ölümüne kadar bu pişmanlıklarla dolu hayata devam etmiyor. İlk öykü olan Sözcükler'de güzel bir anlam birikiyor: İnsan ancak yaşadığını farkederek bir hayat sürebilit ve bir de adlandırarak, insan ölümü sözcük olarak farkedemediyse ölmeyi bilir mi hiç? "Şimdi anladın mı: bir sözcüğü cümle içinde kullanmak farklı, onu yaşamak, onunla içselleşmek, iliklerinde hissetmek farklıymış. İşte gördün; insan bir sözcüğün anlamını sözlüğe bakarak değil, ancak yaşayarak öğrenirmiş'' cümlesini hatırlatmak isterim, mesela kitabın son cümlesi olan: "Ah, yaşlılık! Seni sadece bir sözcük sandım." Ne hayat ne de yaşlılık ne de gençlik sadece bir sözlük kelimesi olarak bakılacak kelimeler değil, hepsinin üzerinde düşünülmesi gereken ânları ve yılları var, boş geçirmememiz umuduyla..
Ansızın Hayat
7.8/10
· 70 okunma
OKUYACAKLARIMA EKLE
2
22