·
Okunma
·
Beğeni
·
1.991
Gösterim
Adı:
Tom Jones 1.Cilt
Baskı tarihi:
Kasım 1990
Sayfa sayısı:
548
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754700602
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Tom Jones 1.Cilt
Tom Jones
Tom Jones
Dünyada yazılmış ilk romanlardan biri olan ve dünya klasikleri arasında tartışılmaz bir yer alan Tom Jones, yazılışından bu yana geçen bunca yıla rağmen hala taze, bugün yazılmış bir eser gibi okunabiliyor. Fielding’in kahramanı Tom’la birlikte, 18. yüzyılın İngiltere’sini dolaşıyor, her sınıf ve tabakadan insanla tanışıyoruz. Bu gezi boyunca, Fielding’in kendine özgü mizahı yanımızdan eksik olmuyor. Eseri Türkçe’ye Mina Urgan çevirmişti. Ama yıllar sonra, gençliğinde yaptığı ve Millî Eğitim Bakanlığı Klasikler Dizisi’nde yayımlanan çevirisini “hükümsüz” saydı; kitabı yeniden çevirdi. İletişim Yayınları Tom Jones’u bu yeni çevirisiyle sunuyor.
548 syf.
·Puan vermedi
Spoiler İçerir
Doğduğu zaman, anası ve babası tarafından terkedilmiş, gerçekte gayrimeşru olarak dünyaya gelmiş, romanın kahramanı, açık kalpli ve samimi, düşüncesiz hareketleri yüzünden bin bir türlü zorlukla karşılaşan tom jonesin hikayesi.
1064 syf.
·12 günde·Beğendi·9/10 puan
18 kısımdan oluşuyor, her kısımın başında kısa denemeler (tiyatrodaki ‘’prolog’’ benzeri) var... kimi hikaye ile ilgili, kimi değil, yazar bunlar için eğer sıkılırsanız okumayın diyor ama çok muhteşemler o yüzden mutlaka okuyun...
Yazar birebir olayın içinde, bir baş karakter olarak daha doğrusu orkestra şefi gibi en önde o duruyor, karakterlerini de, okuyucuyu da, olayları da, sen sen sen diyerek yönetiyor... sanki omuzunuzun üzerinde biri sürekli sufle veriyor gibi... ama bunu o kadar incelikli, esprili bir dille ve zekice yapıyor ki rahatsız olmadığınız gibi yazarla kol kola mutlu mesut okuyup gidiyorsunuz...
Konu evlilik dışı doğmuş bir çocuğun varlıklı bir adam tarafından bir beyefendi olarak büyütülmesi, çevresindeki insanlar tarafından kabul edilmek istenilmemesi, iyi ve coşkun ruhu nedeniyle yaptığı hatalar, yörenin en güzel kızına aşık olması ve soyu sopu belli olmadığı için ona kavuşamaması çevresinde sürüp giden klasik bir hikaye... ama yazar aslında sanayi devriminin başlaması ve aristokrasiden burjuvaziye geçiş dönemi toplumunu anlatıyor... özellikle kadınların durumunu ve evlilik kurumunun nasıl işlediğini ortaya seriyor... yayımlandığı yıl ahlaksız bulunup bir deprem yaratmış olan bu eser, günümüzde bu durumda görülmese de para için yapılan evlilikler halen geçerliliğini koruyor...
Sonuç olarak ben romanı çok beğendim, yazarın bu kadar müdahil olduğu daha doğrusu resmen sizinle konuşarak birlikte okuduğunuz bir başka kitaba daha rastlamamıştım...


Mr. Fielding’i çok özleyeceğim ve bundan sonra okuduğum her romanda kendimi yalnız hissedeceğim, kaçırmayın okuyun mutlaka...

https://gulakca.blogspot.com/...g-tom-jones.html?m=1


Not: inceleme bana ait değil fakat çok beğenerek alıntıladım
313 syf.
·10/10 puan
Gerçekten okumuş, nerdeyse her alanda bilgili olan kişiler, başkalarının bilgisizliğini her zaman hoşgörüyle karşılarlar. Oysa, ancak kendi etipuften ve değersiz alanlarında usta geçinenler, bu alandan haberi olmayanları her zaman gör görürler. "

Selam
XVIII. yüzyılda yaşamamış , İngiliz yazar Henry Fielding isimli bir yazarla tanıştım . Gerçekten ne olduğunu bilmeden bir heyecanla okudum eseri ama aslında Tom Jones, İngiliz edebiyatında “hanlar yazını”nın başlangıcı olan bir eserve yazar da yeni roman tekniğinde de bir öncü sayılan biri.
Kitabı okurken, tiyatro okuyormuş gibi hissettim ve çok keyif aldım zaten yazar da uzun süre tiyatro metinleri yazmış ve romanının yazımı konusunda da kitabı okurken epey eleştirmenlere kıziyor . İroni kralı diyenler var yazar için ve de hiciv onun işi sanırım.
Yalnız şunu belirtmek isterim ki ben çok eski bir basım, aslına uygun kısaltılmış halini okudum. Bu aslına uygun kısaltmalar maalesef çok hızlı ilerliyor o yüzden okurken benim bir an önce bu kitabın tam halini almam gerektiğini düşündüm çünkü yazarı ve kitabı çok sevdim.
Sanirim sonu mutlu biten hikayelerin müptelasıyım ve bu hikayenin de mutlu biteceğine emindim akışına göre belliydi sanki.
Konusuna geçmeden önce biraz yazardan bahsetmek istiyorum, benim en dikkatimi çeken husus 30 yaşında hukuk eğitimi almaya başlamış ve sonunda Yargıç olmasıydı. Siyasi konularda oldukça dili ağır bir yazar olarak, içimden "kesin kendini korumak için okudu" diye düşündüm, yani kendim de bazen düşündüm o yüzden söylüyorum ...
Başka bir romanın da karakter olan Charlotte Cradocak ile de evlenmiş olması ne kadar enteresan bir yazar olduğunu gösteriyor.
Yazarın kitapta takındığı tavrı, aniden çıkıp size hikayenin gidişatı hakkında bilgi vermesi, başka şeyler söylemedu sizi alıp hikayenin içine koyuyor, sanki bir arkadaşınız oturmuş size bir dedikodu anlatıyor hissi veriyor hahaha, ben sevdim bu tabiri. Edebiyat dedikodusu yapmayı çok seviyorum çünkü. Bu tekniginn sebebi ise yine yazarın aslında “anlatıcının kimliği” meselesini ilk tartışan kişi, bu yüzden de önemli öncülerden biridir 3. Şahsın roman içinde ki yerini, yazar ve okuyucu ilişkisinde.
Kitaba dönecek olursak, yetim bir çocuğun hikayesini okuyoruz. Öyle yakışıklı tasvir ediliyor ki, ben bile aşık olayazdım Tom Jones'a, yeni akıllandım tü bana, yalnız yazar aşk için şöyle diyor bknz: " Aşk, verem hastalığına benzer. İnsan, verem olduğunu bir türlü anlayıp kabullenemez."
Bu yüzyıl romanlarında kimlik arayışı epey göze çarpar bu yüzden de babası herkesçe bilinmeyen çocuklara "piç" denmesini normal karşılarız ve bu dönemde kadınların üzerinde ki baskı da epey büyük. Yayımlandığı yıl zaten ahlaksız bulunduğu için yazar epey bir sıkıntı çekmiş.
Tom Jones, babası belli olmadığı için annesi tarafından zengin bir ailenin evinin kapısına bırakılır. Bu evin zengin sahibi Mr. Allworthy ise bu çocuğu sahiplenir ve büyütür.
Sonra çocukluğu birlikte geçtiği, kız Sophia'yla aşık olurlar ama "piç" olduğu için bu ilişkiye izin verilmez ve arka arkaya olaylar meydana gelir . Sophia ise dönemine göre oldukça güçlü bir kadın karakter bu yönden yazarı çok sevdim diyebilirim. Konusu bir yana aslında yazar sanayi devrimi ile birlikte Aristokrat hayatından Burjuvazi hayatına geçişi ele alıyor ve bunu da eğlenceli, tatlı bir dille yapıyor.
Özet olarak ben çok sevdim, İngiliz edebiyatından okumalar yapmayib sevenler için mutlaka tavsiye ederim.
Edebiyatla kalın
1064 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Roman türünün babası olarak bilinen Henry Fielding gerçekten de ününün hakkını vermekte. Tom Jones'un kurgusuyla olsun kendi dili olsun okuyucuyu hayretler içerisinde bırakır. O dönemin ingiliz edebiyatı eleştirilen yazarlardan biri olmasına rağmen kendisinin de sert bir dille başka yazarlara taşlamaları olmuştur. Özellikle Samuel Richardson ile olan büyük tartışmaları hala ses getirmekte ve Shamela eseri de bu tartışmayı tetikleyici niteliktedir. Roman iki ciltten oluşmasına rağmen sürükleyici olmasıyla hızlıca biten bir serüven oldu. Romanın içinde bir çok ironi ve mecazi anlamlarla beraber asıl konu toplumun ahlak yapısıdır. Sözde yüksek sınıfın çok yüce ve ahlaki değerleri küçümsedikleri alt sınıftan daha beterlerdir. Sözde din adamları insanlara erdemli yolu gösterecekken çıkarlar için günah işleme konusunda tereddüt etmezler. Para için hemen tavır değiştirenler ise söz hakkı sahibi olup kibirli davranmayı kendilerine hak görmüşlerdir. Bütün gerçekleri ortaya koyan Henry, kendisinin de bir soylu ailesinden gelmesine rağmen o sınıfın tüm iç yüzüne şahit olup her zaman eliştirmiştir. Aralarda değindiği yazarlık üzerine söyleşilerde de görüleceği gibi her sınıftan insanlarla muhattap olmuş ve eserini gerçekçi bir bakışla yazmıştır. O zamanlar elbeltte eleştiri alsa da bu gerçekleri inkar etmek bir o kadar zordur. Karakterlerin yansıtmış olduğu çeşitli özellikler halkın durumunu kanıtlat nitelikte. Ne yazık ki hala bu karakter tiplemelerini toplumumuzda görmekteyiz. Henry ve Samuel tartışmasına gelirsek iki farklı görüşün çakışmasıyla oluşmaktadır. Samuel tamamen soylu sınıfı överek ahlak düşkünlüğünü öne çıkarmaktadır. Henry ise yüksek sınıfı yermektedir. Okuyucusuyla konuşur gibi üslubu ise okuyucuyu olay örgüsüne bağlamakta aynı zaman da onları düşünmeye yönlendirmektedir. O zamanki ingiliz halkının tutumu ve kanunlarını da göz önüne seren konular değinilmekte ve kadınlara karşı yapılan haksızlıklara da değinmekten çekinmemiştir. Baş karkater olan Tom Jones aslında büyük bir erdem ve iyiliğin göstergesi olmasıyla birlikte kusursuz bir insanın olamayacağını da herkese kanıtlamaktadır. Okurken hiç sıkılmadığım bu roman bitince büyülü düyandan ayrılıyormuşum hissini uyandırdı. Bitmesine üzülmeme rağmen Henry ile tanışmam, bir az da olsa onu anlamaya çalışmak benim için bir onurdur.
548 syf.
Tom Jones – 2 Cilt Takım
Yazar : Henry Fielding Yayınevi: İletişim Yayınları Çevirmen: Mina Urgan
Yayın Tarihi 2015
ISBN 9789750518263
Baskı Sayısı 1. Baskı
Dil TÜRKÇE
Sayfa Sayısı: 1064



Henry Fielding’ın Tom Jones – 2 Cilt Takım kitabı Zaman zaman güldüren ve sizi eğlendiren, içindeki karakterlerin duygusallıkları ile birlikte yaşam içindeki mücadele ve iyimserlik içindeki yaşama sevinçleri, acı olaylar karşısındaki karşıtlıklar ile örülmüş ipeksi yaşama sevinci, olumsuz ve çirkin yanları olduğunda ise yazarın bir anlatıcı olarak araya girmesi ile birlikte yazar ihtişamına ihtişam katarken sizinle birlikte safların arasında yürüyen bir roman sunmuş. Böylece okuyucum bu yapıtta bazen kısa, bazen de çok uzun bazen bir günü bazen de yılları kapsayan bölümler bulunca; yani öykünün bazen hiç kıpırdaman durduğunu bazen de uçtuğunu görünce hayretlere düşmesin. Hiçbir eleştiri mahkemesi önünde hesap vermek zorunda değilim bu çeşit şeyler için. Çünkü gerçekten yeni bir yazı türü alanında kurucu durumunda olduğum için, orada canımın istediği gibi yasaları yapmakta özgürüm ben. Uyruklarım saydığım okuyucular, bu yasalara inanmak ve boyun eğmek zorundadır. Ne var ki, okuyucularımın bu yasalara isteye isteye ve sevine sevine uymaları için, her şeyden önce onların rahatlarını ve yararlarını göz önünde tutacağıma şimdiden söz veriyorum. Aslında onlara iyilik etmek için geçtim başlarına. Ben onlardan değil, onlar benden yararlansın diye dünyaya geldim. Ve onların ilgisini çekmeyi yazılarımın başlıca amacı yaparken, okuyucularımın da benim onurumu elbirliği ile koruyacaklarına ve hak ettiğim ya da istediğim kadar beni kutlayacaklarına güvenim var der Henry Fielding.
Yazın tarihinde Tom Jones’un konumun önemi, olaylar örgüsünün işlenişi ve kişilerin çizilmesi açısından, gerçekçi ilk roman sayılmasından kaynaklanır. Tom Jones’un en hoş yanlarından biri, Fielding’in bu öyküyü anlatırken, okuyucularla sürekli bir diyalog kurması, giderek onlarla işbirliğine girişmesidir. Örneğin ‘’ Neyse, bu konuda tam bilgimiz olmadığından, Jones’un şu sırada ne halde olduğunun saptanmasını okuyucumuza bırakıyoruz, ‘’ der. Bir başka örnek ‘’ Bir iki satır önce, öğretmenden ‘’ zavallı Partridge ‘’ diye söz etmeme bakarak, bu adamın suçsuzluğunu açığa vurduğumu sanmasın okuyucu. Doğuştan yufkayürekli olduğum için bu deyimi kullandığımı sanması, daha yerinde olur bana kalırsa. Suçsuz olup olmadığını daha sonraları anlaşılacaktır belki de. Ama öykü anlatanları esinleyen peri bana bu sırrı verdiyse, ondan izin almadan hiç mi hiç niyetim yok açıklamaya ‘’ der. Yazarımız. Romanı okuyan kişi ile olan diyaloglar çeşitli benzetmeler, betimlemeler ve bunlara benzer şiirsel süslemeler serpiştirmiş yazarımız. Bunu sebebini şu şekilde açıklar Henry Fielding’ın Tom Jones – 2 Cilt Takım kitabın da ‘’ Uzun bir kitapla uğraşırken yazarı da okuyucuyu da uyku basınca, kafaları uyandırır bunlar. Ahh ne müthiş ifadeler bunlar ve bizimle birlikte yazarımız da yanımızda olduğunu betimleyen ifade eden bir tarz…

Henry Fielding’ın Tom Jones – 2 Cilt Takım kitabını okurken her bölümün başında DENEME adını verdiği bölümler vardır. Bu denemeler hakkında yazarın şu ifadesi kesinlikle bilinmelidir ‘’ Yapmaya kararlı olduğumuz bu iş için, ille bir neden göstermek zorunda değiliz. Bunu, düzyazıyla yazılmış güldürücü her destanın bir kuralı saymamız, yeter de artar da. ‘’

Giriş niteliğinde olan bu bölümlerin, birçok yararlı yanı vardır. Bu yararlı yanlardan biri de, bir çeşit işaret ya da damga sayılabilmelidir. Bu işaret ya da damga sayesinde, herhangi bir okuyucu, bu tarihsel öykümüzde gerçeklere uygun doğru olayları, gerçeklere uymayan uydurma olaylardan ayırt edebilmenin yolunu bulabilir. Bana kalırsa, böyle bir işaret gerekli olacaktır pek yakında; çünkü son zamanlarda iki üç yazarın bu türlü öyküleriyle rağbet görmeleri, birçok başka yazan aynı türü denemek açısından yüreklendirebilir. Böylece bir yığın saçma sapan roman, acayip acayip masallar yazılabilir. Bu ise, ya kitap yayınlanıp satanların iflas etmelerine ya da okuyucuların boşuna vakit harcamalarına ve de ahlaklarını bozmalarına yol açabilir. Hatta bu yapıtlar yüzünden dedikodular ve karaçamlalar yaygınlaşır, nice değerli ve namuslu insanın adı kötüye çıkar belki de.

Spectator’un aklı başında yazarı, her denemesinin başına Yunanca ya da Latince özdeyişler koyar. Hiç kuşkum yok ki, metelik etmeyen yazarlardan korunabilmek amacıyla yapmıştır bunu. Neden derseniz, yazar geçinenler, onlara okuma yazma öğretenlerden edindikleri bilgi dışında hiçbir şeycikler bilmedikleri halde; aslan postuna bürünüp anırınca kendini aslan sanan eşek kardeşler gibi, en yüce dahilerle aşık atmaktan ne korkar ne de utanırlar.

Bu türden tarihsel öykülerin başlıca değerinin, önsöz niteliğindeki bu denemelerden kaynaklandığını söylemek istediğimi sanmayın sakın. Ne var ki, o sözünona yazarların, sadece öykü anlatan kısımlara öykünmeleri daha kolaydır da; gözlem ve düşünceden oluşan denemelere öykünmeleri daha güçtür aslında. Bunu yapmaya yeltenenler, Shakespeare’i taklide kalan ya da Horoitus’un dediği gibi sırf yalınayak yürüyüp suratlarını astıkları için tıpkı Cato’ya benzediklerini sana Romalılara dönerler.

İyi öyküler uydurmak, bu öyküleri güzel anlatmak, ender bulunur bir yetenektir belki de. Gelgelelim, bunu hiç sıkılmadan yapmaya kalkan yığın adam vardır. Dünyanın dört bir bucağında bol bol yazılan romanları ve öyküleri incelersek, haksızlık yapmadan şu sonuca varabiliriz: Bunları yazanların çoğu, başka bir edebiyat türünde karşımıza çıkıp bize dişlerinin göstermeye göze alamazlar. Roman ve öykü dışında kalan herhangi bir alan da, on ya da oniki tümceyi bir araya getirmeyi beceremezler. Horatius ‘’ Her çaresiz budala yazmaya kalkar; yaşayan her yaratığın ticaret alanıdır şiir der. ‘’ Bu söz, öteki yazarlardan fazla, romancılara ve yaşam öyküleri yazanlara uygundur; çünkü tüm sanat dalları ve tüm bilim kolları için biraçık eğitim ve bilgi gerekir. Şiirin bunun dışında olduğunu düşünenler olabilir belki. Ne var ki, şiir için de koşuk ve uyak, ya da bunlara benzer şeyler bilmeli. Oysa öyküler ve romanlar yazmak için, kağıt, kalem, mürekkep ve bunları kullanacak el becerisinden başka hiçbir şey gerekmez. Kimi öykü veromanlara bir göz atınca, bunları kaleme alanların böyle düşündüklerini anlıyorum. Bunları okuyanlar da ( eğer böyle birileri varsa ) aynı şeyi düşünüyorlardır herhalde.

İşte bu yüzdendir ki , yazarların çoğuna bakarak tümünü öyle sananlar, kağıt üstünde saptanmış gerçeklere uymayan öykü yazarlarını hor görürler. Biz de hor görülmek istemediğimiz için, yazdıklarımıza aslında uygun olan ‘’romanca’’ yani ‘’hayal ürünü olaylardan kaynaklanan öykü’’ deyimini kullanmaktan çekindik. Evvel ce de belirttiğimiz gibi, yarattığımız kişilerin tümü, doğanın o yüce ve gerçek kitabından alındığından ötürü, kendi kitabımıza tarihsel öykü adını verdik. Dünyanın en nükteli adamlarından birine göre, kimi yapıtlar, onu yazanın beyninin ya kaşınma illetine ya da ishale tutulmasının bir ürünüdür. Bizim kitabımızın bunlardan farklı olduğuna hiç kuşkumuz yok.

Hem en yararlı, hem de en eğlendirici yazı türlerinden birini gözden düşüren bu kötü yazarlara hoşgörü göstermekle, çok zararlı başka bir iş de yapmış oluyoruz: Toplumun birçok güzel ahlaklı ve değerli üyesinin adını lekelemiş oluyoruz; çünkü en can sıkıcı dostlar her zaman zararsız olmadıkları gibi, en can sıkıcı yazarlar da her zaman zararsız değildirler. Rezil şeyler kaleme alabilecek, çevrelerine karaçalabilecek kadar dil bilirler bunların her ikisi de. Şimdi söylediğimiz eğer doğruysa, kepaze amaçlar güderek yazılan öykülerin, kendileri de kepaze olmalarına, başkalarını da kepaze etmelerine hiç şaşmamalı.

Şu sıralarda sayısı gittikçe artan kepaze öykülerin, ileride okuyucuların boş zamanını, edebiyatı ve basın özgürlüğünü rezil etmesini engellemek için, öykü yazarlarına kesinlikle gerekli olan birkaç niteliği sıralayacağım şimdi:

Bunlardan ilki dehadır. Horatius’a göre, deha olmadıkça, çalışmak hiçbir işe yaramaz. İnsan beyninin, çevresindeki her şeyi ve bunların belli başlı ayrıntılarını kavrayabilen güç, daha doğrusu güçler anlamında kullanıyorum ‘’deha’’ sözcüğünü. İnsanda doğuştan bulunan bu güçler, yaratma yeteneğiyle yargılama yeteneğidir aslında. Bu iki şeyi birleştiriyor, ‘’deha’’ diye adlandırıyorum. Yaratma yeteneğiyle yargılama yeteneği konusunda, büyük yanılgılara düşenler vardır. Birçokları, yaratma yeteneğini uydurma yeteneğiyle aynı şey sayar. Bu doğru olsaydı, hayal ürünü masal yazan birçok adamda yaratma yeteneği bulunduğunu kabul etmemiz gerekirdi. Oysan biz yaratmayı, ancak görebilmek ya da sezebilmek anlamında kullanıyoruz. Yani daha geniş anlamda, her şeyin gerçek özünü çabucak ve akıllı bir biçimde kavrayabilmek anlamında kullanıyoruz. Yargılama yeteneğinden yoksun bir adamda, yaratma yeteneğinin bulunması pek olası değildir. Ne dersiniz, iki şey arasındaki ayrımları görmeden, bu iki şeyin gerçek özünü kavramış sayılmamızın yolu yoktur. Ayrımları görebilmek ise, doğru doğruya yargılama yeteneğine bağlıdır. Oysa aklın başında bir iki kişi, dünyanın bütün budalaları ile birleşerek, yaratma yeteneğiyle yargılama yeteneğinin aynı insanda ya pek ender ya da hiçbir zaman bulunmadığını ileri sürmüşlerdir.

Bir insanın, yaratma yeteneğiyle yargılama yeteneğini kendi kişiliğinde birleştirmesi de yetmez. İyi bir yazar olması için, bu insanın bir hayli bilgili olması da gerekmektedir. Gene Horatius’dan ve yetkili daha başkalarından alıntılarla bu görüşlerimi kanıtlayabilirim. Ama buna gerek yok; çünkü ustaca bilenmemiş el araçlarının bir işçiye yararı olmadığı, bir işin doğru dürüst yapılabilmesi için belirli kurallara uymak zorunluluğu, malzemesi olmayan bir işçinin hiçbir şey üretemeyeceği herkesçe bilinmektedir. İşte, ancak bilgi sağlayabilir tüm bunları. Doğa bize bir yeteneği bağışlamakla kalır; yani bize ancak mesleğimizin araçlarını verebilir. Bilgi ise, bu araçları kullanılır hale getirir, bunları kullanmanın yolunu bize öğretir ve işleyeceğimiz malzemenin hiç olmazsa bir kısmını sağlar. Yazar olmak isteyenin, tarih ve edebiyat alanında bilgili olması şarttır. Kerestesiz, kireçsiz, tuğlasız, taşsız, ev yapmaya kalkmak ne denli boşunaysa; bilgisi olmadan öykü yazmaya kalkmak o denli boşunadır. Yapıtlarına şiirin süslerini ekledikleri halde, öykü yazarları saydığımız Homeros ve Milton, kendi çağlarında bilinmesi gereken her şeyi biliyorlardı.

Okuyup yazarak değil de, ancak konuşarak elde edebileceğimiz başka bir bilgi türe de vardır. Konuşma yoluyla sağlanan bu bilgi, insanları anlamak açısından öylesine gereklidir ki, ömürlerini üniversitelerde, kitaplar arasında tüketen bilgili ukalalar, insan konusunda karacahil kalırlar. Çünkü yazarlar insanları ne denli incelikle anlatırlarsa anlatsınlar, bu konuda gerçek bilgi, ancak dünyada yaşamakla elde edilebilir. Aslında tüm bilgi alanları için aynı şeyi söyleyebiliriz. Sırf kitap okumakla, fizik alanında da, hukuk alanında da uygulanır türde bir bilgi elde etmenin yolu yoktur. Hatta toprağı ekenler, çiftçiler, bahçıvanlar bile, ana kurallarını kitaplardan öğrendikleri bilgiyi, uygulamaya geçerek, kusursuz bir duruma getirmek zorundadır. Aklı başında Mr. Miller, bir bitkiyi ne denli tamı tamına betimlerse betimlesin, çömezlerine bu bitkiyi gidip bahçede görmelerine salık verir gene de. Oyunlarını yazarken Shakespeare’lerin, Johnson’ların, Wycherly’lerin, Otway’lerin en ustaca yarattıkları kişileri sahnede bir Garrick, Bir Cibber ya da bir Clive canlandırınca; bu kişilerin gözümüzden kaçan bir yanını kavrayıveririz hemen. Dünya sahnesindeki insanlar da kitaplardakilerden daha canlı ve daha çarpıcıdır. Böylece bir yazar, çizdiği kişileri, yaşamdan değil de, kitaplardan alınca, o çizdiği kişi, bir kopyanın silik kopyasına dönüşür; gerçekliğini de, canlılığını da yitirir.

Yazarlar, her çeşit insanla, yani her kattan ve her sınıftan insanla görüşmelidir. Çünkü bir yazar, sadece yüksek tabakayla ilişki kurmakla da yüksek tabakayı tanıyamaz. Bir tek sınıfı bilip anlatması yeter diyeceksiniz ama; her sınıfın saçma yanları, öteki sınıfın saçma yanlarına ışık tuttuğu için, bir tek sınıfı ele alan yazar gerçekten büyük sayılmamalıdır. Örneğin aşağı tabakanın yaşamdaki sadeliği düşününce, yüksek tabakanın özentileri, büsbütün göze batar. Büsbütün gülünç gelir insana. Aynı biçimde, aşağı tabakanın kabalığını ve ilkelliğini düşününce, yüksek tabakanın nezaketi büsbütün çarpıcı bir hal alır. Doğrusunu söylemek gerekirse, şunu da unutmamalı: Yazarımız, her iki tabakayla da ilişki kurmakla, ahlak ve davranış açısından bir hayli düzelir: Bir tabakadan da inceliği, zarifliği ve düşünce özgürlüğünü öğrenir; çünkü bana kalırsa, aşağı sınıftan gelip eğitim görmeyenlerde pek ender bulunan bir özelliktir düşünce özgürlüğü.

Son olarak şunu da söyleyeyim: Eğer yazarımızda herkesin iyi yürek dediği şey yoksa, duygudan yoksunsa, bütün bu sıraladığımız nitelikler beş para etmez. ‘’ Beni yazılarıyla ağlatabilecek adam, benden önce kendi ağlayabilmeli ‘’ der Horatius. Kaleme alırken duyulmayan bir acının, bize etkili bir biçimde aktarılmasının yolu yoktur. Okuyucuya en çok dokunan, en acıklı sahnelerin, gözyaşı dökülerek yazıldığında hiç kuşkum yok. Güldüren parçalarda, gülerek yazılır. Ancak kendim candan güldükten sonra okuyucumu güldürebilirim bana kalırsa. Ne var ki, beceriksiz davranırsam, okuyucum benimle birlikte güleceğine bana güler.

Onun için, ileri sürdüğüm görüşlerin doğruluğuna akıllarıyla kanıtlayabilenlere, bir çağrıda bulunuyorum: Benim güzel okuyucum, kendi yüreğini yokla da, bir karar ver. Bu görüşlerime inanıyor musun, yoksa inanmıyor musun? Eğer inanmıyorsan, şunu bil ki, aklının ermediği şeyleri okudun şimdiye dek. Ne tadına varabildin ne de anladığın şeyleri okumakla vaktini boşuna harcayacağına, işinle gücünle uğraşman; ya da kendini eğlenceye vermen, çok daha hayırlı olur…

Kitap hakkındaki fikirlerimi yazarken Henry Fielding’ın cümlelerinden, Mina Urgan’ın ( Çevirmenin Önsüzü ) yazısından birkaç cümle kullandım.
548 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Okuyucusla bir sohpet edasında yazılmış roman,bir yazarın kitabını yazarken karşılaştığı güçlükler,edebiyat eleştirmenlerinin nekadar destekçisi(?) olduklarını,bir eseri başyapıt yapan unsurları romanın kurgusu içinde mükemmel bir şekilde sunmuştur.Okuması çok eğlenceli.
"Ölmekten hep korkardım,"dedi Betsy; "çünkü annemden ve ablamdan ayrılacaktım o zaman. Ama sevdiklerimle hiçbir yere gitmekten korkmam."
Oysa ölümü önlemenin yolu olmadığını ölümün herkesin alınyazısı olduğunu biliriz hepimiz.Ölümün ne zaman geleceğinin de önemi yoktur.İnsanların en akıllısı yaşamı bir tek adımlık bir yola benzettiğine göre biz de bir tek güne benzetebiliriz yaşadığımız süreyi.
İyi adamlar, kimi zaman kötülerden daha çabuk unutuldukları gibi, iyi kitaplar da kimi zaman kötü kitaplardan daha çabuk unutulurlar...
Henry Fielding
Sayfa 344 - İletişim Yayınları
Çoğu insanlar başkalarının önünde ne kederin ne olduğunu bilirler ne de utancın ama tek başına kalınca bunları bol bol yiyip yutarak fena halde zehirlenirler.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Tom Jones 1.Cilt
Baskı tarihi:
Kasım 1990
Sayfa sayısı:
548
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789754700602
Kitabın türü:
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
İletişim Yayınları
Baskılar:
Tom Jones 1.Cilt
Tom Jones
Tom Jones
Dünyada yazılmış ilk romanlardan biri olan ve dünya klasikleri arasında tartışılmaz bir yer alan Tom Jones, yazılışından bu yana geçen bunca yıla rağmen hala taze, bugün yazılmış bir eser gibi okunabiliyor. Fielding’in kahramanı Tom’la birlikte, 18. yüzyılın İngiltere’sini dolaşıyor, her sınıf ve tabakadan insanla tanışıyoruz. Bu gezi boyunca, Fielding’in kendine özgü mizahı yanımızdan eksik olmuyor. Eseri Türkçe’ye Mina Urgan çevirmişti. Ama yıllar sonra, gençliğinde yaptığı ve Millî Eğitim Bakanlığı Klasikler Dizisi’nde yayımlanan çevirisini “hükümsüz” saydı; kitabı yeniden çevirdi. İletişim Yayınları Tom Jones’u bu yeni çevirisiyle sunuyor.

Kitabı okuyanlar 56 okur

  • Nihil
  • Büşra Hilal Kutbay
  • Şahin Akkuş
  • Canset Mulaşaban
  • Burak Karadağ
  • Meltem
  • Karakedi
  • Canan Ülkü
  • Veysel Demirkol
  • Mtlp AYDGMS

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%16.7 (3)
9
%16.7 (3)
8
%16.7 (3)
7
%0
6
%0
5
%5.6 (1)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%0