Henry Fielding

Henry Fielding

Yazar
8.2/10
60 Kişi
·
204
Okunma
·
31
Beğeni
·
1.354
Gösterim
Adı:
Henry Fielding
Unvan:
İngiliz romancı
Doğum:
Sharpham, Birleşik Krallık, 22 Nisan 1707
Ölüm:
Lizbon, Portekiz, 8 Ekim 1754
1707'de Somersetshire'de doğdu. Babası general, kız kardeşi Sarah da kendisi gibi yazardı. Yoksul düşen soylu bir aileden geliyordu. Soylu ailelerin okulu bilinen Eton'da okudu. Sonra'da yunan ve Latin Edebiyatını okumak üzere Leyden'e gitti. Leyden'de okuduğu sırada ailesinin parasal durumu iyice bozulduğundan, Fielding eğitimini yarıda bırakıp, İngiltere'ye dönmek zorunda kaldı. Tiyatroya sansür koyan yasa 1737'de yürürlüğe girdikten sonra, sadece tiyatro oyunu yazarak ailesini geçindiremeyeceğini anlayan Fielding, otuz yaşından sonra başladığı hukuk öğrenimini iki buçuk yılda bitirdi. 1740'da baroya girdi ve on yıl içinde Londra'nın en saygı gören yargıçlarından biri oldu.

Bir yandan yargıç olarak, bir yandan da yazar olarak yoğun çalışmaları, kırkına doğru sağlık durumunun bozulmasına, artık ancak koltuk değnekleriyle yürüyebilecek hale gelmesine neden oldu. Daha sıcak bir iklimde biraz iyileşebileceği umuduyla, 1754 yılında Lizbon'a götürüldü ve iki ay sonra da orada öldü.
"Ölmekten hep korkardım,"dedi Betsy; "çünkü annemden ve ablamdan ayrılacaktım o zaman. Ama sevdiklerimle hiçbir yere gitmekten korkmam."
Ne çare ki kadınlar, hoşlandıkları kişilerin aptallığını hoş görmek için, binlerce özür uydururlar kendi kendilerine..
Oysa ölümü önlemenin yolu olmadığını ölümün herkesin alınyazısı olduğunu biliriz hepimiz.Ölümün ne zaman geleceğinin de önemi yoktur.İnsanların en akıllısı yaşamı bir tek adımlık bir yola benzettiğine göre biz de bir tek güne benzetebiliriz yaşadığımız süreyi.
İyi adamlar, kimi zaman kötülerden daha çabuk unutuldukları gibi, iyi kitaplar da kimi zaman kötü kitaplardan daha çabuk unutulurlar...
Henry Fielding
Sayfa 344 - İletişim Yayınları
548 syf.
·Puan vermedi
Spoiler İçerir
Doğduğu zaman, anası ve babası tarafından terkedilmiş, gerçekte gayrimeşru olarak dünyaya gelmiş, romanın kahramanı, açık kalpli ve samimi, düşüncesiz hareketleri yüzünden bin bir türlü zorlukla karşılaşan tom jonesin hikayesi.
439 syf.
·10/10 puan
Tom jones, düzgün ve eşit bir şekilde üç parçaya ayıyabiliriz. Birincisi, Allvvorthy ve Western malikanelerinin bulunduğu kırdaki hayat; İkincisi, Upton’daki han manzarası ile zirveye erişen yoldaki maceralar; üçüncüsü Londra hayatı, Fielding böylece, planından aynlmaksızın, kendi zamanındaki İngiliz hayatını tamamen göz önüne seriyor.
397 syf.
·10/10 puan
Samuel Richardson'ın Pamela'sının ''ahlak, erdem ve iffet anlayışına'' karşı tepki olarak ve alay etmek için yazılmış bir romandır. Bu romanda ana karakterimiz Joseph zengin bir ailenin yanında uşaklık yapmaktadır. Evin beyi vefat ettikten sonra evin hanımı tarafından tahrik edilmeye çalışılan genç ve yakışıklı Joseph direnir ve asla ev sahibesinin kurbanı olmaz.. Daha sonra olaylar gelişir ve istediğini elde edemeyen ev sahibesi Joseph' i evden kovar. Bu olay Joseph için dönüm noktasıdır ve çocukluk aşkını aramak için yollara düşer. Her ne olursa olsun asla iffetini ve erdemini bozmayan Joseph hayatın tüm zorluklarına karşı direnmeyi göze alır. Maceralarla dolu bir hayat onu bekler. Yazarın sade dili ve ustaca kullandığı doğa betimlemeleri adeta okuru olayların içine sürükler. Okumaktan sıkılmayacağınız bir roman sizleri bekler.
1064 syf.
·12 günde·Beğendi·9/10 puan
18 kısımdan oluşuyor, her kısımın başında kısa denemeler (tiyatrodaki ‘’prolog’’ benzeri) var... kimi hikaye ile ilgili, kimi değil, yazar bunlar için eğer sıkılırsanız okumayın diyor ama çok muhteşemler o yüzden mutlaka okuyun...
Yazar birebir olayın içinde, bir baş karakter olarak daha doğrusu orkestra şefi gibi en önde o duruyor, karakterlerini de, okuyucuyu da, olayları da, sen sen sen diyerek yönetiyor... sanki omuzunuzun üzerinde biri sürekli sufle veriyor gibi... ama bunu o kadar incelikli, esprili bir dille ve zekice yapıyor ki rahatsız olmadığınız gibi yazarla kol kola mutlu mesut okuyup gidiyorsunuz...
Konu evlilik dışı doğmuş bir çocuğun varlıklı bir adam tarafından bir beyefendi olarak büyütülmesi, çevresindeki insanlar tarafından kabul edilmek istenilmemesi, iyi ve coşkun ruhu nedeniyle yaptığı hatalar, yörenin en güzel kızına aşık olması ve soyu sopu belli olmadığı için ona kavuşamaması çevresinde sürüp giden klasik bir hikaye... ama yazar aslında sanayi devriminin başlaması ve aristokrasiden burjuvaziye geçiş dönemi toplumunu anlatıyor... özellikle kadınların durumunu ve evlilik kurumunun nasıl işlediğini ortaya seriyor... yayımlandığı yıl ahlaksız bulunup bir deprem yaratmış olan bu eser, günümüzde bu durumda görülmese de para için yapılan evlilikler halen geçerliliğini koruyor...
Sonuç olarak ben romanı çok beğendim, yazarın bu kadar müdahil olduğu daha doğrusu resmen sizinle konuşarak birlikte okuduğunuz bir başka kitaba daha rastlamamıştım...


Mr. Fielding’i çok özleyeceğim ve bundan sonra okuduğum her romanda kendimi yalnız hissedeceğim, kaçırmayın okuyun mutlaka...

https://gulakca.blogspot.com/...g-tom-jones.html?m=1


Not: inceleme bana ait değil fakat çok beğenerek alıntıladım
313 syf.
·10/10 puan
Gerçekten okumuş, nerdeyse her alanda bilgili olan kişiler, başkalarının bilgisizliğini her zaman hoşgörüyle karşılarlar. Oysa, ancak kendi etipuften ve değersiz alanlarında usta geçinenler, bu alandan haberi olmayanları her zaman gör görürler. "

Selam
XVIII. yüzyılda yaşamamış , İngiliz yazar Henry Fielding isimli bir yazarla tanıştım . Gerçekten ne olduğunu bilmeden bir heyecanla okudum eseri ama aslında Tom Jones, İngiliz edebiyatında “hanlar yazını”nın başlangıcı olan bir eserve yazar da yeni roman tekniğinde de bir öncü sayılan biri.
Kitabı okurken, tiyatro okuyormuş gibi hissettim ve çok keyif aldım zaten yazar da uzun süre tiyatro metinleri yazmış ve romanının yazımı konusunda da kitabı okurken epey eleştirmenlere kıziyor . İroni kralı diyenler var yazar için ve de hiciv onun işi sanırım.
Yalnız şunu belirtmek isterim ki ben çok eski bir basım, aslına uygun kısaltılmış halini okudum. Bu aslına uygun kısaltmalar maalesef çok hızlı ilerliyor o yüzden okurken benim bir an önce bu kitabın tam halini almam gerektiğini düşündüm çünkü yazarı ve kitabı çok sevdim.
Sanirim sonu mutlu biten hikayelerin müptelasıyım ve bu hikayenin de mutlu biteceğine emindim akışına göre belliydi sanki.
Konusuna geçmeden önce biraz yazardan bahsetmek istiyorum, benim en dikkatimi çeken husus 30 yaşında hukuk eğitimi almaya başlamış ve sonunda Yargıç olmasıydı. Siyasi konularda oldukça dili ağır bir yazar olarak, içimden "kesin kendini korumak için okudu" diye düşündüm, yani kendim de bazen düşündüm o yüzden söylüyorum ...
Başka bir romanın da karakter olan Charlotte Cradocak ile de evlenmiş olması ne kadar enteresan bir yazar olduğunu gösteriyor.
Yazarın kitapta takındığı tavrı, aniden çıkıp size hikayenin gidişatı hakkında bilgi vermesi, başka şeyler söylemedu sizi alıp hikayenin içine koyuyor, sanki bir arkadaşınız oturmuş size bir dedikodu anlatıyor hissi veriyor hahaha, ben sevdim bu tabiri. Edebiyat dedikodusu yapmayı çok seviyorum çünkü. Bu tekniginn sebebi ise yine yazarın aslında “anlatıcının kimliği” meselesini ilk tartışan kişi, bu yüzden de önemli öncülerden biridir 3. Şahsın roman içinde ki yerini, yazar ve okuyucu ilişkisinde.
Kitaba dönecek olursak, yetim bir çocuğun hikayesini okuyoruz. Öyle yakışıklı tasvir ediliyor ki, ben bile aşık olayazdım Tom Jones'a, yeni akıllandım tü bana, yalnız yazar aşk için şöyle diyor bknz: " Aşk, verem hastalığına benzer. İnsan, verem olduğunu bir türlü anlayıp kabullenemez."
Bu yüzyıl romanlarında kimlik arayışı epey göze çarpar bu yüzden de babası herkesçe bilinmeyen çocuklara "piç" denmesini normal karşılarız ve bu dönemde kadınların üzerinde ki baskı da epey büyük. Yayımlandığı yıl zaten ahlaksız bulunduğu için yazar epey bir sıkıntı çekmiş.
Tom Jones, babası belli olmadığı için annesi tarafından zengin bir ailenin evinin kapısına bırakılır. Bu evin zengin sahibi Mr. Allworthy ise bu çocuğu sahiplenir ve büyütür.
Sonra çocukluğu birlikte geçtiği, kız Sophia'yla aşık olurlar ama "piç" olduğu için bu ilişkiye izin verilmez ve arka arkaya olaylar meydana gelir . Sophia ise dönemine göre oldukça güçlü bir kadın karakter bu yönden yazarı çok sevdim diyebilirim. Konusu bir yana aslında yazar sanayi devrimi ile birlikte Aristokrat hayatından Burjuvazi hayatına geçişi ele alıyor ve bunu da eğlenceli, tatlı bir dille yapıyor.
Özet olarak ben çok sevdim, İngiliz edebiyatından okumalar yapmayib sevenler için mutlaka tavsiye ederim.
Edebiyatla kalın
397 syf.
·Puan vermedi
Fielding okumaya karar verdiyseniz gülmeye ve şaşırmaya hazır olun. Nasıl olur da 18. yüzyılda biri çıkıp bizi güldürürken düşündürecek kalitede ve daha sonradan post-modern edebiyatta bile adından söz ettirecek bir eser yazar? Richardson’ın Pamela, or Virtue Rewarded adlı eseri yayınlaması Fielding için bir dönüm noktası olmuş ve Fielding bir yıl sonra büyük olasılıkla kendi kaleminden çıkan Shamela ile Richardson’ı alaya almış ve İngiliz edebiyatının en meşhur parodilerinden birini yazmıştır. Büyük olasılıkla diyorum çünkü Fielding bu eseri o dönem koşullarının erotik içeriğe el vermemesi nedeniyle takma isimle yayınlamıştır. Hatta bu o kadar çok konuşulmuş ki Fielding bu alaylı tavrını Joseph Andrews’de de sürdürmüş, bu sefer kendi ismini kullanarak yayınladığı bu eserde yine oklarını Richardson’ın Pamelasına batırmıştır. Çokta güzel batırmıştır, roman boyunca gülmemek elde değil, o kadar ince bir alay var ki Fielding okurken gülmüyorsanız muhtemelen vermek istediği mesajı anlamamışsınız demektir… Olay örgüsü gayet basit ve anlaşılır Pamela’nın erkek kardeşi Joseph ve arkadaşı din adamı Adam’ın başına gelenleri anlatıyor. Roman boyunca Fielding okuru asla yalnız bırakmıyor ve dümdüz kurguyu anlatmak yerine bol bol yorum yapıyor ve lafı biraz uzatıyor.

Kullandığı kendine has ve yenilikçi üslubuyla İngiliz toplumunu keskin kalemiyle eleştiri yağmuruna tutmuş ve İngiliz romanında yeni bir sayfa açmıştır. Eğer yaptığı tüm ince alayları anlamak istiyorsanız önce bir Samuel Richardson-Pamela, or Virtue Rewarded okuyun derim…
397 syf.
·5 günde·Beğendi·9/10 puan
Dünya üzerindeki yazılmış ilk romanlardan biri...
O dönemde yazılmış bir romanın bu kadar etkileyici ve başarılı olması gerçekten şaşırtıcı.
Kitabın ilk başlarındaki olaylar Hz. Yusuf ' un başına gelenlerle benzer.
Evde bir uşak olarak çalışan Joseph, beyi öldükten sonra karısının kendisine göz koymasından sonra başına gelen serüvenleri anlatır.
1064 syf.
·Beğendi·10/10 puan
Roman türünün babası olarak bilinen Henry Fielding gerçekten de ününün hakkını vermekte. Tom Jones'un kurgusuyla olsun kendi dili olsun okuyucuyu hayretler içerisinde bırakır. O dönemin ingiliz edebiyatı eleştirilen yazarlardan biri olmasına rağmen kendisinin de sert bir dille başka yazarlara taşlamaları olmuştur. Özellikle Samuel Richardson ile olan büyük tartışmaları hala ses getirmekte ve Shamela eseri de bu tartışmayı tetikleyici niteliktedir. Roman iki ciltten oluşmasına rağmen sürükleyici olmasıyla hızlıca biten bir serüven oldu. Romanın içinde bir çok ironi ve mecazi anlamlarla beraber asıl konu toplumun ahlak yapısıdır. Sözde yüksek sınıfın çok yüce ve ahlaki değerleri küçümsedikleri alt sınıftan daha beterlerdir. Sözde din adamları insanlara erdemli yolu gösterecekken çıkarlar için günah işleme konusunda tereddüt etmezler. Para için hemen tavır değiştirenler ise söz hakkı sahibi olup kibirli davranmayı kendilerine hak görmüşlerdir. Bütün gerçekleri ortaya koyan Henry, kendisinin de bir soylu ailesinden gelmesine rağmen o sınıfın tüm iç yüzüne şahit olup her zaman eliştirmiştir. Aralarda değindiği yazarlık üzerine söyleşilerde de görüleceği gibi her sınıftan insanlarla muhattap olmuş ve eserini gerçekçi bir bakışla yazmıştır. O zamanlar elbeltte eleştiri alsa da bu gerçekleri inkar etmek bir o kadar zordur. Karakterlerin yansıtmış olduğu çeşitli özellikler halkın durumunu kanıtlat nitelikte. Ne yazık ki hala bu karakter tiplemelerini toplumumuzda görmekteyiz. Henry ve Samuel tartışmasına gelirsek iki farklı görüşün çakışmasıyla oluşmaktadır. Samuel tamamen soylu sınıfı överek ahlak düşkünlüğünü öne çıkarmaktadır. Henry ise yüksek sınıfı yermektedir. Okuyucusuyla konuşur gibi üslubu ise okuyucuyu olay örgüsüne bağlamakta aynı zaman da onları düşünmeye yönlendirmektedir. O zamanki ingiliz halkının tutumu ve kanunlarını da göz önüne seren konular değinilmekte ve kadınlara karşı yapılan haksızlıklara da değinmekten çekinmemiştir. Baş karkater olan Tom Jones aslında büyük bir erdem ve iyiliğin göstergesi olmasıyla birlikte kusursuz bir insanın olamayacağını da herkese kanıtlamaktadır. Okurken hiç sıkılmadığım bu roman bitince büyülü düyandan ayrılıyormuşum hissini uyandırdı. Bitmesine üzülmeme rağmen Henry ile tanışmam, bir az da olsa onu anlamaya çalışmak benim için bir onurdur.
397 syf.
·Beğendi·9/10 puan
Beklediğimden daha güzel bir eser olduğunu söyleyebilirim. Kahramanımız Joseph Andrews ve sevgilisi Fanny etrafında geçiyor olaylar. Kitap birbirine kavuşmaya çalışan aşıkların başından geçen olayları konu alıyor. Anlatım tarzı olarakta hiciv çok güzel kullanılmış.Romanda çok renkli karakerlerde mevcut. Ben özellikle Rahip Adams'ı çok beğendim.Kafası çok çalışmayan ,dindar ,koca yürekli bir insan. Kesinlikle okumanızı tavsiye ederim .

Yazarın biyografisi

Adı:
Henry Fielding
Unvan:
İngiliz romancı
Doğum:
Sharpham, Birleşik Krallık, 22 Nisan 1707
Ölüm:
Lizbon, Portekiz, 8 Ekim 1754
1707'de Somersetshire'de doğdu. Babası general, kız kardeşi Sarah da kendisi gibi yazardı. Yoksul düşen soylu bir aileden geliyordu. Soylu ailelerin okulu bilinen Eton'da okudu. Sonra'da yunan ve Latin Edebiyatını okumak üzere Leyden'e gitti. Leyden'de okuduğu sırada ailesinin parasal durumu iyice bozulduğundan, Fielding eğitimini yarıda bırakıp, İngiltere'ye dönmek zorunda kaldı. Tiyatroya sansür koyan yasa 1737'de yürürlüğe girdikten sonra, sadece tiyatro oyunu yazarak ailesini geçindiremeyeceğini anlayan Fielding, otuz yaşından sonra başladığı hukuk öğrenimini iki buçuk yılda bitirdi. 1740'da baroya girdi ve on yıl içinde Londra'nın en saygı gören yargıçlarından biri oldu.

Bir yandan yargıç olarak, bir yandan da yazar olarak yoğun çalışmaları, kırkına doğru sağlık durumunun bozulmasına, artık ancak koltuk değnekleriyle yürüyebilecek hale gelmesine neden oldu. Daha sıcak bir iklimde biraz iyileşebileceği umuduyla, 1754 yılında Lizbon'a götürüldü ve iki ay sonra da orada öldü.

Yazar istatistikleri

  • 31 okur beğendi.
  • 204 okur okudu.
  • 8 okur okuyor.
  • 252 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.