Melike profil resmi
Öğretmen
912 okur puanı
02 Tem 2017 tarihinde katıldı.
  • %50 (150/302)
    ·Beğendi
  • Melike paylaştı.
    74 syf.
    ·Beğendi·10/10
    Gregor Samsa, bir sabah kendini böcek olarak bulup hayatımıza girdiğinden bu yana hakkında öyle çok şey yazıldı çizildi ki, görünüşte hacmi küçük olan bu kitap her yıl kütle kütle büyüdü ve üstümüze her okunduğunda başka bir taraftan yığılıyor.

    Kitap, Gregor’un kendini sorgulamadan kabullenişi ile başladığında kendi hayatımıza sorgulamadan yaşadığımız ne varsa dönüp bakmamız gerekiyor. Daha ilk cümlesiyle okurunu derin bir düşünce silsilesine salan Kafka, aslında kontrolsüz bir kontrol kurgulamış kitapta.

    Gregor Samsa’nın hayatının yalnızca bir bölümünden bir kesit sunan kitap aslında durum öyküsü niteliğinde ilerlese de içindeki metaforik ögelerle tam bir olay karmaşası yaşatıyor. Dev bir böcek görünümlü insan, sıkışıp kaldığı bir oda, odadan açılan aydınlık bir pencere, bir resim, sırtına yediği bir elma… tüm bunlar olayı katmanlı bir hale getiriyor ve başlangıçtan sona kadar bize Samsa’daki bu değişimi sorgulatıyor.

    Peki neden?

    Her insan bazı zorunlulukların peşinden gitmeye mecbur bırakıldığı bir toplumun parçası. Sabah kaçta uyanacağımızın kesin belli olmasıyla uyanıyor ve güne başlıyoruz. Toplumun yüklediği rolleri sırtımıza alarak devam ediyoruz. Gitmemiz gereken iş, okul, konuşmaya mecbur olduğumuz insanlar, saygı göstermek zorunda olduklarımız, sorumluluklarımız… sıkıştığımız ne varsa içinde her gün dönüp duruyoruz. Tıpkı Gregor’un odada dönmeye çaba harcaması gibi. Bunaldığımız ve işin içinden çıkılmaz bir hal alan zamanlar ve durumlar da oluyor çoğu kez. İsyan bayrağını çekip yolumuza gitmek istiyoruz ama gittiğimiz yolda bu defa bir başka yapının dayatması olabilir korkusu taşıyoruz. En çok bilinmeyenden korkuyoruz.

    Gregor, ailesinin, çalışmaya mecbur bırakıldığı işinin ve patronunun kölesiydi. Ama mücadele edip oradan kurtulmayı hiç düşünmedi. Bazen çark sen istemesen de seni tıpkı Gregor gibi alışılagelmişin dışına atar. O böceğe dönüştü ve bir anda tüm dayatmalardan kurtuldu, peki tam anlamıyla özgür olabildi mi? Ya da özgürleştiyse eğer neden daha sevimli bir böceğe dönüşmedi, neden uçamadı, neden yaşam şartlarını kendine uyduramadı?

    Bazı durumları sorgulamadan kabullenmek bizleri özgür, rahatlamış ya da aydınlık yapmıyor. Olabilecek tüm şartlar sağlansa da bazen o memnun olmadığımız ne varsa ona görünmeyen zincirlerle bağlıyız. Risk almak istemiyor, korkuyor, ya da çaresizce boyun eğmiş olmaya alışıyoruz. Özgürlüğünün, kendi yolunun peşine düşüp kaybolmaktansa o odada ömrü yettiğince yaşamayı seçen Gregor da o eve böyle görünmeyen zincirlerle bağlı. O zincirlerin adı: sorumluluklar.

    Varlığını kanıtlamak için kaldırılmasına izin vermediği duvarda asılı duran resim, yemekten kaçındığı yiyecekler, direnç gösterdiği bir anda bir elmayla yediği darbe ve bir gün eski Gregor olmaya olan özlemi hep sorumluluklarından. Belki bu yüzden birçok ayağı olan bir böceğe dönüşüyor. Her bir ayak belki onun işleri, yükümlülükleri, mecburiyetleri. Varlığını korumaya çalışsa da giderek daha çok dönüştüğü o böcek olma durumundan kurtulmasının imkanı yok. Ama ne Gregor ne de böcek hali özgürlük.

    Çünkü birinin özgürlüğünün başladığı yerde diğerininki son buluyor.
    Kitaptaki sıklıkla değişen aydınlık, karanlık algısı ya da böceğimizin dev bir böcek olması ama ara ara perspektif açılardan yanılgı yaratması da hep bunlardan ibaret.

    Kitabı bu yıl Balıkesir/Sındırgı da oluşturduğumuz kitap okuma grubumuzda okuduk, üzerine konuştuk. Ben de naçizane söylenenlerden yola çıkarak buraya not düşmek istedim. Şimdilik sadece ilçede okumaya, konuşmaya devam edeceğiz. Kim bilir katılmak, destek olmak isteyen kitap dostları olursa onları da aramıza bekleriz. 

    Keyifle okuyunuz…
  • Melike paylaştı.
    Kolomb'un yumurtası deyimi, ortaya konduktan sonra basit ve kolay görünen bir icadı anlatmak için kullanılır. Rivayete göre Kolomb, kendisine Amerika'nın keşfinin kaçınılmaz olduğunu, büyük bir başarı sayılamayacağını söyleyenlere ders vermek için, bir yumurta getirmiş ve onlardan bu yumurtayı diklemesine masaya yerleştirmelerini istemiş. Bütün denemeler boşa çıktıktan sonra Kolomb, yumurtanın ucunu kırıp düzleştirerek, düşmeden kalmasını sağlamış.
  • Melike paylaştı.
    200 syf.
    ·5 günde·Beğendi·8/10
    ….bak şu hançerin üstüne.
    Üzerinde İtalyanca bir cümle: Entrero in un cuore!
    manası nedir biliyor musun? ‘’Bir kalbe gireceğim!’’ demek
    ve bu senin kalbin. (Sayfa 179)
    bu diyaloğa cevaben https://youtu.be/ZWwtLPtQLHw şunu bırakayım da 179' dan sonra nasıl bir kafayla okuduğum anlaşılsın :D

    artık ciddileşebilirim ;)
    ---------------------------------------------------------------------

    Vildan bipolardır.
    Mualla hislidir, mantıklıdır, haklıdır.
    Muharrir ikisini de kandırmıştır.

    Ne ret, ne kabul: Tereddüt

    Üç ana karakter, roman içinde roman, geniş anlamda metnin merkezini oluşturan diğer bir metin: Çıplakları Giydirmek, Pirandello.

    Karşımıza kendi gibi bir yazar karakteri çıkaran Peyami Safa, yazarın genel geçer yaşantısını, yazdıklarında kendi yaşamının etkisinin fazlaca görüldüğünü, bize ama bilhassa da Mualla’ya hissettirir. Yazar başlı başına bir tereddüt yumağı iken Mualla’nın da ondan altta kalır yanı yoktur. Tüm roman boyunca yer yer yok sayılsa da hiç bahsi açılmasa da bizler biliriz ki Mualla yoksa bile tereddütleri sayfalar arasındaki boşluklarda dolaşmaktadır.

    Safa’nın oldukça iyi bildiği, çevirilerini Fransızca’dan okuduğu bir İtalyan oyunu olan Çıplakları Giydirmek karakterleri, kendi yarattığı tereddütlü karakterlerine güzel bir gömlek olmuştur. İki kitap arasında köprü olan en önemli karakter de kesinlikle Vildan’dır. Vildan kitabı okumuş, yazarın o metinden almak istediklerinin bilincinde olan bir kadındır. Tüm roman boyunca bu kitaptan alıntılar yapar ve sorular sorar. Bir tereddüdün romanı bir bağlamda Vildan’ın anlattıklarıyla Çıplakları Giydirmek adlı oyunu iyi anlayabilmek üzere yazılmıştır.

    Nereden geldiği nereye gittiği belli olmayan, istediği şeyin ne olduğunu kendi bile kestiremeyen bu kadın, yazarın sevgilisi mi, bir yabancı mı, sıradan ya da önemli biri mi? Bizlerin de kafasına böylesi sorularla tereddütler eker ve devam! Çevir sayfaları.
    Vildan duygu değişimlerini iki uçta keskince yaşar. Bipolar bozukluğun izlerini görmeme sebep de bu uç değişikliklerdir. Vildan mutluyken tam mutludur, öyle ki yazar da Vildan’ın bu mutluluğuna bulaşır ancak bu mutluluk, histerik nöbetler eşliğinde kesilir, ağlama krizleri, tikler ve anlamsız bir yığın kelime yığınıyla tekrarlayarak devam eder. Vildan’ın bohem havasına bu çok yakışan özellikler, her konuda tereddüleri olan yazarımızı bu kadına sizce yaklaştırır mı yoksa kaçması için yeterli sebeplere mi dönüşür?

    Her roman, içten dışa doğru ister istemez bir sarmal şeklinde yazılır. Bunda yazarın kasıtlı amacı, duyguları, içgüdüleri ya da roman kahramanlarının tavırları etkilidir. Peyami Safa, Vildan ve Mualla gibi iki karakteri karşımıza koyarken kasıtlı bir takım amaçlar güder. Yaşam içinde aldığımız her karar birer ihtimalin sonucudur. Çeşitli süzgeçlerden geçer ve biz posasından mı yoksa süzekten hızla geçmiş olandan mı yana tercih hakkımızı kullanacağımıza karar veririz. Önü sonu yok, iyi-kötü, doğru ya da yanlış fark etmeksizin bir kararın sonucunu yaşarız.

    Mualla; bu kararlarımızın çekirdek aşamasıdır. Yola çıkmadan önümüze serdiğimiz tüm ihtimallerdir. Üzülmemek için en doğruyu bulmaya, en iyiyi yaşama şansını yakalamaya olan çabamızdır. Çok sıkıntılıdır. Hiçbir kesinliği olmayan şeyler üzerinde kesinlik arar. Yorulur, bunalır. Her şeyi didik didik eder. Başlamadan başlamalı mı yoksa yola çıkmadan bitirmeli mi bilmek ister. Garantici yanımızdır. Riskli işlerimizde yanı başımızdadır.

    Vildan; ilk aşamayı geçirdikten sonra aldığımız sonucun hayatımıza yön verme şeklidir. Yaşadıklarımıza vereceğimiz tüm tepkilerimizi içerir. Mutlu olabiliriz ama bu yetmez çok çok mutlu olmak isteriz. Dibe vurduğumuzda daha kötü nelerin olacağını düşünürüz. İhtimallerimiz artık daha çetrefillidir. Bir kere yola çıkmışızdır, yaşadıklarımız bir silgi ile silinemez, unutulamaz artık. Etkisine odaklanmış ve yeni bir karar vermişizdir. Vildan tüm kararlarımızın dibi boylamış halidir. O artık dönüşü olmayan bir yola sokmuştur tüm kararlarını, düzeltemez, düzelsin istemez.

    Muharrir; adını roman boyunca bilmediğimiz bu adam iki taraf arasında sürekli gelgitler yaşar. Sular durulduğunda hiçbir şey olmamış gibi, olayların akışına bırakılmış halinin sonucunu yaşayan sahile vuracak yanımız, belki enkazımız belki de yeniden dünyaya bağışlanmış olanımızdır. Bir nebze ikinci şansımız, boş vermişliğimizdir.

    Muharririn sakinliği ve dinginliği, Vildan’ın bohem tereddütleri, Mualla’nın mantığına oturmayan, bir roman sayfasından kişi analizi yapma mecburiyetine düşen bu halleri arasında gelgitlerle ilerleriz.

    Bu tereddütlerin bir sonu var mı ki?

    Tereddüt etmeden okuyunuz efendim :)
  • 360 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
  • Melike paylaştı.
    Merhabalar - İyi Temmuzlar- Hayırlı kabotajlar daha tamamlanmadan. Haziran ayını da Konfüçyüs’la geçiştirdik teoride normalleşirken. Beklediğimden daha çok öykü geldi itiraf etmek gerekirse, okudum ama yorumlamadım bu kez. Olumlu olumsuz tepkiler geliyor çünkü. Bana gelince yine yaz(a)madım, hatta son dakikada Osman’ın attığı bir pası da gole çeviremeden bitti hemen ay, 30 çekiyor ne de olsa.

    Neyse ki Temmuz ‘da 31 koca gün var, ilkini böyle kaynatsak da diğerlerini tepe tepe kullanabilirsiniz hikaye yazmak için. Peki yeni konsept ne, daha ne kadar zorlayacaksın ya da niye artık anket yapmıyoruz diyenleri duyar gibiyim. Bu etkinliklerin antagonisti olarak genellikle böyle sorulara kulak asmadan kendi yoluma bakıyorum bildiğiniz gibi. Bu kez de öyle yapacağım, çünkü yine aklıma aşırı salak bir fikir geldi. Başarıya ulaşacağımdan eminim bu ay da zorlama konusunda.

    Hatırlarsınız Mayıs’da 2018’e el sallamıştık bazıları için resim bazıları için fotoğraf etkinliğiyle. Daha eskiyi hatırlayan varsa tablo etkinliğinden sonra bir de müzikal bir etkinlik yapmıştık 2018 yazında. Şimdi de o etkinlik için bir -nasıl diyorlar-“ homage“ yapacağız. Ama biraz değişik olacak bu kez. O etkinlikte 11 enstrümantal şarkı seçmiştim sizler için ve hissettikleri hakkında öykü/deneme vari bir şeyler yazmanızı istemiştim. İsteyenler için link burada (#30883350) Şansa hala duruyor şarkılar.

    O zaman sözlerden etkilenmemeniz çin bu şarkıları seçmiştim ama şimdi istediğiniz gibi kullanabilirsiniz sözleri de. İster şarkının çağrıştırdıkları ile ilgili isterseniz de hislerinizle ilgili bir şeyler yazın. Ya da sadece sözlerden gidin fark etmez. Hepsine varım. Her zaman olduğu gibi site kuralları dışında bir sınırımız yok. İsteyenlerin hikayelerini isimsiz olarak yayınlayabilirim. Öykülerinizi etkinlik linkinin (#77872571) altında paylaşabilirsiniz.

    İşte o şarkılar, öyküyü yazarken linkini de yapıştırırsanız iyi olur.

    1. https://www.youtube.com/watch?v=DaGSxdR4C0k
    2. https://www.youtube.com/watch?v=mKm1lxSEsB83.
    3. https://www.youtube.com/watch?v=zFM9Jq31UEY
    4. https://www.youtube.com/watch?v=a8pAKr_zbOM
    5. https://www.youtube.com/watch?v=eNlQylgp9L4
    6. https://www.youtube.com/watch?v=XTNWD9FeZ20
    7. https://www.youtube.com/watch?v=uGxqtWuUEt8
    8. https://www.youtube.com/watch?v=YdW6n8Leznc
    9. https://www.youtube.com/watch?v=bH8rp6u40Ak
    10. https://www.youtube.com/watch?v=r1ZKY5QIrPA
    11. https://www.youtube.com/watch?v=ZjmKBEnpzzc

    Ve spotify listesi:
    https://open.spotify.com/...1nPly6Rlans3bzFwl_uQ

    Şimdiden Allah kolaylık versin
  • Melike paylaştı.
    İlgili söz/ ''Mutluluk bir varış değil, bir yolculuktur. Pek çokları mutluluğu insandan daha yüksekte ararlar, bazıları da daha alçakta. Oysa mutluluk insanin boyu hizasındadır.''

    Yolların kendiliğinden aktığı zamanlarda yaşadı. Dar geçitlerden, merdivenlerden oluşan labirentlerin arasından geçti. Sıkışıp kaldığı labirentten kurtulmak için dolanıp duruyordu sonu ve başı aynı olan yollarda. O anda bir fare olmadığına üzüldü. Sonra canını aldığı her bir fare için dua niyetine sigara tüttürdü.
    Zihnin tasavvur edemeyeceği kadar çok zaman geçmişti. Az uz yol almadı. Geniş merdivenleri olan bir bölümdeydi şimdi. Kim yapar bu kadar merdiveni diye düşündü. Kim ister sınırları belli olmayan düzen(siz)in parçası olmayı? Merdivenlerden tiksindiğini hatırladı. Sevmediği her şeyle çepeçevre sarılmış olmasına alışkındı. Bu merdivenlerin de onlardan bir farkı yoktu işte. İlk ne zaman merdivenleri keşfettiğini ya da tiksindiğini düşündü, bazı keşifler tiksindirici olabilir. Çocukluğuna açtı zihnini, kaç yaşında olduğunu hatırlamıyordu. İğrenç merdivenle burun buruna kaldığı yerdeydi yeniden. Daha ne olduğunu anlayamadan yuvarlanmıştı. İnmek için ayaklarını değil de kafasını kullanan oydu. Canının ne kadar yandığını düşünmedi -acının anlamsız hali- bir yol ayrımına daha geldiğinde, aklında sadece insan beyninin ‘’merdivenlerin insanlar üzerindeki etkileri’’ olan bir lobunun olduğunu düşündü.
    Ve bir ses duydu…
    Bir insan! Yanılmıyordu kendi gibi bir insan vardı. Bu labirentte dönüp dururken kendi gibi bir insana rastlayacağı hiç aklına gelmemişti. Hızlandı bir an önce o insana kavuşmak istedi. Uzansa sarılabileceği kadar yaklaştı ona. Adam bir kapının önünde durmuş, kurtuluş için, özgürlük için, mutluluk için! diye bağırıyordu. Özgürlük, demek ki her zaman kuşlar koymuyordu bu kelimeyi aklımıza. Bu insanı sevmişti. Buradan kurtuluşu bu adamdı. Kurtulmak, özgürlüktü, mutluluktu. Adamın önünde durduğu kapıya yöneldi. Sertçe davrandı kapıya, derken adam kavradı ellerini:
    ‘’Geçmişten gelen geçiyor o kapıdan, gelecek için şu merdivenleri çıkacaksınız.’’ Yan tarafta ucu bucağı olmayan merdivenleri göstererek konuşmuştu. ‘’Ya geçmişe gitmek istersem?’’dedi o anda günlerdir konuşmadığını fark ederek. Günlerdir içinin sadece içine açıldığını hatırladı.
    ‘’Ya geçmişe gitmek istersem?’’
    ‘’O yok, geçmiş olsun’’ dedi adam. Kapı ancak içerden açılabilir.
    Anlayamamanın anlamsız geldiği anlara daldı. Kızdı. Mutluluğu gelecekte arayan gafil insanlara öfkesini kusmak istedi. Bugünde kaybolan birisi olduğu için lanetler yağdırdı. O kapı olmak istedi bir insan olacağına. Anlayamadı kapıdaki adamı, labirenti, kendini, kapının içerden açılmasının ne anlama geldiğini. Geçmiş delisi, bugün mutsuzu, gelecek kaçağı bir insana dönüştü öylece…
  • Melike paylaştı.
    175 syf.
    ·3 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Bugün bir kez daha insanlığın bir yere gitmediğini görmek için toplanmış bulunuyoruz.

    Cık eki; sevgi, şefkat ve acıma anlamı katar diye öğrendik , Türkçe dersinde. Biz, Makar ve Varvara arasında gidip gelen bu mektuplarda daha çok acıma kısmını okuduk.

    Tüm bu mektuplaşmalar, bize panaromik bir Petersburg gezisi yaptırıyor. Ama bu panaromik gezi, asla gözümüzü boyayacak yerler değil. Mesela az önce çöplüklerinden birinde kedilerden daha çok insanların dolaştığını hissettirdi, parası çıkışmadığı için aşağılanan bir insanın yığılıp kaldığı caddeler var. Bir arka sokakta mesela Akakiy Akakiyeviç gibi yamalı paltosu sırtında memurlar geçiyor. Yani açlık, sefalet ve beraberinde gelen çaresizlik hat safhada. Bunları yaşayan sefaletle içli dışlı bu insanların hissettiği duygu ne peki ? UTANÇ

    Dostoyevski, çizdiği bu karakterlerin üzerinden aslında onları ötekileştiren insanları acınası görüyor ve onları utandırmak istiyor. Bu sebeple mektupları okurken bize yansıtılan duyguların bunlar olduğunu anlıyor ama bizim yaşamamız gereken duygular olduğunu anlamakta güçlük çekiyoruz. Oldukça ses getiren, devrine göre bambaşka bir pencereyi açıp "Heyyyy, burada bunlar var!" diye bağıran bu adama kulak kabartanlar da yalnızca kahramanlara acımış ama dönüp biz ne yapıyoruz dememişlerdir.

    Yazıldığı dönemin önemli bir toplumsal eseri olan bu kıymetli roman aslında kendinden önceki ve sonraki dönemin de önemli bir önizlemesi. Evrensel bir olgu çünkü açlık, yoksulluk. Bakınız günümüz verileri bugünün geleceğinin de pek parlak olmayacağını gözler önüne seriyor.

    Gariptir ki tarihe dönüp baktığımzda Rusya’nın karanlık dönemlerini hatırlamamak içten bile değil. Ama ne yazık ki bu karanlık geçmişten utanmak şöyle dursun daha da ilerleyerek görünmez bir el olan diğer dünya devletlerinin yapmış olduğu gibi, yaşamın kalitesini hiç ederek, açlık, sefalet, salgın hastalıklar ya da bilinmeyen yok oluşlar olarak yıkımlarına devam ediyor.

    Her neyse kitaptan çok sapmadan, Dostoyevski’nin alt tebaa (tabi kime göre alt tartışılır) nın hakkını ödemek adına yaptığı bu güzel atılım döneme damgasını vurup Dostoyevski’nin yüzünü güldürse de bu şekilde yaşayan insanların karnını doyurmaya yetmediğini sanıyorum.

    Dil becerisini, derin gözlem gücünü çok iyi kullanan ve hayatımıza ilerleyen zamanlarda Suç ve Ceza gibi büyük bir psikolojik kriz bırakacak olan yayın hayatına bu kitapla yeni başlamış yazarın da kalemindeki keskinliğini sayfa 89'da Pokrovski’nin babasının acısından anlıyoruz. İnsancıklar'ı gözümüzde ölümsüz kılan acının olabilecek en somut tasvirinin yer aldığı bu satırlar gerçek ama aynı zamanda gerçeküstü bir yansıma.

    Kitabı İletişim yayınlarından okudum. Kapağında Edward Munch’ın “Kıskançlık” çizimlerinden biri var. Ben Çığlık’ı görmeyi tercih ederdim. Makar’ın kitap boyunca kendi varlığını ispatlamak için kopardığı çığlıkları, Varvara’nın umursamaz tavrına karşı çok daha tamamlayıcı olabilirdi.

    Dostoyevski’nin Gogol’den çok etkilendiğini bilmeyen kalmadı artık diyerek okumayana Palto
    Knut Hamsun’in Açlık
    Ve en sonda ilkel ve modern olanı düşündüren Göğü Delen Adamı okunması için şöyle bırakıyorum.

    :)
  • 122 syf.
    ·29 günde·Beğendi·Puan vermedi
Öğretmen
912 okur puanı
02 Tem 2017 tarihinde katıldı.
2020
15/50
30%
15 kitap
3.668 sayfa
6 inceleme
43 alıntı
4 günde 1 kitap okumalı.
En çok okuyanlar'da 4998. sırada.

Şu anda okudukları 2 kitap

  • Momo
  • Hikaye Anlatma Sanatı

Okuduğu kitaplar 283 kitap

  • Felsefenin Kısa Tarihi
  • Dört Anlaşma
  • Körlük
  • Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca
  • Vicdan Sızlar
  • Sineklerin Tanrısı
  • Düşünsene Hızır Bendim
  • Denizin Kanı
  • Kendine İyi Bak
  • Serenad

Okuyacağı kitaplar 41 kitap

  • Çankaya
  • Zeytindağı
  • Kambur
  • Dünün Dünyası
  • Gazi Paşa
  • Bilgelik Kitabı
  • Boncuk Oyunu
  • Karısını Şapka Sanan Adam
  • İçimizdeki Şeytan
  • Lolita

Kütüphanesindekiler 115 kitap

  • Felsefenin Kısa Tarihi
  • Dört Anlaşma
  • Körlük
  • Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca
  • Vicdan Sızlar
  • Düşünsene Hızır Bendim
  • İnsan Neyle Yaşar?
  • Kendine İyi Bak
  • Serenad
  • Başlarken Yalnızsın, Bitirdiğinde Daha da Yalnız

Beğendiği kitaplar 164 kitap

  • Momo
  • Felsefenin Kısa Tarihi
  • Dört Anlaşma
  • Körlük
  • Filler Sultanı ile Kırmızı Sakallı Topal Karınca
  • Vicdan Sızlar
  • Sineklerin Tanrısı
  • Düşünsene Hızır Bendim
  • İnsan Neyle Yaşar?
  • Serenad

Beğendiği yazarlar 16 kitap

  • Hasan Ali Toptaş
  • Bülent Ayyıldız
  • Sabahattin Ali
  • Sam Savage
  • Ayla Çınaroğlu
  • Akif Hasan Kaya
  • Ayfer Tunç
  • Necip Tosun
  • Sara Şahinkanat
  • Feridun Oral