Size esir bir balığın hikayesini anlatacağım. Delirdiğimi düşüneceksiniz ya da bir masal uydurduğumu. Oysa hepsi gerçekten yaşandı. Başlangıçta neyi anlatacağımı söylemek içimi biraz rahatlattı artık başlayabilirim.
Esir balık denizlerde yaşamıyordu. Bilirsiniz denizde yaşasa zaten esir olmazdı. Belki esaret zihnimizdedir dersiniz diye bunu da önceden açıklamak istedim. Esir balık benim salonumdaki akvaryumun içinde benimle yaşarken ve nereye gitsem oraya gelirken de esir değildi. Yani ben öyle düşünüyordum çünkü geziyordu, görüyordu, gittiğim yerlerin suyundan akvaryumuna koyduğumda onun için yepyeni bir dünya kurulmuş oluyordu. Mutlu olup olmadığı üzerine derin düşüncelere dalmama gerek yoktu zira kendisi koca bir akvaryum içinde tek başına yaşarken gayet atletik ve mutlu görünüyordu. Özgürdü. Özgürdük.
Her şey özgürlüğümüze çok düşkün bir halde yaşarken çok güzeldi. Sonra bir şey oldu ne olduğunu bilmiyorum. Balığım özgürlükten sıkıldı, insanlar bazen özgürlüklerinden sıkılabilirdi ama bir hayvanın bunu yaşaması biraz garibime gitti. Bunu nasıl fark ettiğimi merak edersiniz tabii siz, anlatayım:
Bir gün işten gelmiş, aceleyle üstümü değiştirip akşam yemeği için dışarı çıkmaya hazırlanıyordum. Böyle durumlarda ben genelde ne giyeceğime odaklanırım ama aceleyle eve gelirken balığımı beslemeyi düşünerek girdim eve. Bu düşüncemin dışında her şey olağan seyrinde ilerliyordu. Hep yaptığım gibi onunla konuşmaya başladım. Bir yandan konuşup günü anlatıyor, dışarı çıkacağımdan falan bahsediyordum. Sonra sesim bir anda kesildi. Onun akvaryumda olmadığını fark ettim. Bir kaplumbağa olsa dışarı çıkması olağandı. Bir kuş olsa kafesinden çıkması olağan, bir kedi veya köpek olsa bir yerlere saklanıp bana trip atması da olağandı ama o bir balıktı ve bir balık nereye gidebilirdi