Melike

Kara balık, kara renkli bir balık bile değildi
8/10
·
Beğendi
Hayatın 40 sayfaya sığdırılmış, sığ görünen konuştukça açılan bir kitap. Bir çcuk kitabı olarak değerlendirilse de alt metnin hayatı erteleyenleri, sorgulayanları etkileyecek türde olduğunu söylemek mümkün. Bu yıl liseli gençlerle yürüttüğüm kitap okuma grubumda okundu ve üzerine çok şey konuşuldu. Ben de uzun zamandır yazmadığım incelemelerimle bu sayede yeniden dönüş yaptım. Bu incelemem kendi bakış açımı gençlerin yorumlarıyla sentezlediğim olabildiğince genişletilmiş bir hayat okuması olacak umarım yerini bulur :) Bir küçük balığın derinliğini bilemediğimiz ancak deniz ve okyanuslara ulaşma arzusu besleyecek kadar küçük olan dünyasından bilmediği ama meraktan da yerinde duramadığı bir yolculuğu ile başlar. Kara balık yolculuk niyetini açık ettiğinde karşımıza (sayfa 14 diyalogları) hayatın içinde de benzer prototipe sahip insanların olduğu sayfalardaki balıkların diyalogları çıkmakta. Arzu edilen herhangi bir şey karşısında manipülatif olanlar, aşırı korumacılar, fazla fedakarlar, değersizleştirenler, konfor düşkünleri... bu listenin en altlarında cesaretin hayalini kuranlar ama cesur olamayanların kısık sesleri olsa da listenin başındaki bu insanların karşı koyuşları nedeniyle konuşmazlar konuşsalar da içlerinde bir karşı koyuşla mücadele başlar ki bunu yalnızca onlar bilirler. Biz de işte burada yadığım tiplerin seslerini duyarız kitapta da cesaretlendirenleri duyamayız. Göl, gölet, dere ya da her neyse buradan koşulsuzca hazırlıksız ve belki düşüncesizce çıkılan bu yolculuk yol boyunca gelişigüzel anlatılmış olsa da hayatın sürprizlerini, getirdiklerinin kucak dolusu çiçekler olsa da dikenleriyle de baş etme çabasının cesaret gereği olduğunu vurgular. Baskıcı bir toplumun baskın karakterleri içinde olmaz denileni yapacak cesareti bulan ama henüz onu
İnsan ve Hayat
Küçük Kara BalıkSamed Behrengi · Genç Destek Yayınları · 201836,8bin okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
10/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2020 36. kitabı
·
20 günde okudu
·
Okunma: 02 Aralık 2020 09:57
Biri çıkıp daha başarılı çocuklar için sadece konuşmanın yeterli olduğunu söylese ona nasıl bakarsın? Bütün bu okul, eğitim, daha iyi olsun diye antrenmanlar, kurslar vs. koşturduğun çocukla sadece ‘’gerçek’’ bir konuşma yapsan daha iyi olacağını söyleyen bir kitapla karşınızdayım Kitabı okurken, okuyan arkadaşlarımdan birisi şöyle bir mesaj attı: Bu kitabı borcam gibi her ev gezmesine götürmeli. Lütfen hediye borcamların yerini alması temennisiyle okuyalım :D Pediatri profesörü tarafından bir dizi araştırma sonuçlarından oluşuyor kitap. Akıcı, anlaşılır ve oldukça ilgi çekici ilerliyor. Özellikle beynin dil konusundaki yapısı üzerine can alıcı noktalardan bahsettiği kesin. Doktor doğuştan duyma problemi olan çocuklar üzerine araştırmalar yaparken kitaba adını veren projeyi başlatıyor ve diyor ki çevremiz sağlıklı ama yetersiz çevre koşullarında yetişen çocuklar için de duyma problemi olan çocuklardaki durumlara benzer etkiler gösteriyor. Demek ki neymiş tekrardan tekrarlayalım "engel bizim zihnimizdeymiş!" Proje kitabın adı ile aynı ve 3 temel ilkeye dayanıyor. Kavra, konuş, karşılıklı yap. Yani farkında ol, fark ettiğini hissettir, muhatap al ve dönüt ver. Yine bir aydınlanma yaşamıyor musun sen de bu üç ilkeyi sadece başlık başlık okuduğunda. Toplumda sorunlu, aykırı, dışlanmış insan tiplerinin temellerinin dayandığı çocukluklara dönmemiz için artık pek hipnoza gerek kalmadı. Herkes biliyor ki çocukluk bağlayıcı. Peki hiç travmatik olmayan, hatta parlak sayılabilecek çocukluk geçirenler neden bir anda alt üst olmuş hayatlar yaşıyor. Gerçek bir iletişim, çocukluktan başlıyor. Hatta bebeklikten, hatta belki çocuk yapmaya karar verdiğin andan itibaren konuşmaya başlamandan. ☺ Dünyaya gelen bireylerin tamamının sorumluluğunu üstünde hisseden bir doktor sadece
Otuz Milyon KelimeDana Suskind · Buzdağı Yayınevi · 20205,3bin okunma
‘’Ne ölülerin ne sağların arasında, ne sağ ne ölüyüm.’’ (sayfa 32)
10/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2020 33. kitabı
·
34 saatte okudu
·
Okunma: 16 Kasım 2020 00:16
Bir terazi düşünelim. Dengesi bizim hangi kefeye ne kadar ağırlık koyduğumuzla orantılı olarak yer değiştirip duracaktır. Hayatta bazen öyle şeyler olur, terazinin hep tek kefesi dolar o anı yaşadığın zamanları hatırla, başkaldırını, isyanını işte Antigone o isyancıdır. Bazen en olmaz dediğinde dengeni bozan senin dışında gerçekleşen kontrol etmenin hiç de imkanı olmayacağı ama çılgınca kontrol etmek, düzeltmek istediğin o anlara dön, işte Antigone oradaki çaresizlik, o çaresizliğe karşı boşuna çırpınıp durandır. Antigone, lanetli Oidipus’un dünyaya hem kardeş, hem evlat olarak gözünü açmış kızıdır. Oidipus’un laneti, sürgünü, ölümü derken bu kızın öyküsüyle kader bir kez daha sorgulanmak üzere karşımızda. Hatırlayalım, Oidipus kaderine karşı nasıl bir yol izledi ya da kader Oidipus için nasıl çevirdi çarkını? #91083193 #91243851 Dünyanın herhangi bir zaman diliminde hep çok konuşulacak kader konusu. Tamamına hakim olunamayacak hayatlarımız için yaşanan her felaket hak mı adalet mi diye tekrar yoklatacak terazinin kefelerini. Antigone yoklanıp duran bu terazinin kefelerini dengeye getirmeye çalışandır. ‘’Aklı başında insanlar değer verse de bu yaptığıma, kocam ya da çocuklarım ölseydi, devleti karşıma alarak böyle bir yükün altına girmezdim. Hangisiydi bana bunu yaptıran yasa? Kocam ölse yeniden evlenirim, çocuklarımı yitirsem yaparım yenilerini. Fakat annemle babam çoktan öldüğüne göre, mümkün değil yeni bir kardeş edinmem.’’ (sayfa-36) Tüm yasaları, adaleti sorgular Antigone ve sonunda bir karar verir. Canı pahasına da olsa asıl olandan doğrudan şaşmayarak tüm korkuları hiçe sayarak verir kararını. Antigone tüm ayrışmalara, tüm karmaşaya sessizce başkaldıran, kaderini yeniden yazmaya cesareti olandır. Güç,
AntigoneSophokles · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20226,3bin okunma
İyi demek kötü demek; kötü demek iyi demek
Puan vermedi·112 syf.··
Beğendi
·
2020 32. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 10 Kasım 2020 13:55
2. kitapla kaderi sorgulamaya devam edelim. Oidipus’un, bilmeden işlediği günahın acılarını çekerek bu dünyadaki yaşamını doldurmaya çalışır. Birçok dini imgeye sahip kitap Yunanlıların dini anlayışlarını en iyi yansıtan tragedya olarak bildirilmiş. İnsanoğlu her şeye bir anlam yükleme çabasına düştüğü ilk andan itibaren doğa olaylarını kontrol edemediği için onlara tanrısal imgeler sunmuşlardır. Zamanla o olaydan yola çıkaran isimler edinen tanrılar da varlıklarını insanlara böyle olaylarla kanıtlamıştır. Bakıldığında korkunun ve bağışlanma dilemenin, güven ve teslim olmaktan çok daha fazla öne çıktığını görürüz. Çünkü o zaman esen rüzgar rüzgar değil, çıkan fırtına da fırtına gibi değildir. Doğa ne kadar çok tahrip olursa insan da o kadar büyük günahlar işlediğini düşünür ve bağışlanmayı diler, çile çeker. İlk kitapta öğrendiği andan itibaren çilesi bitmeyen ve sürgün edilen Oidipus cezasının bitmesi için tanrılara yakararak Kolonos’a kadar gelir. Yazgısının ünü herkesçe bilinen Oidipus, aç kalmış sefalet çekmiş, yollar aşmıştır. Oğulları yüz çevirmiş, taht mücadelesine düşmüştür. Kendinden başka herkesin başka mücadeleler içinde olması, böylesi yok sayılması Oidipus’u yaralar. Nihayet Kolonos’ a geldiğinde burada eumenidesler tarafından korunacağı bilgisi Apollon tarafından gönderilir. Eumenidesler iyi, saygın, alçakgönüllü anlamındadır. Peki buradan nihayet Oidipus’un korunacağı bilgisini çıkarmak mümkün olur mu? Yaşamı devam ettikçe kendini ağırlayan topraklar savaşa uğramayacak olan ve yine bir şekilde ödüle kavuşan Oidipus (buradaki ödül onu ağırlayanlara da verilmiş olur) bu defa kendini götürmek isteyenler arasında kutsallaşır. Lanetler edilerek Thebai’den atılan Oidipus şimdi Thebai’ye dönsün diye ayağına kadar gelinen biri olmuştur. Hırs, güç ve
Oidipus Kolonos’taSophokles · İş Bankası Kültür Yayınları · 20162,177 okunma
-Okulsuzlaştıramadıklarımızdanmısınız-
7/10
·136 syf.··
Beğendi
·
2020 31. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 06 Kasım 2020 22:41
Bir ödev sebebi ile böyle bir kitabı okuyor olmak, durumu ironik hale getirse de eğitim gerçekten aptallaştırıyor olabilir mi? Mendel'in bezelyeleri diye başlamıştım Sofie’nin Dünyası’na. #86878659 Bezelyeler büyüdü büyüdü ve şu an hala bizleri derin tartışmalara atacak iki önemli ismi kucağımıza bıraktı: Sokrates ve Platon. Eğitim anlayışları çağlar boyunca devam etmekte, birinin kolundan tutan diğerinin bacağına yapışmakta vs. Kim bu adamlar? Sokrates, kendisi Platon’un da aynı zamanda hocası (bu kısım önemli ) soru sorarak bilgiye ulaşabileceğimizi söyler. Ne kadar eleştirel düşünme becerisi geliştirir ve soru sorarsak öğrenme o kadar kalıcı olur. Genellikle toplum içinde bile bolca soru soran bir adam olarak bilinen Sokrates’in sonu da işte bu soru sorma durumuyla ilgili. Platon, Sokrates’in öğrencisi. Aslında hocasının yolundan gitmesini beklemek kadar akla uygun bir durum yok gibi görünse de o yolun belli kısmından sonra ayrılır. Bunda Sokrates’in idamına şahit olması durumu ağırlıkta olabilir. Sokrates ne kadar soru sorun dese de Platon soru sorma ayrıcalığının toplumun belli kesimine verilmesi yönünde bir yön çizer. (hocasının yolundan gitmeyecek kadar sorgulamayı öğrenmesi de Sokrates’in başarısı değil mi?) ‘’eğitim toplum için midir, yoksa devlet için mi?’’ Sanattan öne başlayan bir tartışmadan bahsetmek doğru olur bu noktada. Sokrates’in idamından çok fazla etkilenmiş olan Platon yönetim kademesinin seçiminde çok hassas davranılması gerektiğini, eğitimi alacakların onlar olduğunu geri kalan halkın da yönetenler tarafından verilen bilgilerle yetinmesi gerektiğini söyler. Öyle ki yöneten kesim gerekli görürse yalanlara bile başvurabilir. Çünkü halka her şeyin söylenmesi anlamsızdır. Yani sorgulayıcı halden, aktarma ve aşılama
Aptallaştıran EğitimJohn Taylor Gatto · Pedagoji Yayınları · 2018422 okunma