pirinç ayaklıklı sınır çizgisini geçerek çocukluk ve gençliğinde oturduğu masaya oturacak, o zaman aynı kalemler, cetvel, silgi ve
kitaplarla nasıl çalışıyorsa taklit edecek ve oturduğu yerden müzeseverlere "Değerli ziyaretçiler, işte burada böyle matematik çalışırdım efendim," diye seslenecekti. Tıpkı başkahramanını Kemal gibi insanın rehberi olduğu bir müzenin aynı zamanda bir eşyası olmasının zevklerini ya da
insanın yaşamış olduğu bir hayatı, yıllar sonra, bütün eşyalarıyla, bir müzede başkalarına anlatmasının heyecanını ilk böyle hissettim.