Fatma İpek

Beni kovalamaca oyunumun ortasından aldılar ve okul kabusuna sürüklediler. Kendimi yalnız hissettim ve garip. Aslından uzak kalmanın hüznüne gark oldum. Sessizlikten sonraki insandım. O günden sonra ve her defasında, benim yerimi alıp okul yollarına düşen şey can sıkıntısı oldu.
Sayfa 76 - Alfa yayınları·Kitabı okudu
Reklam
Masanın üzerindeki sopa, onun ahlakının uzantısıydı. Sopasız, eksik görünürdü. Sopası her zaman yanındaydı. Varlığı ebediydi.
Sayfa 70 - Alfa yayınları·Kitabı okudu
Benim yerim öğretmenin yakınındaydı. Masasının arkasında oturuyordum. Konuşuyordu. Bedeni, konuşmasını hükümsüz kılıyordu. Hayalleri olmayan bir insandı. Ağustosböceğini anlamadığı, hatmi çiçeğini tanımadığı ve masal bilmediği aşikardı. Hiçbir zaman bir rüzgargülüne sahip olmadığı söyleyebilirdi. Onun karşısında hayallerim buruşurdu. Sınıfa girdiğinde hayallerimizin zirvesinden düşüp yere çakılırdı. Bedenimize geri dönerdik. Tüylerimiz dökülürdü. Sanki tepetakla olurduk.
Sayfa 70 - Alfa yayınları·Kitabı okudu
İlkokulun ilk yılıydı. Sınıf büyüktü: Beş kapılı bir oda. Aydınlıktı. Güneş alıyordu. Dışarıda sonbahar vardı. Elimiz sonbahara uzanmıyordu. Sınıfın dışındaki ihtişam bize yasaktı. Başlarımız kitaplarımıza eğilmişti. Öğretmen soru sormuştu. Sonra şöyle dedi: Sırayla. Başımızı kaldıramazdık. Güneşi seyretmek, kuralları çiğnemek anlamına geliyordu. Bahçedeki köşkü izlemek de suçtu, notumuz düşerdi.
Sayfa 69 - Alfa yayınları·Kitabı okudu
Yunan psikiyatrist Pierrakos, insan vücudundan yansıyan enerji halelerinin (aura) fotoğrafını çekti. Gördüğü halenin rengi maviydi. Avusturyalı Reichenbach, bedenin etrafını aydınlatan havanın renginin,, insanın hal,, meşrebi ve karakteriyle ilişkisi olduğunu düşünür. Düşünce insanlarının halesi altın sarısıdır. Kötülük ederken, parlak koyu yeşil rengini alır. Aşık olunca mavi olur.
Sayfa 63 - Alfa yayınları·Kitabı okudu
Reklam