İnsan bildiği ya da bildiğini sandığı bir dilde yazılmış birçok kitabı da anlamayabilir, öyle değil mi? Yani şunu demek istiyorum... (Ne yapacağını, ne söyleyeceğini şaşırmış gibiydi. Kızarıp bozarıyor, özür üstüne özür diliyordu; ve ben, ne söylediklerini, ne de niçin özür dilediğini anlıyordum.) Demek istediğim şu, insan, çok basit şeylere bile, nasıl söyleyeyim, ilgi duymuyorsa ya da o konuları sevmiyorsa, ne diye anlamaya çaba göstersin ?
Dayanırsan, dayatmasını bilirsen, ama nasıl olsa dayanacaksın, insanoğlusun, kendin söyledin, insanoğlu, düşün bir, kimler nelere dayanmadı, dayanacaksın ve yeni bir kişilik yaratacaksın.
Nasıl? diye sordu bir ses.
Kendine bir iş edinerek, diye cevap verdi bir başka ses.
Çünkü kafam, burda ilk uyandığımda; burda, ilk kez kendimi bu insanların arasında bulduğumda, bomboştu.
İçim bomboştu. Yani gövde de bomboştu.
Başkalarının öğrettiği, ezberlediğim, anlamlarını bilmediğim sözcüklerle konuşur gibiydim.
Çünkü anlamak bir ortak dil gerektirir.
Ortak dil ise,
ortak yaşam/ ortak bilgi/ ortak birikim/ ortak düş
kimi yerde, ortak düşüş demektir.
Ortak değilse bile, yakın/ benzer/ gibi.
Ama diyebilirsin ki, bana yabancı olanı arıyorum ben.
Öyleyse yolun açık olsun.
Ama gene de,
bu kitabı okurken elinin altında, büyük gezginlerin sözlükleri, andaçları bulunsun, derim.