Gün sandığımdan hızlı geçmişti. Belki de aklım başka yerdeydi, kim bilir. Ders bitmişti. Küçük adımlarla, bale pabuçlarının sürtünme sesi, sohbetler ve gülüşmeler eşliğinde saatler akıp gitmişti.
Ekin her zamanki gibi sınıf kapısında belirdi. Bade, onu görür görmez " Abi!" iiii'yi uzatarak hiç bitmeyen çocuksu heyecanla el salladı.
Ekin, Bade'nin çantasını taşımayı kendine görev edinmişti. “Biraz acele eder misin? Bugün de senin yüzünden antrenmana geç kalmak istemiyorum,” dedi. Bade, “Tamam, hemen geliyorum,” deyip çantasını toplamaya gitti.
Ekin, kardeşini beklerken bir yandan da sınıfı gözlüyordu. Daha dokuz , on yaşlarındaydı ama bir abi olarak görevlerinin bilincindeydi.
Bade, arkadaşlarının yanına geldiğinde abisinin uyarısını çoktan unutmuştu bile. Kabarık eteğini iki yandan tutup yanındaki Laçin'e, “Bugün prenses gibi hissediyorum,” dedi.
Laçin ellerini beline koydu. “Sen sadece bugün mü? Babam bana her gün ‘prensesim’ diyor,” dedi.
Bade kapıdaki abisine bakarak, “Abi, bana her gün ‘prensesim’ diyecek misin?” dedi. Bu bir rica değildi tabii ki... Ekin anında tehditin farkına vardığı gibi gözlerini devirip başını sallaması bir oldu.
Onlara gülerken başımı iki yana salladım. Dönüp çantamı alacakken, Bade seslendi: “Öğretmenim, bugün çok siyah olmuşsunuz.”
Hemen yanında saçlarını fiyonkla tutturmaya çalışan Derin başını kaldırdı: “Bence çok güzel. Annem der ki, siyah asil gösterir.”
Bade kaşlarını kaldırdı: “Bence yeşil daha çok yakışıyor.”
Konu uzayacak gibiydi. “Tamam kızlar, renklerle derdimiz yok, öyle değil mi?” dedim. “Her sabah hangi renk bize göz kırparsa, biz de onu giyeriz.” Göz kırptım. Başlarını birbirlerine eğip kıkırdayarak uzaklaştılar.
Göz ucuyla saate baktım. Bugünkü görevimi tamamlamaya kararlıydım. Hemen akşam olsun istiyordum. Çünkü