"Çağır bütün gezginlerini yeryüzünün
Bulabilecekler mi yüzünün gizemli
Toprağında papatyaları, kardelenleri
Yer altı sularını, nehirleri, gölleri
Çıkarabilecekler mi gözlerinden, gözlerin
Sonsuzluğa dönüştürürken denizleri"
Günlerdir her uyuduğumda kabuslar görüyordum. Uyumadığım anlarda ise stresten, korkudan kendimi iyi hissetmiyordum. Çok düşünmüştüm ve artık şuna emindim; sonuç her ne olursa olsun Allah babam için, bizim için en güzelini nasip edecekti. İşte o gün neredeyse gelmişti;yarın. Siz hiç bir günü bu kadar yakın ve bu kadar uzak hissettiniz mi? Evet, çok yakın ve çok uzak bir gündü; yarındı. Stresten uyuyamıyordum. Doğru, her şeyi kabullenmiştim ondan gelen ve gelecek olan. Ama bu kabulleniş, çok zor bir kabullenişti. Uyuduğum an kabuslar görecek gibi hissediyordum yine. Bir süre dua ettim. Daha sonra telefonu aldım. Şiirleri severim. Şiir okumaya başladım. Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın daha önce tanışmamış olduğum ve tanışınca kalbimin en güzel yerinde kendisine yer verdiğim şiirinden şu iki mısra ile karşılaştım: "Allah ne kadar büyüktür. Kuşlar gönderir dallarımıza." Suda boğulurken tutunacak bir şey bulmuşum gibi hissediyordum. Telefonu bıraktım, gözlerimi kapattım. Bu iki cümleye tutundum, içimden sürekli tekrar ediyordum; uyuyakalmışım. Yarın olmuştu nihayet ya da gözlerimi açıp kapatmışım gibi. Babamın sonucu çıkmıştı, ilaçlar işe yaramış kanseri gerilemişti. "Allah ne kadar büyüktü. Kuşlar göndermişti dallarımıza."