Sacide

Sacide
@Saciide
Tıp Fakültesi
269 okur puanı
Kasım 2019 tarihinde katıldı
Günlerdir her uyuduğumda kabuslar görüyordum. Uyumadığım anlarda ise stresten, korkudan kendimi iyi hissetmiyordum. Çok düşünmüştüm ve artık şuna emindim; sonuç her ne olursa olsun Allah babam için, bizim için en güzelini nasip edecekti. İşte o gün neredeyse gelmişti;yarın. Siz hiç bir günü bu kadar yakın ve bu kadar uzak hissettiniz mi? Evet, çok yakın ve çok uzak bir gündü; yarındı. Stresten uyuyamıyordum. Doğru, her şeyi kabullenmiştim ondan gelen ve gelecek olan. Ama bu kabulleniş, çok zor bir kabullenişti. Uyuduğum an kabuslar görecek gibi hissediyordum yine. Bir süre dua ettim. Daha sonra telefonu aldım. Şiirleri severim. Şiir okumaya başladım. Fazıl Hüsnü Dağlarca'nın daha önce tanışmamış olduğum ve tanışınca kalbimin en güzel yerinde kendisine yer verdiğim şiirinden şu iki mısra ile karşılaştım: "Allah ne kadar büyüktür. Kuşlar gönderir dallarımıza." Suda boğulurken tutunacak bir şey bulmuşum gibi hissediyordum. Telefonu bıraktım, gözlerimi kapattım. Bu iki cümleye tutundum, içimden sürekli tekrar ediyordum; uyuyakalmışım. Yarın olmuştu nihayet ya da gözlerimi açıp kapatmışım gibi. Babamın sonucu çıkmıştı, ilaçlar işe yaramış kanseri gerilemişti. "Allah ne kadar büyüktü. Kuşlar göndermişti dallarımıza."
Reklam
Gri bulutlar kaplıyor gökyüzünü. Benim içimi ise heyecan. Çoğu insanın aksine seviyorum böyle havayı ve yağmuru, en çok da toprak kokusunu. Bu nedendendir ki güzel günlerin hep güneşli günlere atfedilmesi zaman zaman beni üzer ve saçma gelir. Yine bunu düşünürken yağmur yağmaya başlıyor. Bir süre sonra güneş, bu düşünceme alınmış olacak, bulutların arasından çıkıp geliyor. Aslında en güzel günlerin ne sadece yağmura ne de sadece güneşe atfedilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Belki de en güzel günler, her ikisinin birlikteliğinde doğacaktır. Çünkü aklıma birazdan, birlikte ebemkuşağını oluşturacakları geliyor. Dikkatle ve bu kez daha da heyecanla seyrediyorum gökyüzünü. Ama maalesef kısa denemeyecek bir süre beklememe rağmen ebemkuşağı oluşmuyor. Tam umudumu kaybettiğim anda şu düşünce beliriyor zihnimde: "Ya yanlış pencereden bakıyorsam? Bana kim dedi ki bu pencereden görüleceğini?" Koşup başka bir cepheye bakan pencereye gidiyorum. Ve evet orada gökyüzünü süslemiş rengarenk bir ebemkuşağı. Sonra dudağımda bir gülümseme ile diyorum ki kendime: "Ya hayata, olaylara da yanlış pencereden baktığımız için göremiyorsak ebemkuşağını. Doğadan öğrenecek çok şeyin var Sacide."
"Birer katildi artık, Öldürülen hayaller. Katiliydi henüz doğmamış hayallerin, Katiliydi var olan tüm umutların..."
Şiir
Belki hiç unutamayacağım bir otobüs yolculuğundayım, gün doğmak üzere bütün hüznüyle. Yol boyunca düşündüm. Düşünmeme sebep ise insanların yüzlerindeki kederdi. İnsanların yüzlerindeki bu keder, gözlerimin dolmasına sebep oluyor seyrettikçe. İlk defa bu kadar kederi bir arada görüyorum. Dinlenme tesislerinde de büyük bir sessizlik ve hüzün hakim. Sanki kimsenin edecek bir kelimesi kalmamış gibi, herkes kelimelerin kifayetsiz denildiği o noktaya gelmiş gibi. İnsanlara bakıp, kim bilir hangi umutları yerle bir oldu, kim bilir kimi kaybetti; belki de hiçbir kaybı yok ama acısı olanların acısını tüm kalbiyle hissediyor, paylaşıyor diyorum. Binlerce hikayenin kötü sonla bittiği bu günler, umarım kalbimizdeki ve zihnimizdeki son kötü sonlu hikayeler olarak kalır. Bu hikayeler bizimle yaşamaya devam ederken, bir yandan da yeni güzel hikayeler yazacağız bu sevgi, bu güç ile hep birlikte, en baştan. O zaman gün, hüzünle değil sevgiyle ve gururla doğacak. Ama onun da kalbinin bir köşesinde o hüzünden kalacak hep bir parça. O yine de bizlere kocaman gülümseyerek doğacak...
Yeni güzel anılar biriktirmek istemiyorum artık, sonra bana acı vereceklerini düşündüğüm için. Artık en mutlu anlarımda bile bu korku sarıyor beni. Oysa ki o anda mutlu olursam, sonra o mutlu anılar benim için yalnızca hüznü ifade etse de, hislerim bu şekilde dengelenir ve beni üzemez diye düşünmeye çalışıyorum. Kendimi mi kandırıyorum yoksa? Böyleyse bile, yani kendimi kandırıyorsam ve acı daha ağır basıp üzerse, yine de bir zamanlar mutlu olduğum günler de var olmuş olur en azından. Merak ettim ama anımsayamıyorum bir türlü acaba ne zaman başladı bu korkum, en son bu korku olmadan mutlu olduğum şey neydi, birden mi oldu yoksa bir birikim sonucu mu? Niye merak ettim ki zaten, boş ver. Biliyor musun, ben şu sürekli üzerine sözler yazılan "Umutlar ölmez" cümlesinin doğru olduğunu öğrendim. Hayır hayır kimse yalan söylemesin, kendini kandırmasın. Gerçekten ölmüyor umutlar. Ama bazen azalıp artabiliyor, ya da sen yok olduğunu düşünüyorsun. Yok olduğunu düşündüğümüz şeyler gerçekten de yok mudur her zaman? Umut ansızın konuverir en güzel, en narin kelebekler gibi, düşündüğün o güzel çiçeğe. İnsanlar ne kadar da tuhaf, değil mi sence de? Bazı insanlar senin düşündüğün o en güzel çiçeği hiçe sayar, umrunda olmadan koparıp atar. Hatta bazen bu çiçeği birlikte düşünüp, sulamışsınızdır hayallerinizde ama o kendi emeğini bile hiçe sayar. Sonra kelebek konacak yer bulamaz, sen yeni bir çiçek hayal edene kadar. Ama ölmez, o sadece yeni bir çiçegi bekler konmak için. Sen öfkelenip öldürmek istersin belki de o kelebeği. Ama o, sen öldürmek istedikçe güçlenir. Ben şimdi kelebeğim uyusun istiyorum bir süre. Ben yeni bir çiçek hayal edebilecek duruma gelene kadar. Çünkü ben çiçeğime üzüldüğüm kadar kelebeğime de üzülüyorum. Ve biliyorum, kelebeğim de yorgun, yeni bir çiçeğe konamayacak