“Düşünceleri daima isabetli olan amcam bir gün beni sokakta durdurup sordu: 'Zebaninin cehennemdeki ruhlara nasıl işkence ettiğini biliyor musun?’
'Hayır/ dediğimde, 'Onları bekletir/ diye yanıtladı.”
“Sevdiklerine sarılıp küçük kızını kucağına aldığında o minik bedeni, o yumuşak elleri avuçlarında hissettiğinde bir kez daha anladı ki insan İnsanın zehrini alır. Ama onu zehirleyenler de insandı; başka in sanlardı, soğuk, uzak, acımasız insanlar. O zaman belki de doğru olan şuydu: Seven insanlar birbirinin zehrini alır, birbirine şifa olur, birbirini kurtarır. Böylesi daha gerçek, daha insaniydi. Sartre’ın, "Başkaları cehennem dir,” sözüyle de çelişmiyordu bu; çünkü yaşamınız boyunca size değenlerin bazıları cehennemi yaşatır -ayaz
da titretir, demir parmaklıkların ardında çürütür- bazılarıysa cenneti sunar; sıcacık bir kucakla sarar, masum bir gülüşle hayata döndürür.”
“Uzak tanıdıklarınızın yüzü net gelir gözünüzün önüne ama sevdiklerinizin yüzü bir türlü tamamlanamaz. Çünkü gülüşleri, kaş çatışları, yüz ifadeleriyle tanırsınız onları; tek bir sabit resim olarak değil, binlerce anının toplamı olarak. O anılar soğukta kayboluyordu, buza dönüşüyordu, paramparça oluyordu.”
“Okuduğu okullardaki öğretmenler ,ailesi,tanıdıkları, devlet kurumları... herkes onun bir sıra neferi olmasını istiyordu, bir dişli olmasını, çarkın içinde. Onu belirli kategorilere sokmak niyetindeydiler. Oysa o, hepsine karşı direnmek ve kendi kendisinin sahibi olmak anlamına gelen "seçmek” fiilini gerçekleştirmek istiyordu.”
Sayfa 28 - Can yayınları Zülfü Livaneli·Kitabı okudu
“O çay ,sadece bir içecek değil ,bir anlık huzurun,bir anlık direncin simgesiydi.tadı,bir hayatın özü gibiydi,acı ve tatlı karışık,damakta kalan bir tecrübe gibi.”
Sayfa 19 - Can yayınları Zülfü Livaneli·Kitabı okudu